| Ne İstiyorsunuz Bu Hocaefendi'den |
|
|
| Hüseyin Üzmez, Akit | |
| 25.04.1998 | |
|
Bir Rektör'ün her gün yaptığı gibi vatandaşları "Laik-Antilaik" ayrımına tabi tutmamış. İnançlara baskı kararını kadeh tokuşturarak kutlamamış. Bazı kavgalara, en azından kırgınlıklara sabep olacak bu yanlışlardan keyfe gelip 10'ncu yıl marşları söyletmemiş. Halkı aldatarak kendini milletvekili seçtirmemiş. Yıllarca milyarlara varan ödenek ve yolluklar almamış. Milletin parasını gidip Monte Karlo, ya da Macaristan kumarhanelerinde yememiş. Bir sivilce tedavisi için Amerika'lara uçmamış. Kendim için bir şey istiyorsam nâmerdim" diyerek, milletin önüne düşmemiş. "Ödünç Oylar" la sandıktan çıktıktan sonra gidip en yüksek mevkilere oturmamış. Ne politik davranmış, ne "Takiyye" yapmış. Birer buçuk milyara İtalyan koltukları yaptırarak, milletin parasını çar-çur etmemiş. Hediye alarak, villalar, köşkler, daireler almamış. Bombası patlayınca da götürüp bunları geri vermemiş. Vurgun, soygun, hırsızlık, namussuzluk peşinde koşmamış. Uyuşturucu kaçakçılığı ve hayalî ihracat gibi pis işlere hiç karışmamış. Yabancı bankalarda hesaplar açtırmamış. Oralarda mal-mülk, çarşı-Pazar sahibi olmamış. Koynunda çifte pasaport taşımamış. Türk olarak doğmuş. Müslüman olarak yaşamış. Engin bir "Hoşgörü" sahibi olmuş. Kimseyi dinsizlikle, kafirlikle itham etmemiş. Cennet'i Cehennem'i inhisarı altına almamış. Tam aksine ... Papalarla, Patriklerle, Hahamlarla insanca "Diyalog"lar kurmuş. İnsanlar arasında ayrım yapmamış. Marksistleri, Kemalistleri, Ateistleri bile şefkatle bağrına basmış. Türkiye 'nin istikbalini "Eğitim" de gördüğü .. Ta Amerika'da Orta Asya'ya kadar her yerde ve her kıt'ada, yüzlerce yurt, okul ve kolejler açmıştır. (Kendi deyimiyle) "Bu kuruluşlar, dünyanın her tarafında Türk Ulusu'nu, Atatürk'ü ve Laik Cumhuriyeti anlatmışlar. Oralarda milletimizi temsil etmişler. Milli Eğitim bu okulları devamlı denetim altında tutmuş. Bakanlık müfettişleri hiç eksik olmamış. Öğrenciler, çağdaş dünyadaki "bilimsel" ve "bedensel" bütün yarışmalara katılmışlar. Büyük başarı kazanmışlar. Ödüller, madalyalar almışlar. Modern Alem'in hayranlığını kazanmışlar." Bütün bu başarılırın baş mimarı Fethullah Hocaefendi; siyasetten, gösterişten ve desinlerden daima uzak kalmış. Hayatında hiç evlenmemiş. Doğru dürüst bir ev-bark sahibi bile olmamış... emekli maaşından başka bir devamlı geliri yok... dünyadan hiçbir beklentisi de yok... İleri derecede şeker hastası ... Her yemeği yiyemiyor. 40 sene evvel kendisini İzmir'de ziyaret ettiğim zaman kuru tahtalar, hasırlar, minderler üzerinde yatıyordu. O haline hayran olmuştum. Bugün de öyleymiş... 21'nci yüzyıl eşiğinde tam bir "Rint" hayatı yaşıyor Böyle bir insan Avrupa'da olsaydı, "Aziz" diye heykelini dikerlerdi. Hocaefendi'nin kimsenin tavuğuna "Kışşş!...! dediği de yok... Mümkün olduğu kadar esnek ve dostça davranıyor. Tesettürü mesele yapmıyor. Yuvalarında bir tek kara çarşaflı göremezsiniz. Gençler, sakal da bırakmıyor. "Milli barış ve huzur bozulmasın" hassasiyeti içindeler. Ülkenin "Meccanin asayiş bekçileri" gibiler. Öyle ki bu yüzden ateşli ve tavizsiz bazı gençler kendisini can düşmanı kesiliyorlar. Biliyorum ki bu yazıyı yazdığım için bana da sert tepki gösterecekler. Göstersinler!... O samimi kardeşlerime canım kurban... Onların yiğitliği ve uyanıklığı olmasaydı, bu millet bu kadar ihanetlere rağmen Sıratı Müstakim üzere kalabilir miydi?... (Tabii ki Büyük doğu-IBDA Gençliği'nden bahsediyorum...) Hocaefendi, bütün okulları devlete devretmeye hazır olduğunu söylediği halde...? Yine de sırf Müslüman olduğu için O'na inanmıyorlar ve eziyet ediyorlar. Yazık!... Günah!... Ayıp!... Geçen günkü bir sözü beni ağlattı."İnzivaya çekilirim... Gider bir mağarada yaşarım... Orada ecelimin gelmesini beklerim diyordu. Bu kadar zülüm olurmuş?...Bunların yaptıkları karşısında, Çankaya'daki Atakule'nin ta tepesine çıkıp "Rahat bırakın Müslümanları!... Türkiye'deki tek irticacı benim!... Onların bütün suçlarını yükleniyorum!... Haydi gelin de beni asın!..." diye haykırışım geliyor. Yeter! ... Yeter!... Yeter!... Bir şey haddini aşınca, zıddına inkılâp eder. Sabrımızı denemeyin! O sonsuzdur! Sizden korktuğumuzdan değil... Vatanımızı Milletimizi gerçekten sevdiğimizden!... Çatlarsanız da, patlasanız da... Türkiye ne bir Cezayir, ne İran olacaktır! İnşallah "Mazlûm Milletlerin kararmış ufuklarında" yeniden bir güneş gibi doğacak ve lider olacaktır!... |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







