| Atatürkçülük, Yasakçılık ve Yolsuzluk |
|
|
| Nazlı Ilıcak, Yeni Şafak | |
| 13.11.1999 | |
|
Evvelki akşam, "gençler ve aydınlar" ATV'de Atatürk'ü tartıştılar. Prof. Kemal Aybars'ın bir tespiti dikkatimi çekti: "Amerikalılar, 50 - 60 yıl, yani 1800'lerin ortasına kadar, bağımsızlık savaşının galibi, ülkenin ilk cumhurbaşkanı General George Washington'u, hiç aksatmadan yoğun bir biçimde andılar. Ama artık Amerika başarılı bir ülke; zengin, ileri, gelişmiş bir ülke. Washington'a ihtiyaçları kalmadı. Biz de o duruma gelirsek, bizim de Atatürk'e ihtiyacımız kalmaz." Demokrasinin Eşref Saati Evet Aybars, mealen bunları söylüyordu. Türkiye gelişmediği, çeşitli tehditlerle karşı karşıya bulunduğu için, Kemalist ideoloji ile düşünceler belirli noktalara zincirlenmeli, demek istiyordu adeta. Doğrusu ben böyle anladım. Vicdanı hür, fikri hür insanlar olabilmek için, önce fakirlik, geri kalmışlık eşiğini aşabilmeliydik. Karnı aç olanların, herhalde kafaları da boş olur, diye düşünüyorlardı. Vesayet rejimini savunanlarda, yeterince eğitim almamış kişiler, doğru karar veremez, iyiyi kötüyü birbirinden ayıramaz kanaati hep hakimdir. Önce zenginleşelim, kalkınalım, herkesin eğitimini tamamlayalım, sonra gerçek demokrasiye geçelim. Demokrasinin "eşref saatini" bekleyip dururlar. Çıkmaz ayın son çarşambasına kadar. Her türlü yasakçılığın ve dayatmacılığın temelinde işte bu inanç yatar. ABD örneği ve G 7 Oysa Kemal Aybars'ın örneğini verdiği Amerika Birleşik Devletleri, daha ilk günden itibaren, yasaklama ve dayatmalar değil, hürriyetçi düşünce üzerine inşa edildi. Nüfusun büyük çoğunluğunun kırsal kesimde yaşamasına ve eğitimsiz olmasına rağmen, Jefferson, Madison gibi kurucu mütefekkirler, bireysel özgürlüklerin özüne hiç bir gerekçeyle dokunulamayacağı esasını Anayasa'ya soktular. "Amerika, insan haklarını yaratmadı; insan hakları Amerika'yı yarattı" diyordu ABD Cumhurbaşkanlarından Carter. Bu yüzden "Önce kalkınalım, sonra demokrasiye kavuşuruz" demek yerine, "demokrasi ve insan haklarına saygı ile birlikte, eşzamanlı olarak kalkınmalıyız" düşüncesi savunulmalı. Evet... Amerika'da da, bir sürü çalkantı yaşandı. Klu Klux Klan... Mc Carthy... Kölelik... Yıllarca sürüp giden sosyal dalgalanmalar. Ama özgürlük ve insana saygı üzerine inşa edilen Anayasa sayesinde sonunda, doğru hedefi bulmaları daha kolay oldu: Sorgulayan bir akıl. Vicdanı ve zihni hür fertler. İnsan eksenli gerçek bir demokrasi. G7'leri ele alalım. G7'ler, zenginleştikten sonra demokrat olmadılar. Pek çoğu, İkinci Dünya Savaşından sonra demokrasiyi benimsedi. Üstelik Almanya, İtalya ve Japonya gibi ülkelere demokrasi, dış dinamiklerle geldi. Refah, o hürriyetçi zemin üzerinde geniş kitlelere intikal etti. En zengin ülkelerin aynı zamanda demokrat olmaları, bir tesadüf değil. Siyaset Meydanı'nda gençler Baktım Siyaset Meydanı'nda aynı korkular gençlere de aşılanmış. -Bizi bölmek istiyorlar -İkinci cumhuriyetçilik ABD'nin bir oyunu. Bizi zayıflatmak hedefini güdüyorlar. -AB'ye girersek tam bağımsızlığımızı kaybederiz. Atatürk'ün yolundan sapmış oluruz. -Ilımlı İslam, Batı'nın dayatmasıdır. Hani sanırsınız bütün Batı âlemi el ele vermiş, gece gündüz Türkiye'yi nasıl batırırız hesabı içinde. İşte Atatürkçülük adı altında gençlere bu korkular aşılanıyor: İç düşman, dış düşman, irtica vs.... Ve bu korku perdesinin arkasına gizlenerek, bir çok kişi malı götürüyor. Mehmet Barlas'ın doğru bir tespitini burada hatırlatmak isterim: 28 Şubat'ta kimisi durumdan vazife çıkarttı, kimisi ise hırsızlık. Yasakçı Yolsuzlar 23 Ekim tarihli Aksiyon dergisi, "Yasakçı Yolsuzlar" başlığı ile yayınladığı bir inceleme yazısında, bu hususa temas ediyor. Orhan Taşanlar'dan, Atilla Taçoy'a, Kemal Alemdaroğlu'ndan, Ömer Şarlak'a kadar bir çok sözde Atatürkçü isim, çıkan pis kokuları, başörtüsü gayretkeşliği örtmeğe çabalıyor. "Laik vali" Orhan Taşanlar, Bursa İmam Hatip okulları için yayınladığı bir genelge ile, Atatürk ilkeleri doğrultusunda (!) kızların başının açılmasını emretti. Öte yandan Nesim Malki cinayetinin üzerini örtmeğe çalıştığı, en azından bu hususta görevini ihmal ettiği ortaya çıktı. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibinin, "Fethullahçı operasyonu" adı altında, önemli politikacıların telefonlarını dinleyerek kendi güçlerini arttırmaya çalıştıkları anlaşıldı. Türk Hava Kurumu Başkanı Atilla Taçoy'un yolsuzlukları kamuoyuna yansıyınca, Taçoy, Atatürçülükten medet umma gayreti içine girdi. En sıkı 28 Şubatçı'lardan biri olan Teoman Koman'ın Cavit Çağlar ile, diğerinin (Güven Erkaya'nın) Korkmaz Yiğit ile birlikte çalışması sadece bir tesadüf mü? İyi bir haberim var okurlarıma. Taçoy'un ipliğini pazara çıkaran Fazilet Partili milletvekili Azmi Ateş, şimdi Malatya, İnönü Üniversitesi Rektörü Ömer Şarlak'ın peşine düştü. FP'li milletvekili İrfan Gündüz ise, İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu'nu yakın takibe aldı. Her ikisi de soru önergelerini hazırladılar bile. Yolsuzluklar pek yakında Meclis gündemine geliyor. Her iki rektör de, üniversitenin imkânlarını kurdukları ve bizzat yönettikleri vakıflara aktarıyorlar. Bu husus resmi raporlarla sabit. İnönü Üniversitesi Yolsuzluk raporlarının ucunu bir nebze aralayalım: Döner Sermayeli Kuruluşlar İhale Yönetmeliği'ne göre, ihaleyi yapan ita amirleri ve bu ita amirlerinin ortaklıklarının, ihaleye girmeleri yasak. Oysa, rektör Ömer Şarlak hem, ita amiri sıfatıyla ihaleyi yapan kişi; hem de başkanı olduğu vakıf , Hastane döner sermayesinden tomografi cihazını kiralıyor. Böylece, tomografi gelirlerinden 1 milyon 150 bin dolar, vakfa aktarılıyor. Oysa, cihazın bedeli zaten 30 ay taksitle alınması halinde, sadece 960 bin dolar. Vakıf, hastaneye katkı sağlamak için kurulmasına rağmen, hem cihazın bedelini karşılıyor, hem de 200 bin dolar fazladan bir imkân elde ediyor. Aynı zamanda, döner sermaye gelirleri bu şekilde vakfa aktarıldığı için, Sayıştay ve Maliye Bakanlığı denetimine tabi olmayan bir fon oluşturuluyor. Hastanenin oto parkı, medikal merkezi, kafeterya ve taksi durağı da, rektör Ömer Şarlak tarafından, cüzi bedelle İnönü Üniversitesi Vakfı'na devredilmiş. Vakıf da aynı düşük kira ile bu gayri menkulleri Ömer Şarlak'ın ortağı olduğu İnlim şirketine vermiş. İnlim şirketi bir yıllığına yukarıda sayılan bütün gayri menkuller için, toplam 500 milyon lira ödüyor. Oysa, rayiç kiranın, yıllık, 22 milyar lira civarında olduğu hesaplanıyor. Yönetmeliği çiğneyip, ita amiri olmasına rağmen kendi vakfına tomografi cihazı aldıran ve hastanenin diğer gayri menkullerini ortağı bulunduğu şirkete düşük ücretle kiralayarak haksız kazanç sağlayan Ömer Şarlak, başörtüsü düşmanlarının en hızlılarından. İstanbul Üniversitesi Gelelim, Kemal Alemdaroğlu'na. Maliye Bakanlığı müfettişlerinin raporuna göre, Alemdaroğlu ve ekibi 1997 yılında üniversite bünyesinde misafirhane, tatil kampı, kantin, büfe, çay bahçesi, market, halı saha, kreş, kafeterya gibi 67 adet gelir getirici yerden elde edilen 267 milyar lira değerindeki geliri hesaplara aktarmadılar. Bu paranın nerede olduğu bilinmiyor. Maliye Bakanlığı'nın bir başka raporunda, İstanbul Üniversitesi'nde ihaleye fesat karıştırıldığı, öğrencilere harcanması gereken 700 milyar lirayla başka işler yaptırıldığı, öğrencilerin parasıyla hediyelik eşyalar, yurt içi ve dışı seyahat biletleri, yılbaşı hediyeleri alındığı, paraların yasa ve yönetmeliklere aykırı bir biçimde kullanıldığı tesbit edildi. Halen Alemdaroğlu hakkında 4 ayrı yolsuzluk dosyası mevcut. Maliye Bakanlığı'nın YÖK aracılığıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği yolsuzluk raporu, YÖK Başkanı Kemal Gürüz tarafından hasır altı edildi. Azmi Ateş ile İrfan Gündüz. Gece gündüz çalışan iki Faziletli milletvekili. Her ikisi de, "laiklik perdesi ardına gizlenen bu yolsuzlukları" teşhir etme peşinde. Durumdan hırsızlık çıkaranlara önemle duyurulur. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








