| Eğitim ve Teknoloji Kullanımında İrtica |
|
|
| Ali Bulaç, Zaman | |
| 12.04.1998 | |
|
Türkiye'de eğitimin içinde bulunduğu yürekler acısı durum ortada. Devlet okullarında bir sınıfta bazen 50-60 öğrenci balık istifi öğrenim görmeye çalışıyor. Sekiz yılık kesintisiz eğitim, ideolojik ve siyasi bir tatmin sağlamanın ötesinde eğitime hiçbir katkı sağlamadı; sağlamadığı gibi yarım yüzyıldır halkın verdiği geniş desteğin önünü keserek bir darbe daha indirdi. Doğu'da ve Güneydoğu'da binlerce okul hala kapalı. Devlet, milli gelirin yüzde 55'ini cebine indiren nüfusun yüzde 20'sine ve özellikle sayıları 500'u geçmeyen şirketlere kaynak aktarmak yüzünden eğitime gerekli yatırımı yapamıyor. Dünyanın geldiği noktada ise eğitim sivilleşip özelleşirken, Türkiye'de özel girişim sayesinde kurulan vakıf üniversiteleri ve özel okullar üzerinde ağır baskılar kuruluyor. Halbuki son zamanlarda eğitimde nispi bir ferahlık sağlandıysa, bu, özel okullar ve vakıf üniversiteleri sayesinde olmuştur. Başta Fethullah Hoca'nın teşvikiyle kaliteli ve faydalı insan yetiştirmek amacıyla çağdaş standartlara uygun kurulan okullarda okuyan öğrenciler uluslararası bilim dalları şampiyonalarında başarı üstüne başarı kazanıyorlar. Sadece Türkiye'yi değil, dünyayı da Ankara'dan ibaret zannedenlerin, beş kıtada Türk okullarının açılacağı ve bu okullarda her ırktan ve dinden çocuğun uluslararası düzeyde eğitim göreceği hayalinden bile geçmezdi. Devletin eğitim sistemi çökerken, "irticacı" diye suçlanan insanlar en yüksek kaliteden eğitim kurumlarını hayata geçiriyorlar. "Ben iyi yapamıyorum, o da yapmasın, yaptırmam" demenin mantığı var mi? Gerçek irtica, bir sınıfta balık istifi öğrencilere dostlar alışverişte görsün cinsinden sureta bilgiler vermek mi, yoksa "modern anlamda" bilgisayar ortamında yabancı dil ve diğer dersleri seçkin bir kadro ve en verimli yöntemlerle vermek mi? İslami cemaatlerin tümü ne eğitim surecinden ne üretim ve is hayatında teknoloji olmadan neredeyse güne başlamaz hale geldiler. İyi bir araştırma yapılacak olsa, hiç kimsenin kuskusu olmasın; araba, uçak, vb. ulaşım araçları bir yana; bilgisayar, cep telefonu, televizyon, vb. elektronik alet kullanımının en çok dindar ve muhafazakar kesimler arasında yaygın olduğu görülür. Hatta denebilir ki, Müslümanlar, diğer kesimlerden çok daha hızlı ve istekli olarak modernleşme yönünde mesafeler kat ediyorlar. Şaşırtıcı olacak; ama Müslümanlar arasında Bati modernliğini ve sanayi devriminden bu yana ortaya çıkmış bulunan çok yönlü sorunları analiz edenlere kuşkuyla bakanlar hala çoğunlukta. Belki de herkesten çok Müslümanlar "modern kültür"u tüketmek istiyorlar. Onların modernleşme stratejileri II. Mahmut'un öngördüğü şekilde Batılılaşma ve din-dişi formların sorgusuz sualsiz kabulüne değil; II. Abdülhamit'in şeylerin içini modernleştirirken dişinin geleneksel yapısını muhafaza etme stratejisine dayanıyor. Yaklaşık on senedir modernlik ve modernim üzerinde çalışan bir insan olarak rahatlıkla sunu söyleyebilirim: Türkiye'yi asıl modernleştirecek olan toplumsal kesimler Müslümanlardan başkası değil. Her büyük siyasi ve sosyal Islama projenin özünde modernleşmenin hızlı süreçler izleyerek gerçekleşmesi yatmaktadır. II. Mahmut'tan beri Deli Petro gibi modernleşmeyi sakala ve kılık kıyafete indirgemenin hiçbir geçerli tarafının olmadığı anlaşılmış bulunmaktadır. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







