| ''Şu Okulları Devretsek'' |
|
|
| Ahmet Ünal, Zaman | |
| 20.04.1998 | |
|
"Derler ki; (Şu mektepler olmasa, eğitim çok güzel idare edilirmiş) diye. Ama kim söylemişse yanlış söylememiş." Herhalde hatırladınız. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın her zaman yaptığı sürprizlerden birisiydi. 1990'da, Balıkesir'de, bir okul açılısında yaptığı konuşmaya söyle devam ediyordu: "Milli eğitim Bakanı öğretmen tayiniyle mi uğraşacak, eğitim politikasını mi yürütecek? Yani okullar, ilkokullar, ortaokullar, liseler hepsi illerin kontrolünde olmalıdır. Bakanlığa direkt bağlı olmamalı. Öğretmenin parasını vermeli, ona bir şey demiyorum. Belki ileride secim yapılır, o okullara bakacak bir kurulusu yöre insani kurar ve o vakit benim okulum der. Yoksa devletin okuludur, devlet yapsın diyor. Aynı konu hastanelerde var. Dünyanın hiçbir yerinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastane yok." Batı'da özel sektör ve kilise devletin eğitim yükünün yarısından fazlasını üstlenmiş durumda. Öteden beri, her şeye hakim olan devlet anlayışını benimseyen Doğu Bloğu ve Asya ülkeleri ise hantallaşan devlet mekanizması altında hem kendi devletlerini hem de vatandaşlarını ezdiler. Merhum Özal, özel okul açılmasının önündeki engelleri kaldırınca bu mantığı en iyi kavrayanlardan birisi Fethullah Gülen'di. 80'li yılların ikinci yarısında öğretime başlayan özel okullar, o donem sol ve sağdaki tutucu çevreleri rahatsız etti. Ancak bugünn özel lise ve üniversiteleri eleştirenlerin çocukları bu okullarda okuyor. Aynı çevreler etkinliklerini yitirse de zaman zaman ortalığı karıştırabiliyor. Sayın Gülen, dün yurtiçi ve dışındaki okulların kendisine mal edilmesinden duyduğu rahatsızlığı şu sözlerle anlatıyor: "Böyle bir mal edilişte ben milletime karşı büyük bir haksızlık görüyorum. Bütün bir milletin adeta maşeri şuurun bir milli mücadele gibi bir meseleye benim sahip çıkmam milletime karsı saygısızlık olur. Hürmetsizlik olur. Çünkü bir yerde basarı o basarıyı meydana getiren fertlerin bütününe taksim edilir. Eğer bir kusur varsa o kusur bana irca edilmeli. Eğer bir başarı varsa o civanmert milletimize aittir." Merhum Özal, ilkokulların mahalli idarelere devrini gündeme getirince, "Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na aykırılığı" gerekçesiyle bizzat kendi bakan ve bürokratları dahi buna karşı çıkmıştı. Başbakan Mesut Yılmaz, dünkü basın toplantısında, "çeyrek asırlık rüya" olarak yorumladığı bir reformdan bahsetti. Eğitimde Çağı Yakalama - 2000 Projesi. Son uç yıldır, Milli Eğitim'in uzun vadeli hiçbir planının ve programının bulunmadığını bildiğim için, Böyle uzun vadeli projeler beni heyecanlandırıyor. Adından pek sık bahsedilen fakat kendisini göremediğimiz şu proje bir an önce yayımlanmalı. Başbakan Yılmaz, İMKB'nin zorunlu ilköğretime 42 trilyon katkı sağladığını da kaydediyor. İMKB bu katkıyı nakit olarak değil, yatırım olarak yapıyor. Burada kaydedilmesi gereken şu; insanımız devletine doğrudan yardım etmek yerine, kendisinin söz sahibi olduğu müesseseler yoluyla memleket meselelerine sahip çıkmayı tercih ediyor. Bu husus açıkça bilindiği halde, devletin merkeziyetçi yapıda ısrar etmesinin mantığını anlamak zor. On binlerce öğretmeni bir kerede merkezden atamak, yarım milyon Öğretmenin atama ve nakilleriyle uğraşmak Milli Eğitim'in işi olmamalı. Öğretmenler her ilin milli eğitim müdürlükleri kanalıyla valiliklerce alınmalı. Böylece falan ile, filan köye öğretmen gitmiyor mazereti de ortadan kalkar. yöre insaninin ayni ilde öğretmenlik veya memuriyet yapmasından korkmanın da bir anlamı yok. Giriş şartlarını sıkı tutarsınız olur biter. Belki de asil korku, başkentteki siyasetçi ve bürokratların taşra üzerindeki hakimiyetini kaybedecekleri endişesidir! |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







