| Bana Bakma Benim Cuntam Var! |
|
|
| Ferhat Barış, Zaman | |
| 03.07.1999 | |
|
İlan Abi dünkü yazısını şu cümleyle noktalamış; 'İrtica medyası bugün aynı kışkırtmayı gazetelerinde yapmıyor mu?' Bununla da kalmıyor İlhan Selçuk, Mevlana'yı kendine referans gösteriyor: 'Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol...' Türk medya tarihini araştırdığımızda, bu sözü belki de en son kullanması gereken kişinin, bu satırların yazarı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira Selçuk bu kavramlara hiç de yabancı değil. Önce şu 'kışkırtıcılık' konusunu ele alalım. Bakın Hasan Cemal, son kitabında bu konuyla ilgili ne diyor: 'Bir tek amacımız vardı; askeri kışkırtmak. Darbe süreci bu kışkırtma ve provokasyonlar sayesinde hızlanacaktı... Ve devrime giden yola çıkacaktık... Şiddet şarttı, devrime giden yolu açmak için.' 'Gaye için her yol mübah...' diyor Cemal. Ve ekliyor: 'Ne kafaymış!' Cemal'in çoğul olarak kullandığı kitleden kasıt, İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu yönetiminde yayınlanan Devrim dergisi. Hatta bu derginin amacının darbe yapmak olduğunu asla gizlemiyor Cemal. İlhan Selçuk ise 'darbe' lafından hoşnut değil: 'Bir gece İlhan Abi Ankara'da benim Yüksel Caddesi'ndeki bekar evimde kalmıştı. Sohbet sırasında ben 'darbe' deyince düzeltmişti; 'Darbe değil devrim yapacağız biz!' Ne güzel değil mi? Darbe ya da devrim yapmak için medyayı kullananların, bugün başkalarını kışkırtıcılık ve demokrasi düşmanlığıyla suçlamaları. Hele şu demokrasi olayına da parmak basacağız, azıcık sabır! 21 Ekim 1969 tarihinde yayın hayatına atılan Devrim dergisi, ülkeyi bunalımlı günlere sürükleyip, bir an önce darbe yapılması için bir 'katalizör' görevi üstlenmişti. Bunu derginin yazı işleri müdürü Hasan Cemal bizzat söylüyor. Ve bilin bakalım Cemal'in dergideki görevi nedir: 'Ben şeriatçı basını tarardım. Onlardan yaptığım alıntılarla, 'askeri kışkırtma' işlevini üstlenmiştim.' Gördüğünüz gibi kışkırtma eylemine yabancı değil 'İlan Abi'! Hatta bunun için ufak yollu mizansenler de tertip ediyorlarmış. Mesela 1970 sonlarında... O dönem telekulakçılar olmadığı için, herkes eli kulağında darbe bekliyor. Bir sabah Ankara Kızılay'ın yüksek bir binasının tepesinde, devasa bir pankart: 'İktidar gaflet ve dalalet içerisinde...' Tabii hemen tahmin edersiniz, pankart ertesi gün olanca haşmetiyle Cumhuriyet'in manşetinde... İtirafı Hasan Cemal yapıyor: 'Belki de o pankart, Cumhuriyet'in manşetindeki yerini bulsun diye asılmıştı Kızılay'ın göbeğine. Evet!' Entrikalar bu kadarla kalsa iyi, kışkırtıcılığı, yalancılığı gözü kırpmadan yapıyorlar. Yine aynı dönem. Ortalıkta müthiş bir dedikodu dolaşıyor: 'Faşistler Mustafa Kuseyri'yi öldürdü...' Kuseyri iyi bir sosyalist. Hasan Cemal hemen dergiye koşuyor ve dergiye döşeniyor: 'Kahrolsun faşistler..' Oysa kazın ayağı öyle değildir. Kuseyri ve arkadaşı Nejat Arun silahlarıyla 'Rus Ruleti' (Amerikan ruleti olsa oynamazlardı eminim!) oynarken, Arun, Kuseyri'yi 'yanlışlıkla' öldürüyor. Bunu bile bile örtbas ediyor Marksist medyacılarımız. Hatta ertesi gün Ankara'nın göbeğinde faşizmi tel'in mitingi tertip ediliyor. Darbenin gelmesini isteyenlerin başında İlhan Selçuk gelmektedir. Murat Belge'nin deyimiyle, yazılarıyla orduya 27 Mayıs pasları atmaktadır Selçuk. Buyrun Yön dergisinin 5. sayısındaki yazısının başlığı: 'Türkiye'de ordu' ve son satırları: 'Tarihi gerçek şu ki, her ileri harekette ordu halk, halk ordu olmuştur...' Nasıl pas ama, bunu Hakan Şükür bile kaçırmaz, cunta niye kaçırsın?! 'Kışkırtıcılık' diyor Selçuk, bakın size yazı yazdığı derginin amacından iki cümle: "Devrim dergisi 'tek parti' rejiminin peşinde düşlerimizi kovalayan bizler için en büyük silahtı. Her haberimiz, her yorumumuz askeri darbeyi hızlandırmaya dönüktü...' Bitmedi; 'Türkiye'de tek partili rejimin yolunu açmak şart! Nasıl? Askerin darbesiyle. Türkiye ancak bu yolla kendisini düze çıkaracak bir raya oturabilirdi... Bu amaçla asker kışkırtılacaktı..' Görüyorsunuz değil mi bugün demokrasi havariliğine soyunanların geçmişlerini? Gelelim 'İlan Abi'nin demokrasi anlayışına... Hasan Cemal'e göre, İlhan Selçuk demokrasiyi hep 'araç' olarak gördü. Bunu açıkça ifade etmekten çekinmiyor Cemal; 'İlhan Selçuk, dün akşam üstü, Nadir Bey'de iken, 'Seçime inanmam, ama ne yapalım başka şey de yok' diyordu. Bana arada bir dert yanarken 'Devrim de yapamadık, demokrasi de' der, İlhan Abi. Çoğulcu demokrasiyi kabullenir ama gönülsüzdür: Yani amaç olarak görmüyor, sadece araç olarak bakıyor. Doğan Avcıoğlu ise, 'cici demokrasi'den o kadar nefret ederdi ki, araç olarak kullanmayı bile reddetmişti...' Seçime inanmayan, demokrasiyi araç olarak gören İlhan Selçuk, bugün köşesinde 'olduğun gibi görün' diye ahkam kesebiliyor. Şu görünme meselesine de geleceğim. Marksist takiyye neymiş onu da işleyeceğiz. Hele biraz sabır! Haa bu arada aklımdayken yazayım. Sakın İlhan Selçuk'un değiştiğini falan sanmayın. Hani Kırca Ali Abi yazmıştı ya köşesinde, 'Onlar gençlik heyecanımdı' da demiyor ha. Bakın yine Hasan Cemal 'İlan Abi' hakkında ne diyor: 'İlhan abi 1960'ların başında neyse 1990'ların sonunda da oydu!' Yani demokrasiye inanmayan, tek parti rejimini savunan... Atilla Sarp'ın deyimiyle, 'küçük burjuva ideologu', Metin Toker'in deyimiyle, 'Kripto solcuları'. Kripto bir nevi Marksist takiyye. Geliyorum az kaldı. Sinirlenmeyin! Hele bu abilerim bir darbe yaptırıp, Deniz Gezmiş türü 'proleter Marksistleri' ipe yollatsınlar... Yarın bu konuya tekrar eğileceğim. AHA: Günün şarkısı şu: Albay Vladimir Alexyevich yönetiminde Kızılordu Korosu söylüyor: 'Paradigmanın yolları dar, bana bakma benim cuntam var!' |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







