| Fethullah Hoca'nın Vatikan Ziyareti ve Uluslararası Bir Faktör Olarak Din |
|
|
| Nur Vergin, Yeni Yüzyıl | |
| 13.02.1998 | |
|
Yine tuhaf şeyler oluyor. Maksat hiçbir şeyi kaçırmamak ve elhak her konuda malûmatfürüşlük sergilemek olduğu için midir, nedir, dünyada olup bitenlerden haberdar ve pek aklı başında olduklarını düşündüğümüz kişiler, dünyada ve tabii Batı'da dinin etkisini yitirdiğini söyleyebiliyor. Bu nedenledir ki zahir, etkisiz ve yetkisiz kalmış bir Papalığın bunalıma kapılıp Castro'nun ayağına gittiğini, Fethullah Hoca'nın görüşme talebini kabul ettiğini iddia edebiliyor. Bunlara göre, Fethullah Gülen'in Vatikan'da Papa ile görüşmesi kıymeti harbiyesi olmayan fasafiso bir detay. Papa 2. Jean Paul'ün dinin sözüm ona yitirmekte olduğu önemini kurtarma çabasından ibaret bir teferruat. Papa ile Hocaefendi'nin buluşmasına ilişkin bir diğer yorumda, konuyu müthiş önemli bir olaymış gibi takdim ediyor. Papa'nın Fethullah Gülen ile yaptığı sohbetin dinler tarihine ve kozmik bilince geçecek mahiyette bir hadise olduğunu ileri sürmeye kararlı. Neymiş? Dinler arası diyaloğmuş. Neymiş? Dünya barışına katkıymış. Dinin toplumsal alanda ve siyasette etkisini küçümsemeye çalışan ve Fethullah Hoca'nın Papa ziyaretini alaya alan yorum da, dine birincil derecede bir önem atfeden ve dolayısıyla söz konusu ziyaretin yeryüzünü sarsan olaylar dizisine ait olduğunu vazeden değerlendirmeler de gerçeklik nazarından baktığımızda yanlıştır. Din nefreti ya da aşkı, Fethullah Hoca alerjisi ya da tutkusu gibi sübjektif saiklerin bilinçaltı (ya da üstü) tezahürüdür. Vahim bir cehaletin eseridir. Bize, Hıristiyanlığın ilk kayda değer ilâhiyatçılarından Quintus Septimius Tertullianus'un şu vecizesini hatırlatmaktadır: "İki tür körlük vardır birbiriyle çok iyi bağdaşan; var olanı görmeyenlerin körlüğüyle, varolmayanı görenlerin körlüğü." Gözü kapalı atıp tutanlarla kalbi mühürlülerin nafile bocalamaları. Olaya nesnel kriterlere dayanarak baktığımızda gerçek şu ki, Fethullah Gülen'in Papa tarafından Vatikan Kançılaryalarının sık sık tertiplediği yüz kişilik ya da on kişilik ve toplu "audience" dedikleri huzura alınma şeklinde değil de özel, yani tercümanlar ve görevli zevat hariç, baş başa bir buluşmaya lâyık görülmesi önemlidir. Böyle bir görüşmenin, bir diğer adı Kutsal Makam olan Vatikan'ın devlet protokolündeki önemine binaen Gülen'i Büyükelçiliğimiz karşılamış ve ilgilenmiştir. Gülen'in Papa'ya yaptığı teklifler de sat dinlerarası diyalog açısından, Hıristiyanlıkla islamiyetin ilişkilerine ve yorumlarına dair teolojik bir derinlik pek arz etmiyorsa da (çünkü bunlar bize yansıdığı kadar yoktur), dini bir inanç sistemi değil de bir siyaset veya uluslar arası ilişkiler faktörü olarak ele alırsak çok önemlidir. Gülen, Paya'ya Harran'da ortaklaşa bir üniversite kurmayı önermiş, Hazreti İsa'nın 2000 yılında doğum yıldönümü münasebetiyle Kudüs'e birlikte gitmeyi teklif etmiş. Cumhurbaşkanı Demirel'in misafiri olarak Türkiye'ye resmi ziyarette bulunacak olan dünyanın bu en eski, en teşkilatlı ve bizim pek kaale almadığımız ama bir bakıma en etkili devletinin başkanı olan Papa'yı kendisi de davet etmiştir. Mevcut telâkkilerimizi ve yerleşik kurumsal engelleri aşmayı denemiştir. Bu girişimin Türkiye'nin iç siyasetini yapılandırması açısından isabetli olup olmadığı tartışılabilirse de, önemini hafife almak ve gözardı etmek mümkün görünmemektedir. Fethullah Hoca, eski bir memuru olduğu Diyanet İşleri Bakanlığına adeta nazire yaparcasına, ivmesini ve meşruiyetini devletten almayan, bireye dayalı, tümüyle sivil toplumun bir figürü olan ve küreselleşmeye paralel olarak günümüzde yaygınlaşan "transnasyonal" aktörlüğe soyunmuştur. Barışa katkıda bulunmak için bir zamanlar Normal Cousins'in Kruşçev ile görüşmesini Belçikalı bir din adamı olan merlon'un tertiplemesi gibi, Fethullah Hoca da Papa ve Patrikhane ile yakınlık kurmaya çalışarak Huntinton un kehanetine set çekmeyi istemektedir. Bu bir düş müdür, yoksa gerçekçi bir niyet mi? Bir cemaat önderinin kişisel tasavvuru mu, yoksa çok daha kapsamlı bir toplumsal projenin ilk perdesi mi? Türkiye'nin son kertede çıkarlarına uygun mudur, yoksa Papalığı ülkemize fuzuli bir şekilde bulaştırmanın yolu mu? Bunları düşünmek Türkiye'nin siyaset adamlarının işidir. Çünkü olay, içeriği ve uzantıları itibariyle dinî değil düpedüz siyasidir ve beğenelim, beğenmeyelim, her şeyi laikçiliğin o malûm vukufsuzluğuna indirgeyelim burada ümmetçilik taslayalım hepimizin geleceğini, Türkiye'nin alacağı rengi ilgilendirmektedir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



