| Toplantı Sonrası Düşünceleri |
|
|
| Taha Kıvanç, Zaman | |
| 21.07.1997 | |
|
Yeşilin böylesi de olur muymuş? Abant Golü'nün etrafında sabahın köründe yürürken insanın zihnine çevrenin olağanüstü güzelliğiyle ilgili binlerce düşünce üşüşüyor... Uzun yıllar önce söyle bir uğramıştım Abant'a, ama göz alıcı güzelliğiyle ilk şimdi tanıştım. Tek hayretim su: Abant'ı korumayı nasıl becerdik acaba? Çevre bilinci pek üzerimize oturmuyor da... Yaya 1,5 saatte gezilen gölün etrafında sadece iki otel ile otellerden birine ait bir köşk var. Bazı mahaller çadırcılara, bazı mahaller de günübirlik piknikçilere ayrılmış... Gezmeye erken çıkanların şayisi fazla değil, ama saatler biraz ilerleyince yürüme meraklıları artıyor... Abant Gölü tertemiz, nilüfer zamanı olduğu için manzara çok çarpıcı... Golün etrafındaki otellerin ikisi de devletle irtibatlı; biri TURBAN'ın diğeri de Vakıflar Bankası'nın büyük hissedarı olduğu Taksim Otelcilik'in... Biz, Taksim Otelcilik'e ait olanda kaldık, isabetli bir secimdi. Tamamen dolu olduğu halde otelde hiçbir hizmet aksamadı; yemekler nefisti, cay ve kahve yetiştirmek için koşuşturdu nazik personel... Spor kulüpleri Abant'ı bizden önce keşfetmişler; on kadar kulüp bizim otelde kamptaydı... Başarıda büyük payı olduğunu düşündüğüm isletme müdürü Enver Günay, "Buranın baharı da sonbaharı da güzeldir; kişi bile görülmeye değer" dedi bana. Bu kadar akilli ve zeki insani düşünce ve çözüm üretirken gözlemlemek insana heyecan veriyor. Abant toplantısı bir romancı için bir tur laboratuar yerine geçebilir. Ne demek istediğimi bir örnekle anlatayım. Gözlemleyerek çözüme yönelik davranış bakımından aydınların iki türe ayrıldığını çıkardım. Biri, 'ütopyacı ve uzlaşmaz' aydın, diğeri ise 'gerçekçi ve uzlaşan' aydın. Birinci turun kendi kafasında oluşturduğu bir dünyası var; ideal bir dünya o, hatta ideal olmayan unsurlar bile kavramlara yeni anlamlar yüklenerek ideal hale dönüştürülüyor o dünyada. 'Ütopyacı aydın', soruna kendi dünyasında nasılsa öyle yaklaşıyor, tavize asla yanaşmıyor; herkesin onun kendine özgü tanımlarla ürettiği çözüme uymasını istiyor... İkinci tur aydının tavrı da üslubu da farklı: Hayatin içinde yasıyor, dolayısıyla sorunlarla ya bizzat kendisi bas etmek zorunda, ya da en yakın çevresi... Kendisini çözüm üretmek zorunda hissediyor bu tur aydın ve idealde buluşulamazsa 'yasayabilir' çözümler üzerinde uzlaşabiliyor... Abant toplantısında, birinci tur aydının en çarpıcı iki örneği vardı. İkisi de farklı noktalarda yer alarak, herkesi kendi çizgilerine çekme mücadelesi verdiler. Sik, "Benim dediğim olmazsa muhalefet notu düşerim" tehdidinde bulundular, protestolarını zaman salonu terk etmeye kadar da vardırdılar... 'Gerçekçi ve uzlaşan' aydın turunun iki çarpıcı örneği ise Prof. Hayrettin Karaman ile Prof. Hüseyin Hatemi idi. İkisi de, her konuya kendi yaklaşımlarını temsil eden formüllerle yaklaştılar, ancak sorun çıkınca yeni alternatifleri yine kendileri ürettiler; başkalarını da dinleyip gerektiğinde uymayı ihmal etmeden... Hiç söylemeye gerek yok: Abant toplantısına gelmeden önce, 'dediğim dedik' tavrı Hatemi ve Karaman hocalardan bekler, diğer iki tipin ise daha katılımcı davranacağını sanırdım. Ne kadar yanılmışım. İzmir İlahiyat Fakültesi dekanı Prof. Mehmet Aydın ise, katılımcıların bütünü üzerinde kurduğu saygı otoritesi sayesinde, toplantının başarısında en büyük payın sahibi oldu. Kararların müzakere edildiği toplamı on saat suren oturumlarda, o kadar saat ayakta durdu, söz dağıtıp söz topladı ve mutlaka bir uzlaşma formülü bulunmasını sağladı. Abant toplantısını en iyi izleyen gazete Hürriyet oldu. Hürriyet yazarı Yavuz Gökmen ikinci günden itibaren oturumlara katildi, sosyal etkinliklerde yer aldı. İlk gün de, yazarı Ferai Tinc'la izledi Hürriyet toplantıyı, ayrıca iki de muhabir gönderdi. Yazar ve muhabirler, toplantı suresince Ertuğrul Özkök'ün telefonlarına muhatap oldular. Hürriyet, toplantıdan çıkan sonuç bildirgesini okurlarına bütünüyle duyuran iki gazeteden de biriydi (diğeri Zaman). Okurlar, bazı katılımcıların, "Başörtüsü ekseninde geçti tartışmalar, bildirgeye bu yüzden muhalifim" sözleriyle metin arasındaki ihtilafa şaşmış olmalılar. 10 maddelik bildirgede başörtüsü sözcüğü bir kez bile geçmediği gibi, konuyla dolaylı irtibatlı yalnızca bir madde bulunuyor, o da Nevval Sevindi'nin kadınlara ayrımcılık konusunu vurgulama ısrarının sonucu bir cümlenin konduğu madde. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı insanı şaşırtan işler yapıyor. Bugüne kadar "Olmaz" denilen nice etkinliği büyük bir yetkinlikle gerçekleştirdiği biliniyor vakfın. İlk elde "İlgilenmezler" denilen kişileri hoşgörü ve diyalog faaliyetlerinde birleştirdi; çok insanin vakfın düzenlediği diyalog toplantılarını özlemle beklediğini biliyorum. Gecende İstanbul/Cemal Reşit Rey'de düzenlenen 'İslamiyet ve laiklik' konferansının gördüğü ilgiden cesaret alınarak girişilen Abant toplantısı da, "Bu kadar aykırı görüş sahibi, farklı eğilimden insan, özellikle su sırada, laiklik gibi netameli bir konuyu görüşmek üzere bir araya gelmez" diye düşünülen aydınları, üç günlük verimli bir tartışma maratonunda buluşturdu. 'Tarihi bir olaydı gerçekleştirilen... Az buz değil. Konu, diğer dinlerin laiklikle ilişkisini ve başka ülkelerdeki uygulamaları da kapsamı içine alan uluslararası bir toplantıyla gündemde tutulmalı. Tartışılan konu sadece bize ve sorunlar da İslam'a özgü değil çünkü... Unutmayalım: Sorunlar ancak tartışılarak çözülür. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







