| Gülümseyin! Yarın Daha da Kötü Olacak |
|
|
| M. Nedim Hazar, Zaman | |
| 02.07.1999 | |
|
Adı Friederich Nietzsche'ydi.. Polonya göçmeni bir papazın oğluydu. Almanya'da Lützen yakınlarında Rökken isimli bir köyde gözlerini açmıştı dünyaya. Hassastı, kırılgandı, sıra dışıydı. 'Onun trajedisi bir monodramdır' der Stefan Zweig. Düşüncenin bomboş mekanında at oynatır Nietzsche, tepkiseldir, çekiç ona ne kadar sert vurursa, iradesinin çelik kütlesi o kadar tiz ses verir. Yalnızdır, kimsesiz. 'Çiçeksiz, renksiz, ahenksiz, hayvansız ve insansız' bir yalnızlıktır bu. Hatta tanrısız... Zweig, 'ilk dünyanın yalnızlığı' diyor bu durum için. Kimsesi yoktur; dinleyeni, anlatanı, sahnesi, manzarası, dekoru, kostümü, bomboş bir mekandadır. Ölümcül bir yalnızlığın kollarında. Tek başına durur, kimse yanına gelmez, kimse yardıma koşmaz, 'Hiçbir kadın varlığıyla bu gergin havayı yumuşatamaz' diyor yine Zweig. Doğuştan böyle değildir Nietzsche, yaşamının bir kırılma noktası vardır... 1889 yılında, bir olay yaşar Nietzsche... Karlı bir ocak gününde, penceresinden baktığında, sokağın ortasında yaşlı bir atın kıyasıya dövüldüğünü görür. Sinirleri keman teli gibi birer birer kopar Nietzsche'nin. Sokağa fırlar hışımla. Bağırır, çağırır, hıçkırır, ağlar... Kendini yerden yere atar, dövünür. Sonra gelir atın boynuna sarılır ve saatlerce ağlar. Kırılma noktası bu andır, o andan itibaren Nietzsche asla eski Nietzsche değildir. Bilinci çılgınlığın dipsiz ummanında özgürce debelenir. Kalbindeki merhameti, bütün dengesini koparmış, yaşam ile arasına bir daha asla aşamayacağı yüksek ve kalın bir duvar örmüştür... Adı Domenico Scandella'dır. Ancak herkes onu Menacchio olarak tanır. 16. yüzyılın ortalarında İtalya'nın bir dağ kasabası olan Montreale'de dünyaya gelmişti. Değirmenciydi. Ancak Aquielia ve Concordia Engizisyonu'na bağlı kilise hukukçusu 'Piskopos' vekili Giambattista Maro'ya, marangozluk, bıçkı ustalığı, duvarcılık gibi başka işler de yaptığını söylemiştir. Piskopos vekilinin karşısına yaptıkları için değil, 'tehlikeli' düşüncelerinden dolayı çıkmıştır. Zira 1581 yılında kendi kasabası ve civarındaki yerler için hiç de küçümsenmeyek öneme haiz bir kişiydi. Montreale kilisesinin yöneticisi, yani 'camararo'su bile olmuştu. Sorun da zaten bu tarihten sonra başladı. 28 Eylül 1583'te Mennachio Engizisyon'a ihbar edildi... 'İsa hakkında sapkınca şeyler söylemek'le suçlanıyordu. Bu öyle sıradan bir kutsala küfür meselesi değildi! Mennachio, görüşlerini yaymak istemiş, 'onları utanmazca dogmalar haline getirip vaaz ederek' perçinlemişti. İşte bu tehlike demekti! Hakim zihniyetin görüşlerine dik açıyla gelen şeyler söylüyordu hep. Bu rahatsız etti yöneticileri. Sorgulandı hep. Şunları söyledi Mennachio savunmasında; 'İman hakkında ve kafamdaki diğer düşünceler hakkında sorguya çekildim. Kitab-ı Mukaddes'i okudum. Ve üzgünüm ki, keskin bir zekam var.' Zekası, düşünceleri, söyledikleri ve bağnazlığı aşma yönündeki çabaları rahatsız etti Engizisyon'u. Mennachio'nun Aziz Pavlus ve Petrus'u inkar ettiği yönünde iddialar da vardı. O kendini şöyle savundu: 'Ben onları değil, söylemlerini reddettim. İnsanları cehennemle değil, cennetle terbiye etmek lazım. Ben barışı salık verdim hep.' Engizisyonun ona tayin ettiği avukat, 'Katıksız cehalet ve saflığını' ileri sürerek beraat istedi. Mennachio tanrının merhametine sığındı. Kilise onun bir 'Relapsus' yani ikinci kez yoldan sapan günahkar olduğunu ilan etti. Evi ve ne kadar dostu varsa hepsinin evleri basıldı, kitaplarına, yazılarına el konuldu. Giysilerini çıkarıp işkenceye dayanıp dayanamayacağına baktıktan sonra gerdiler vücudunu... Sık sık yere indirip isim vermesini istediler. Ama yenemediler... Sonra şiirleri ortaya çıktı. Birer kutsal metin gibiydi: 'Birçok peygamber yolladım/birbirine benzemez/çünkü yolladıklarım da birbirine benzemezdi./İmparator üç komutan yollar/Afrika'ya, Asya'ya, Avrupa'ya/Yahudiler'e, Türkler'e, Hıristiyanlar'a/Ama tanrı birdir, onun inancı birdir...' Metinlerinde 'Muhammed' ismi geçiyordu Mennachio'nun... Adı Jorge Evelio Cordana idi. Yaşı 37... Ayakkabı tamircisiydi. Kolombiya'nın Chinchina şehrinde yaşıyordu Jorge. Ülkesi müthiş siyasi ve ekonomik çalkantı yaşıyordu. Zayıftı, çelimsizdi ancak yürekliydi. İsyan dalgası yaşadığı kenti de gelip pençesine aldı. Gözü dönmüş kitleler isyan ve talana başladılar. Ellerine geçirdikleri her şeyi imha ettiler. Vitrinler tuz buz oldu, arabalar ters döndü, asfalta kan yayıldı. Jorge olanca çelimsizliğiyle kalabalığın ortasına atladı. 'Durun!' diye bağırdı; 'Yapmayın, etmeyin... Kendi kendimizi talan ediyoruz, kendi kendimizi yaralıyoruz...' Barış ve hoşgörüye davet etti 37 yaşındaki çelimsiz ayakkabı tamircisi. Tam arkasında duran gözleri öfke dolu, iri kıyım, eli coplu adamı sadece AP muhabiri gördü. Hışımla copu iki kürek kemiğinin ortasına indirdi isyancı... Jorge'nin cılız bedeni asfalta yapıştı. Sonra polisler ve isyancılar el birliği içinde öfkeyle tekmelediler barış isteyen ayakkabıcıyı... Vurdular, vurdular... Ucuz gömleği kan ile ıslandı. Kaldırıma zor attı kendini. Öfke ve gözü dönmüşlük şimdi bir sirk gösterisi gibi izliyordu olan biteni. Ayağa kalkmaya çabaladı zavallı ayakkabıcı, başaramadı, tökezledi. Oturmak istedi yine başaramadı. Boylu boyunca uzandı kaldırıma. Kin dolu gözler olan biteni izlerken, kendinden geçti. Çok geçmeden öldürüldü barış ve hoşgörünün sözcüsü cesur ayakkabıcı... Din adamıydı. Doğudan gelmiş Türklüğün ve Müslümanlığın yeniden ayağa kalkması içindi bütün çabası. Biliyordu ki, iyi bir gelecek iyi bir nesil ile mümkündü. Bunun için çabaladı yaşamı boyunca. Klasik din adamı kalıbının dışındaydı. Pozitif bilimleri marjinal bir konu üzerinde konferans verecek kadar biliyordu. Sosyaldi. Ve en önemlisi uzlaşmacıydı. Barış, hoşgörü ve tolerans kavramı üzerine kurmuştu misyonunu. En uzatılmayacak insanlara uzatıyordu elini, en sıkılmayacak eli sıkıyordu. En bakılmayacak suratlara bakıyordu tebessüm ederek... Kendinden öncekiler gibi bir kısım çevreleri rahatsız etti bu. Nietzsche'nin sokağında atı öldüresiye dövenler, Mennachio'yu Engizisyon'da çarmıha gerenler, Jorge'nin sırtına copu indirenler çıktılar karşısına. Bir cuma gecesi ölümüne vurdular. Öldürmeye, nefessiz bırakmaya. Bedel ödüyordu oysa. Barışın, hoşgörünün, yerinde saymanın, tersine akmanın bedelini. Tıpkı Nietzsche gibi, Mennachio gibi, Jorge gibi... Tarih bir dekor, dünya bir sahne. Roller ve replikler aynı. Ha Friederich Nietzsche, ha Domenico Mennachio, ha Jorge Cardona,ha Fethullah Gülen!" |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







