| Elemli Bir Hadise |
|
|
| Mehmet Niyazi, Zaman | |
| 10.04.1998 | |
|
İslamiyet'te "Bütün insanlar tarak dişi gibidirler", "Arabi'n Acem'e (Arap olmayana), Acem'in Arab'a üstünlüğü yoktur."; ama iki insan farklıdır: "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" Bilmek, insana sorumluluk, hassasiyet getirir. Hukuk karşısında eşit olmakla beraber, midesiyle toprağa basan bir insanla, beyni ve gönlü dolu bir insanin olaylar karşısındaki reaksiyonları elbette farklıdır. Kafası İslami bilgilerle donanmış bir insan, gönlü de o hassasiyetle akort edilmişse, muhakkak ki sıradan insanların hayal edemeyeceklerini düşünür; milyonların aklinin ucundan geçirmediği konulardan kendini sorumlu kabul eder. Unlu hikayedir. Bir mutasavvıfın hanimi çiçek hastalığına yakalanır, çirkinleşmek onun için mukadder hale gelir. Karisi çiçek hastalığına yakalanınca, mutasavvıf da kor olur. On beş yıl daha beraber yasarlar. Karisi ölünce, adamın gözleri açılır. Çirkinleştiğini gördüğünden esinin üzülmemesi için on beş yıl korluk taklidi yapan bir insanla, lokantanın kapısında yere tüküren bir insanı aynı kategoride mütalaa edebilir miyiz? Ehl-i halden İbrahim Ethem'le, Ebu Ali Şakayık Hazretleri karsılaşırlar. İbrahim Ethem, Ebu Ali Şakayık'a, "Dünya halin nice?" diye sorar. Şakayık, "Bulursak şükrediyoruz. Bulamazsak sabrediyoruz." cevabini verir. Bizler için mükemmel olan bu cevap, İbrahim Ethem Hazretlerini tatmin etmez. "Bunu Horasan'ın köpekleri de yapıyor. Sen bulursan dağıtacaksın, bulamazsan şükredeceksin." Neslimizde büyük hakki bulunan rahmetli Nureddin Topçu; Paris'te, Moris Blondel'in nezdinde doktora yaptıktan sonra yurda döner. Fakirlik, vurdumduymazlık, devlet kademelerinde görevli aydınların sultası dayanılacak cinsten değildir. Hiç kimsede gayret müşahede edemez. Milletimizin tekrar ayağa kalkacağına inancını yitirince, yanında çalışmak arzusunu belirten bir mektup Blondel'e yazar. Onun "gel" cevabi üzerine pasaportunu çıkarır, diğer hazırlıklarını sürdürürken, bir temmuz günü, yolu Zeyrek'e düşer. Caminin gölgesine oturmuş, bereli bir ihtiyar görür. Biraz da onu müşkül duruma düşürmek gayesiyle hemen sorar: "Amca Müslümanlık nedir?" İhtiyarcık tereddütsüz su cevabi verir: "Müslümanlık Hakk'a kulluk, halka hizmettir." Bu cevap karşısında Topçu şoke olur; ülkemizde hala "Hizmet" diyenler varmış düşüncesiyle pasaportunu çıkarıp yırtar. O kadar Müslüman'la temas etmişti; hiçbirisinden "hizmet" kelimesini duymamıştı. Tabii karsılaştıkları insanların hiçbirisi Zeyrek Camii İmamı Aziz Efendi değildi. Ondaki hassasiyeti, şuuru müşahede etmesi mümkün mu idi? Her duyarlı, şuurlu insan gibi Fethullah Gülen Hocaefendi de ülkemizin geriliğinden, bilhassa bizi ahtapot misali saran cehaletten kendisini sorumlu tutuyor; bunların yenilmelerinde kendisine de görevler düştüğüne inanıyor. Bugün milletler arasındaki layık olduğumuz yerde bulunmamamızda vurdum duymazlığımızın payını hangi aklı başında, vicdan sahibi kişi inkar edebilir? Hocaefendi, kendisini sevip, sayanlara okul açmalarını tavsiye etmiş. İmkanlı olanlar da yurt içinde ve dışında okullar açmışlar. Yurtiçindekiler, Milli Eğitim Bakanlığımızın denetimine tabidirler. Yurtdışındakileri de, bulundukları ülkelerin milli Eğitim bakanlıkları denetliyorlardır. Milli Eğitim Bakanlığımız, Eğitim ve öğretim yükünü hafifletmek amacıyla okul açmayı da teşvik ediyor. Herkes okul açabiliyor; ama ne hikmetse Hocaefendi'nin teşvik ve tavsiyesiyle açılan okullara şüphe ile bakılması için basında yorumlar yapılıyor. Üstelik bu okullar yurt içinde ve dışındaki bütün yarışmalarda yüzümüzü güldürüyorlar. Almanlar, İngilizler, Fransızlar dünyanın dört bir yanında, Robert Koleji'ne benzer okullar açıyorlar; dillerini yayıyorlar. Buralarda yetişenler, devletlerinin yüksek kademelerine gelince, dilini bildiği ülkelere sempatiyle yaklaşıyorlar; onlarla ticaret yapıyorlar. Zaten bundan dolayı bu okulları acıyorlar. Bu okulların hemen hemen tamamını dini vakıflar kuruyorlar, yüklerini onlar çekiyorlar, "Robert Koleji" misali ya bir papazin, yahut bir azizin adini taşıyorlar. Bir papazin, bir kardinalin milli menfaatlerini düşünmesi yadırganmıyor; fakat bir hocaefendi kendi milletine karşı benzer yükümlülüğü duyuyorsa, ona kuşku ile bakıyoruz. Buradaki mantığı anlayan varsa, saygıyla dinlemeye hazırız. Tarihe bakınca, toplumlarına hizmet etmek isteyen, sorumluluğunu müdrik, hassasiyet sahibi, ileri düşünceli insanların ne açılar çektiklerini görüyoruz. Benzerlerinin ülkemizde yaşanması insana ayrı bir elem veriyor. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







