| Acaba Ne Zaman? |
|
|
| Abdullah Aymaz, Zaman | |
| 23.09.1998 | |
|
Hayatımızı, mesuliyetimizi bilerek güzelce yaşamak mecburiyetindeyiz. Ölümün nerde nasıl yakalayacağını bilemiyoruz. Bir okuyucumun gönderdiği bence ibret dolu mektubu takdim ediyorum: Sayın İsmail Yediler; 19 Eylül tarihli gazetenizde verilen "Elim trafik kazası" haberinin yakın şahitlerindenim. Anlatacaklarımı bir ibret vesikası olarak uygun görürseniz köşenizde neşredilmesini arzu ediyorum. 16 Eylül Perşembe günü akşamı arkadaşlarla beraber sohbet ediyorduk. Günümüzde günâhların bizi her taraftan sardığını, ihlas ve takva üzere bir yaşayışımızın olmadığını mevzubahis ettik. Bir ara Bayram Bey, "Bana kalırsa şehit olmaktan başka bir şey temizlemez" diyerek, şehitliği arzuladı. Ben kendi kendime, şimdi bir savaş yok hem de yaşımız belli noktaya gelmiş diye düşünürken, İslâmiyet'te şehitliğin çeşitlerini hatırladım. Öyle ya, yanarak ölen, karın sancısıyla giden, denizde boğulan mü'minler hükmen şehit sayılıyordu. Cuma günü uçağa bindik, tam havalanıp Koca Sinan Kabristanı'nın üzerinden geçerken Bayram Bey bana, "Bak Ziya Bey'in oğlu şimdi mezarda" dedi. Hiçbir münasebeti yokken bunu niçin söylediğini anlayamadım ve düşünmeye başladım. Gaziantep'e vardığımızda uğradığımız dükkanlarda ve işyerlerinde bir fırsatını bulup Müslümanları ikaz ediyor; İslâmi hizmetleri teşvik edici konuşmalar yapıyordu. Halbuki bu mevzularda çok az konuşan bir insan olduğu için bu tutumuna şaşırıyordum. Öbür gün Urfa'ya gittik. Yolda uğradığımız Nizip'te olsun Urfa'da olsun hep şuur verici konuşmalar yaptı. O akşam, yattık fakat Bayram Bey hiç uyumamış. Halbuki yatınca beş dakika geçmez uyuyakalırdı. Gece battaniyesini alıp koltuğa oturmuş, azıcık dalıp sonra tekrar uyanıyormuş. Bana, "Bugün gözüme hiç uyku girmedi" dedi. Sabah namazını Hasbi Hoca'nın arkasında kıldık. Birinci rekatta Amme Suresi'nin muttekîler için anlattığı cennet mükâfatlarını ifade eden ayetlerini okudu. Sabahleyin üç araba geri dönenceğiz fakat arkadaşları bir türlü toplayamıyorum. Birini buluyorum öbürü kayboluyordu. Sanki Urfa'dan çıkmayalım diye çeşitli sebepler çıkıyor ve gidişi engelliyordu. Ben Reno'ya bindim, arabayı ben kullanacaktım. Yanımda Mustafa Bey vardı, arkada Bayram Bey ile Halil İbrahim Bey bulunuyordu. Biraz sonra Hasbi Hoca yanıma geldi "Sen Kartal'a geçeceksin, bu arabayı ben kullanacağım" dedi. Biz hareket ettik, arkadakiler 6-7 km. sonra durup tekrar yer değiştirmişler. Yani Ford'u kullanan Mehmet Hoca, Mustafa'ya "Senin ehliyetin var, benim arabayı sen kullan" deyip kendisi Hasbi Hoca'nın yanına öne oturmuş. Biraz sonra Ford en önde arkasında Reno bizi geçtiler. Bir tepeye doğru tırmanıyorduk. Karşıdan tankerler çıktı. Birisi hatalı bir sollama ile önündekini geçmeye çalışırken Ford az bir tehlike ile yanlarından geçti. Fakat Reno ne yapacağını şaşırdı. Tankerle bir anda burun buruna geldiler, önce bir yukarı doğru kalkar gibi oldular sonra tanker ezip geçti şarampole kaydı, Reno da ezilmiş hali ile ters yöne yani Urfa'ya döndü. Arabayı durdurup koşmaya başladık. Bir baktık dirsekten kopmuş iki sağ kol, ikisinin de şehadet parmakları, şehadet getirme halinde dikilmişlerdi. Birinin yüzüğünden Mehmet Hoca'ya ait olduğunu, öbürünün de nişanından Bayram Bey'e ait olduğunu tanıdım. Dördü de vefat etmişti. Fakat birden yangın başladı. Söndüremedik ancak itfaiye söndürebildi. Sonra kalan parçaları toplayıp, dört ayrı battaniyeye sararak kaldırdık. Cesetler ayrılınca geriye küller, taşlara yapışan etlerin lifleri, kanlar, kanlı kağıt vs. bulaşıklar kalmıştı. Bir anda ezilmiş taksi merkez olmak üzere çevresinde bir hortum belirdi. Ve geriye neler kalmışsa hepsini göğe çekip aldı. Ve gözden kaybolup gitti. Hiçbir kalıntı bırakmadı. Bayram Bey'i İstanbul'a getirdik, açtık hoş bir kokusu vardı. Halbuki yanık olduğu ve aradan vakit geçtiği için endişeliydik. Kefene koyduk sanki değişiklik oldu. Kabre konurken üzerimize kanlar damladı. Bir arkadaşımın pantolonunda ve birkaç yerinde damla damla kan izleri kaldı. Herkes hayret etti. Kendime göre bazı manalar sezdiğim bu olayı ibret verici olması bakamından sizin aracılığınızla okuyucularınıza duyurmayı uygun buldum. Necati Genceli |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







