| Yazık |
|
|
| Taha Kıvanç, Zaman | |
| 14.08.1998 | |
|
Bizde gerçek anlamda 'araştırmacı-gazeteci' fazla değil; o azlar arasında dikkat çekenlerden biri 'Gizli Kulaklar Ülkesi' adlı ilk kitabını Kuliste tanıttığım Faruk Bildirici'dir. Kitap sadece ülkemizde değil bütün dünyada alarm canlarını çaldıran 'elektronik dinleme' uygulamalarını en geniş biçimiyle okurlara ulaştırmıştı. Simdi de ikinci kitabıyla karsımızda Faruk Bildirici: "Maskeli Leydi, Tekmili Birden Tansu Çiller"... 160 kişiyle görüşerek yazdığını anlatmasına rağmen duygularımı hemen kaydedeyim: Kitabi hiç beğenmedim, dahası onu Faruk Bildirici adına da yakıştıramadım. "Neden?" sorusuna cevap olması için kitaptaki yüzlerce anekdottan birine dikkatinizi çekeyim. Gaflarıyla ünlü Tansu Çiller'in İslami kesimi iyi bilmediği için yaptığı bir gaf örneği olarak, Türkiye gazetesi sahibi Enver Ören'le görüşmesinden sonra yaşananları anlatıyor Faruk Bildirici. Okuyalım: Enver Ören'i uğurlarken, 'Hocaefendi'ye selam söyleyin' demişti. Ören duymazlıktan gelince tekrarlamıştı: 'Fethullah Hocaefendi'ye selam söyleyin lütfen.' Ören'in Fethullah Hoca ile bir ilişkisi olmadığını, farklı gruplar olduklarını bilmiyordu anlaşılan. Ören, bu selam için yanlış adresti." (s. 298) Güzel bir anekdot, ama doğru değil. doğru olmadığını anlamak için, Tansu Çiller'in bu tur bir gaf yapmayacak kadar Enver Ören'i tanıdığını bilmek, bunun için de 'Maskeli Leydi' kitabinin 221 ve . sayfalarını okumak yeterli (O sayfalarda, Özal'ın cenazesinin kalktığı gün, Tansu Çiller'in Enver Ören'i ziyaret ettiğini ve yükselmesi için kendisine destek vermesini istediğini anlatır Faruk Bildirici). Ama, ben o anlatılanın doğru olmadığını sadece akil yürüterek biliyor değilim; benim yanlışlıktan bu kadar emin olmamın daha 'özel' bir sebebi var: Olay benim başımdan geçti çünkü... 1994 yerel seçimleri arifesinde, DYP lideri ve başbakan Tansu Çiller'in benimle görüşmek istediğini öğrendim. Randevulaştık. Çiller, bunca yıldır siyasetin içindedir, değişik vesilelerle defalarca ayni mekanlarda bulunmuşuzdur, ama bugüne kadar adimi öğrenememiştir. O gün, bazısı yazılmak, bazısı da yazılmamak kaydıyla epey uzun bir görüşme yaptık kendisiyle. Ramazan ayıydı. Tam ayrılacağım sırada, Tansu Hanım, "Pazartesi iftarınıza geleceğim" dedi. Pazartesi akşamı iftarımız olmadığını bildiğim için şaşırmışken, sonra söylediğiyle şaşkınlığımı daha da artırdı Tansu Hanim: "lütfen Enver Beye selamlarımı iletmeyi unutmayın." Kendisinin görüşmek istediği gazetecinin hangi gazetede çalıştığını bile bilmiyordu, benimle Türkiye gazetesi mensubuymuşum gibi konuşmuştu Tansu Çiller... Ben bu olayı söz düştükçe pek çok yerde anlattım; öyle anlaşılıyor ki, olay zihinlerde kalmış, ama ağızdan ağıza dolaşırken kahramanlar değişmiş... Kulaktan dolma bilgilerle biyografi yazmanın ne büyük hata olduğunu bu olaydan anlamalı Faruk Bildirici... Tansu Çiller beni bilmese de, ben onu siyaset sahnesinde belirmeden önceki günlerden beri yakından izliyor ve fırsatını düşürdükçe bu sütunda ağırlıyorum. Tansu Çiller adinin geçtiği ilk -Kulis 1989 yılında çıktı; orada, katıldığı bir panelde irtica tehdidini abartan, İmam Hatip Liselerini 'tehdit' olarak yaftalayan Boğaziçi Üniversitesi profesörüydü henüz. Sonra siyasete atıldı ve ilk günlerde, Nokta dergisine, "Doktoram Yale Üniversitesi'nden" dedi. Araştırıp doğrusunu (yani, doktorasının New Hampshire'dan olduğunu) ben yazdım. Babası Hüseyin Necati Çiller'in adi ilk bu sütunda çıktı; 'vali emeklisi' olarak tanıtılan babanın sadece 11 ay valilik yaptığını Kulisten öğrendi insanlar; servetin kökeninde babanın İstanbul belediyesinde çalışmış olmasının yatabileceğine ilk işaret de burada verildi. Eserlerini elde edip 'bilimselliklerini' ilk ben sorguladım. Orta ve lise eğitimini aldığı okulunun mezuniyet yıllığını ele geçirip yaşı konusundaki tutarsızlığa ilk işaret eden de Kulistir. Özer Çiller'in mensup olduğu loca, 7-Eleven macerası da Kulis okurlarının malumudur. Tıpkı Mert Çiller'in bitirdiği Amerikan üniversitesinin garip özellikleri gibi; üşenmeyip üniversitenin tanıtma kitabına ulaşarak elde etmiştim o bilgileri... Biz Tansu Çiller'in peşinde koşup hayat hikayesindeki tutarsızlıkları sergilemeye, fikirlerini sorgulamaya, geçmişini ve ailesini irdelemeye çalışırken, başkaları, onu "Türkiye'nin gelmiş geçmiş en basarili ekonomi bakanı" olarak tanıtma gayretindeydiler. Bugün 'maskeli' sıfatı uygun görülen 'Leydi', o günlerde iktidara yürüyordu, onun için "Leydiniz topuk sesi" manşeti atılıyordu. Aslında, Faruk Bildirici siyasi hayatımıza katkısı olacak bir Çiller biyografisi yazabilirdi yine de; ilk elden bildiği, Tansu Hanım'ın ortaya çıkısından bugüne kadar gecen surede 'bir kısım medya' ile ilişkilerini bütün çıplaklığıyla sergileyebilseydi... 'Maskeli Leydi' kitabinin bir temel yanlışlığı var: Konusuna, Çölaşanvari, yani acımasız yaklaşıyor. Oysa, yazdığı Şeytan'ın biyografisi bile olsa, araştırmacı-gazeteci, onu bütün boyutlarıyla ele almak zorundadır. Kendisine her anlatılanı doğru kabul edemez. Her yeni iddiayı en az iki kişiye doğrulatmadan kitabına geçiremez. "Çingeneye ip ver önce babasını asar" atasözünün geçerli olduğu, herkesin birbirinin kuyusunu kazmakta yarıştığı bir ülkede, kişisel garez, kin ve intikam duygularıyla kendisine anlatılanları kitaplaştırmaya 'araştırmacılık' diyemem ben, hele 'gazetecilik' asla... Yazık, iyi yolda olan nitelikli bir gazeteci, böylesine büyük bir yanlışa düşmemeliydi. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








