Ana Sayfa
Fethullah Gülen'in Kasetleri Yazdır E-posta
Değerlendirme: / 25
Kötüİyi 
Etyen Mahcupyan, Radikal   
30.06.1999

Fethullah Gülen'in bazı konuşmalarını içeren kasetlerle ilgili en hoş yorumları 'mütedeyyin laik' kesimin sözcüleri yapıyor: Meğerse geçmişte Gülen'i dinlerken az kalsın sözlerine inanacak hale gelmişlermiş, ama (Allah çıkarandan razı olsun) şimdi kasetler ortaya çıkınca birden ayılıvermişler. Bu yazarlarımız kendilerini toplumun sıradan insanının yerine koyarak, onun yanılgılarına tercüman olmaya çalışıyorlar. Eğer hakikaten toplumun sıradan insanı böyle bir algı içinde idiyse, kafasının pek çalışmadığına hükmetmemiz gerekir.

Öte yandan eğer bu yazarların zımni teşhisinde gerçeklik payı varsa, bu da bizi laik kesimin İslamî kesimden daha bihaber, saf ve 'cahil' olduğu sonucuna götürür. Belki de bu yargı çok boş değil, çünkü laik kesim cumhuriyet sonrasında toplumun radikal bir 'dönüşüm' geçirdiği gibi hiçbir temeli olmayan bir inanca sahip. Gerçekte böyle bir şey olmadı, çünkü cumhuriyetin reformları yasal yolları kullanarak toplumdaki cemaatsal yapıları kırarken, devletin kendisini bir kültürel kimlik etrafında cemaatleştirdi. Dolayısıyla Osmanlı'dan cumhuriyete geçiş, bir anlamda devletin özdeşleştiği resmi cemaatin değişmesinden başka bir şey ifade etmedi. Bu durum karşısında İslami kesim iki tür siyaset üretti: Biri daha ziyade tarikatların dinamiğinden yararlanan, İslam'ın dinsel özünü ön plana çıkararak modernizmin karşısında duran bir çizgi oluşturdu. Diğeri ise Sünni tasavvufi öğelerden de yararlanarak, daha seküler ve modern bir yaklaşım içinde Osmanlı'daki devlet-cemaat bağını yeniden üretmeye koyuldu. Zaman içinde Gülen cemaati bu ikinci çizginin en önemli temsilcisi haline geldi.

Cemaatin güçlenmesinin altında en az iki neden yatmakta: Cumhuriyet'in genel olarak İslami talepleri baskı altına alması ve devlete ilişkin geçmişten gelen kültürel ve psikolojik beklentiler. Böylece Osmanlı dönemindeki Sünni/Hanefi cemaatin ayrıcalıklı yerini restore etmek üzere, devletle paylaşılan yeni bir kimlik oluşturuldu: 'Müslüman-Türk.' Dolayısıyla bir yandan İslam bir kültür ve ahlak anlayışı biçiminde algılanmaya başlanırken; epeyce devletçi ve milliyetçi bir anlam dünyası şekillendi. Sonuçta ortaya İslam'ı gelenek içinde yoğurarak anlayan, sekülerleşmeye ve modernleşmeye açık; ancak aynı zamanda epeyce konformist bir siyaset anlayışı çıktı.

Bu arada gayrimüslimlerin dışlanma projesi, devletin 'Türklük' anlayışının içeriğini Müslümanlaştırmış ve cemaat ile devlet arasında 'doğal bağların' yeniden kurulması açısından engel kalmamıştı. Ancak devlet Cumhuriyet'i kuran kadronun ideolojisini ayrı bir cemaat olarak kurumsallaştırma peşinde olduğu için bu hayal gerçekleşmedi. Ne var ki cemaat, devletle aynı zihniyeti paylaştığı ölçüde, kendisini bir 'toplum' gibi, yani devletin doğal sahibi olarak algılıyordu. Bundan sonrası cemaatin siyaset oluşturma biçiminden okunabilir: Karşımızda bir komplo, devleti içten yıkıp şeriat düzeni kuracak bir grup değil; devleti kendisine benzetmek isteyen ve ancak devlet var olduğu sürece yaşayabileceğinin farkında olan bir cemaatsal yapı var. Öte yandan karşımızda demokrat bir siyaset de yok: Otoriter zihniyetteki devletin tahakkümüne karşı ataerkil cemaatin bitmeyen, ezeli ve ebedi nüfuz siyaseti var.

 
< Önceki   Sonraki >
Fethullah Gülen Web Siteleri