II. Abant Platformu ve Düşünce Hayatımız Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
M. Akif Aydın, Yeni Şafak   
13.07.1999

Bu sene ikincisi yapılan Abant Platform'unda din-devlet, akıl-vahiy ve din toplum ilişkileri enine boyuna tartışıldı. Sonunda dünkü gazetelerde metni yayımlanan bir bildiri ortaya çıktı. Bu bildiriyi de göz önüne alarak din devlet ilişkilerini bir kaç yazımıza konu edeceğiz. Ancak bundan önce ülkemizde gittikçe görülmekte olan fikri daralmadan söz etmek gerekir diye düşünüyorum.

Gerçekten de çok değil bundan iki sene öncesine kadar büyük şehirlerimizde ilmî bir kaç toplantının olmadığı, ülkeyi ve dünyayı ilgilendiren konuların enine boyuna tartışılmadığı hafta yok gibiydi. İstanbul'da ve Ankara'da hafta sonlarında bu tip toplantıların müdavimleri hangisine gideceklerini şaşırıyorlardı. 28 Şubat süreci, bu ilmi ve fikri faaliyetlere büyük darbe vurdu. Eskiden hangisine gideceğim diye seçim zorluğu çekenler, şimdilerde gidecekleri bir etkinlik bulmakta zorlanıyorlar.

Bu bakımdan II. Abant Platformu böyle bir toplantı ve fikri ortam özlemini çekenler için önemli bir ziyafet özelliğini taşıyordu. Ancak hemen belirtelim ki buradaki çalışmalar üzerine de 28 Şubat'ın ve son Fethullah Gülen operasyonunun gölgesi düşmüştü. Katılması düşünülen ve geçen sene bu toplantıda yer alan "ilim ve fikir adamları"nın bir kısmı böyle bir katılımı konjonktüre uygun bulmadıklarından iştirak etmedi. Bir kısmı da telefonla katılma gibi orta bir yolu tercih etti. Toplantıya katılanlar ise zannediyorum ki iki sene öncesinin serbest fikir ortamının mevcut olmadığının bilincindeydiler. Gerçi yine herkes söyleyeceğini söyledi ama nihai metin olarak ortaya çıkan sonuç bildirisi, bir sene öncesine göre daha ürkek ve somut önerilerden uzak bir metin.

İlim ve fikir adamlarının, aydınların söylediklerine ve yazdıklarına ülkede hakim olan genel havanın etkisiyle daha bir dikkat eder olmaları, bir tür oto-sansür uygulamaları o insanların kişilikleri için de o ülke için de büyük kayıptır. Böyle bir ülkede resmî ideoloji ve uygulanan sisteme paralel görüşler dışında bir görüş ortaya atılamaz. Atılanlar kuvvetle savunulamaz ve halka ulaşacağı bir ortam ve vasıta bulamaz. Her tarafı yavan ve derinlikten uzak bir methiyeler edebiyatı ve meddahlar kaplar.

Bunun nedenini bilmek zor değil. 28 Şubat süreciyle birlikte düşünce ve ifade özgürlüğü büyük ölçüde yara aldı. Gerçi o günden bugüne kanunlarda bu özgürlüğü daraltacak yeni bir düzenleme yapılmadı ama, memlekete hakim olan genel baskıcı atmosfer, mevcut yasaların uygulanma şeklini kaçınılmaz olarak etkiledi. Eskiden soruşturma konusu bile olmayan birçok yazı, konuşma, bugün sıkı bir biçimde kovuşturuluyor. Hapishanelerdeki fikir suçlularının sayısı her gün biraz daha artıyor. Üniversitede yapılan bir ilmi çalışma 312. maddeye aykırılık iddiasıyla DGM'de soruşturmaya konu olabiliyor. Böyle bir baskıcı havanın fikri faaliyetlerin etkilememesi mümkün mü?

Bildirinin çok önemli bir bölümün düşünce ve ifade hürriyetinin gereğini vurgulaması ve kısıtlamalara karşı çıkması, ülkemizde hakim olan atmosferden rahatsızlıkları yansıtmaktadır. Ama kabul edelim ki bu yansıtma bile çok kuvvetle değildir ve II. Abant Bildirisi susmanın ülke zararına olacağı bilincinde olan aydınların cılız bir "haykırış"ıdır.

Bu haykırışın kelimenin gerçek mahiyetine uygun bir tonda olması gerekirdi. Çünkü bugünlerde daha açık bir biçimde görüldüğü gibi fikir hayatına getirilen fiili veya yasal kısıtlamalar, sadece belli düşünce sahiplerini değil, bütün düşünce ve inanç sahiplerini etkilemektedir. 1950 öncesinin "mutlu günlerine" dönersek bundan hepimiz etkileneceğiz, başka türlü olması düşünülemez. 28 Şubat sürecinde sadece İslami kesime uygulanacağı ümit ve hevesiyle baskılara destek verenler, bugünlerde bilimin bile DGM'lik olmasından şikayet ediyorlarsa, umarım yanıldıklarını ve yanlış yaptıklarını anlamışlardır.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İktisadın Lüzûmu

Seyredin

Bizi Birbirimizden Koparamazlar!..

Dinleyin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Denizli Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Kendimizi başkalarına sevdirme gayreti şeytanın bir oyunudur. Önemli olan Hakk’ın sevmesi ve hoşnut olmasıdır. Bir kimse sadece hilâf-ı vâkî bir beyanda bulunuyorsa o basit bir yalan; söylediği yalana kendisi de inanıyorsa o mürekkep bir yalan, başkalarını da inandırmak için propaganda yapıyorsa o da mük'ap (katlamalı) bir yalandır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri