| Abant'ın Yorumu |
|
|
| Fehmi Koru, Zaman | |
| 21.07.1998 | |
|
Nüfusunun yüzde 99'unun Müslüman olduğu söylenen Türkiye'de yasayan insanlar iki parantez arasına sıkışmış durumdalar: Parantezin birinde devletin 'laiklik' vasfı, diğerinde ise bireyin 'inancı' kayıtlı. Bu iki parantezden birinin, ara sıra, diğerini silerek yok etmek eğilimine girdiğini biliyoruz. Su anda da 'laiklik' adına 'inancın' gerilemeye zorlandığı bir donemden geçiyoruz, sancıları ilgili-ilgisiz herkesi içine çeken bir donem bu; inançlı insanların devlete bağlılıkları sınava çekiliyor ve en olumlu davranışları bile kuşku ile karşılanıyor... Laiklik, hiç kuskusuz, Türkiye'nin en ciddi sorunu bugün. Abant'ta toplanan bir grup aydının, birçok maddesi ezici çoğunlukla kabul edilen bir bildirge metninde buluşmaları, ülkenin onunu tıkama istidadı gösteren sorunun çözümü yönünde önemli bir gelişme. Ancak ondan da önemli olan, bildirgede yer alan maddelerin temsil ettiği yeni bakış acısı. Aslında, din ekseninde birey/devlet ilişkilerini düzenleyen bir yöntem laiklik; ancak İslam dininin bazı özellikleri yüzünden, İslam Dünyası'nın ters baktığı bir yöntem. Bu ters bakışta, laikliğin zaman uygulandığı biçimin rolü de büyük. Türkiye, kökeninde Hıristiyanlık yatan bir kültürün sınıflı bir toplum için ürettiği laiklik formülünü, farklı bir kültür ve sınıfsız bir topluma ithal ederken daha seçkinci davranabilirdi, günün şartları buna elvermedi. İkna sureci islemeden kabulün sıkıntılarının etkisi hissediliyor Türkiye'de buğun... Abant Bildirgesi'nde en dikkat çekici nokta, içlerinde ülkemizin uluslararası saygınlığa sahip en yetkin ilahiyatçılarının da yer aldığı bir grubun ortak eseri olması göz önünde tutulduğunda, laiklik kavramını peşin reddetme kolaycılığına sapmamasıdır. İlahiyatçılar ve dindar düşünürler, ülkedeki devlet/birey ilişkilerini din ekseninde düzenleyen laiklik kurumunun gerekliliğinde tereddütlü görünmüyorlar. Onları tedirgin eden, inancı vicdana hapsetme, dindarları kamusal alandan sürme çabaları; travma tik etkiler yapan bu durumun ortadan kalkması için sundukları çare, laiklikten vazgeçilmesi değil, daha anlayışlı bir yorumu laikliğin... Bir tur 'kutsallık' taşıdığına inanılan, vatandaşına resmi ideoloji dayatmayı görev bilen despotik devlet anlayışından, insan haklarına saygılı, özgürlükçü demokratik bir devlete uzanmayı talep ediyor Abant Bildirgesi... Abant Bildirgesi, İslam'ın dogmatik yorumlarına alenen karşı çıkıyor. Bildirgenin maddelerinde, vahiy/akil çelişkisinde aklin yol göstericiliğinin özellikle belirtilmesi, güncel sorunlara dini hükümlerin acık ifadelerine bağlı kalma zorunluluğu duyulmaksızın çözüm aranabileceği vurgusu, egemenliğin bir ferdin, sınıfın veya zümrenin tabii veya İlahi hakki olmayıp millete ait olduğu ve siyasi rejimin ayrıntılarının nasıl düzenleneceğinin topluma bırakıldığı tespitleri, ilk kez bu açıklıkta ifade edilmeleri acısından, 'devrim' sıfatını gerçekten hak eden görüşler... İlahiyatçılarla samimi dindar düşünürlerin, neredeyse topluca üzerinde birleştikleri bir konu da, laiklik sorunsalının en merkezi konusu olan devletin bütün dinlere eşit mesafede bulunması zorunluluğu... Bildirgenin, "Devlet, hukuk devleti çerçevesi içerisinde dini inanışlar ve felsefi kanaatler konusunda tarafsız bir konumda olmalıdır" cümlesiyle başlayan maddesiyle 'inanmama hakkı'na da 'inanma hakki' kadar sahip çıkılıyor. Bildirgede 'kutsal' sıfatıyla bir arada kullanılan bir kavram yok; ama kutsallık atfedilebilecek bir kavrama dikkat çekiliyor: 'Yasam tarzı'... 'Yasam tarzı' üzerindeki genel hassasiyete gerektirdiği titizlikle yer veriliyor. Bildirge ana tonlamaya dikkat edilerek okunduğunda mutlaka fark edilecek gerçek su: Ülkenin din alanındaki çalışmalarıyla tanınan saygın bilim adamları ve dindar düşünürleri, kendilerine yöneltilen ithamları temelsiz bırakan bir teorik çerçevede birleşmiş görünüyorlar; laiklik kavramının sorgulanmadan kabulü, dinin özüne ve nassların nasıl yorumlanacağına dair, siyasi rejimin çerçevesinin toplumca çizileceğine ilişkin 'devrim' çapında tespitler bunun işaretleri... Buna karşılık, Abant buluşmasına katılan 'laik aydınlar' da, laikliğin bir tur ideoloji olarak kullanılmaması, hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına, inançlı insanların kamu alanından dışlanmasına varan bir anlayışla yorumlanmaması üzerinde birleşmiş görünüyorlar... Bundan sonrası devletin alacağı tavra bağlı. Devlet de, bütün mekanizmalarıyla, "Türkiye'nin ortak özlem ve beklentilerine" yankı olma iddiasındaki Abant'tan yükselen sese, umarız, duyarsız kalmaz. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







