Bir Sorgulama Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Kötüİyi 
Ahmet Kurucan, Zaman   
01.01.2000

Sızıntı başyazıları artık herkesin malumu olduğu üzere Fethullah Gülen imzasını taşıyor. Baştan bu yana dergiye ruh katan, okuyucuların düşünce haritalarını belirleyen ve "Hocaefendi" sıfatı dolayısıyla salt dini vehmedilen; ama hakikatte böyle olmayıp, yazının konusuna göre sosyolojik, tarihi veya felsefi boyutları ile ön plana çıkan yazılar bunlar. 21 yıldan beri istikrar sembolü sayılacak biçimde -rahatsızlık vb. mazeretler sebebiyle yazılamayan bir-iki yazı hariç- aralıksız devam etmesi, kullanılan dil ve üslup ayrı bir yazı ve inceleme konusu.

Bir yazıyı değerlendirmek için üç yol öne sürüyor anlam bilimciler; yazar, metin ve okur merkezli yorum. Biz bu yazıyı yazar merkezli yorum ekseninde ele alacağız.

Yazı "Bir Sorgulama" başlığını taşıyor ve ilk cümlesi "Ey nefis!" Burada akla gelen ilk şey, tabii olarak, yazarın yazıda kendi nefsini muhatap aldığı oluyor. Zaten yazıyı bitirince bu gerçekle yüz yüzesiniz. Yazının ana teması, otokontrol adını verdiğimiz içe dönük bir nefis murakabesi ve muhasebesinden ibaret. İki ayağı var yazının. Allah ile münasebet ve beşeri ilişkiler. Ağırlık beşeri ilişkilerde.

Allah-kul ilişkisi ayağında, İslam'ın aşkın vechesini tanıma, bunun çağdaş bir örneğini görme imkanı buluyorsunuz. Tasavvufi bakış açısı bunun diğer adı. İslam tarihi boyunca fazla işlenmemiş, bakir bir alan burası. Cüneyd-i Bağdadi'ler, Ebu Yezid el-Bistami'ler, Hallac-ı Mansur'lar, Mevlana'lar, Yunus'lar çıkarmış olmasına rağmen bakir. İslam'ın hukuk, siyaset, ekonomi vb. alanları kadar hayatın içinde yer almadığı için bakir. Bırakın maziyi, kendimize bakalım; bu aşkın boyuttan ne kadar istifade ettiğimizi, hatta ne bildiğimizi soralım kendimize! Varacağımız sonucun bizleri sevindirecek boyutta olmadığı, olmayacağı kanaatindeyim. İşte bunun için bakir. Yer yer resmi ulema tarafından boğulmuş tasavvuf ve tasavvuf düşüncesi. Zaman zaman tarikatlar adı altında kurumsallaşmış, siyasi otoriteden resmi izin de alınmış; ama gel gör ki zamanla özünü kaybetmiş, farklı bir çehreye bürünmüş ve büründüğü çehre itibariyle İslam'ı temsil bir yana, bazılarının İslam'dan uzaklaşmasının kaynağı ve gerekçesi olmuş. Bazen devletlular tarafından "tehlike" arz ediyor gerekçesi ile takibe alınmış. Fethullah Gülen'in tabiriyle "dostların vefasızlığı, düşmanların cefası" içinde ezilip gitmiş bir alan bu. Benim şahsen aklıma geliyor; Batılıların İslam'ın bu aşkın vechesi ile yoğun biçimde ilgilenmesi, ihtida olaylarının genelde tasavvuf vasıtasıyla gerçekleşmesi, onların bunu bizden daha iyi anladığı anlamına gelir mi acaba? Gelirse, "dışarıdakiler" içerideki bir olayı "içeridekilerden" daha iyi nasıl kavrayabiliyor? Bir araştırma konusu bence.

Biz yazıya dönelim, tabii yazar merkezli olarak; fikri ve ameli planda devlet, millet ve din ekseninde öncüsü olduğu onca hizmetlerine rağmen, yaşadığı olumsuz hadiseler.. ödül beklenildiği bir yerde, anlaşılamamanın sebebiyet verdiği kin, nefret, haset ve gayzla bilenmiş kılıçlarla karşı karşıya kalma... Diyar-ı gurbette binler, on binler ve milyonlarca seveni arasında yalnız, hem de yapayalnız yanmış bir gönül... 60 yıllık hayatı içinde Rabb'isi ile irtibatında zerre miktar taviz vermemiş, hep O'nun rızası peşinde koşmuş engin bir ruh... Ve sonra kader planında bunları takdir buyuran İlahi irade. İşte böylesi bir insanın İlahi irade karşısındaki düşüncelerini öğreniyorsunuz burada. Ve dilinize Yunus'un şu dizeleri geliyor;

"Gelse celalinden cefa
Yahut cemalinden vefa
İkisi de cana safa
Lütfun da hoş, kahrın da hoş"

Yani Yunus'un mücerret planda dile getirdiği gerçeğin somutlaşmış hali.

Yazının ikinci ayağında, beşeri ilişkiler var dedik. Ve bana göre yazının metin ve okur merkezli biçimde tahlilini gerektiren alan da burası. Ben yazar merkezli bir tek hususa değineceğim. Şöyle diyor Fethullah Gülen: "... Bazı ifritten mütemerrid düşünceler milletçe bizi birbirimize ulaştırabilecek olan yolları yürünmez hale getirip, köprüleri yıktığında dahi sevgilerinden, müsamahalarından ve gönül heyecanlarından manevi yollar ve köprüler kurarak ulaşılabilecek her noktaya ulaşmaya çalışıp, katiyen mukabele-i bilmisil (bir davranışa aynıyla karşılık verme) mülahazalarına takılıp kalmamalısın; ölsen bile mutlaka Müslüman karakterinin gereklerini yerine getirmeli ve başına atılan taşları, atmosfere çarpıp eriyen meteorlar gibi ışığa çevirerek etrafına maytap ziyafetleri çekmelisin".

Bir davranışa aynıyla karşılık verme, kişiler veya devletlerarası ilişki açısından bakıldığında İslam'ın öngördüğü bir tutumdur. Buna emir de diyebilirsiniz. Kur'an bu gerçeği Hacc 22 ve Nahl 126. ayetleri ile ifade eder. Tefsirler, bu ayetle İslam'ın Yahudilerin tecavüzü, Hıristiyanların-Hz İsa'ya isnat edilen öbür yanağını çevirme örneğinden hareketle- pasifliğini dengelediğini anlatırlar. Ama ayetler devamında affetmek ve sabretmenin esas olduğunu vurgularlar.

Ne zamana kadar af ve sabır, cevaplanması gereken ilk sorudur burada. Bunun bir tek cevabı var; anlaşılıncaya kadar. Süre ne kadar uzarsa uzasın, isterse birkaç nesil alsın, netice değişmeyecektir. Allah Rasulü, Taif'te kendisine akla gelmez işkenceleri yapan kavmi helak etmekle görevlendirilen meleğe; "Eğer bunları bana reva görenlerin çocuklarından birisi Allah'ı tanıyacaksa, onların helak edilmesini istemem." demek suretiyle, bu hakikati temsil etmemiş midir? Veya Mekke fethinde, ölümlerine ne zaman ferman kesilecek diye tir tir titreyenlere "Gidiniz, hepinizi affettim." dememiş midir?

Demek peygamberi ahlak bu ve Fethullah Gülen bunu temsil ediyor. Zaten iki ay önceki yazısında bu düşünce daha net ifade ediliyordu; "Kimseye küsüp darılmayacağıma söz veriyorum.. ölümü gülerek karşılayacağıma söz veriyorum.. celalden gelen cefayı, cemalden gelen vefa ile bir bileceğime söz veriyorum. Allah'a ait hukuka karışamam; ama bana ait hiçbir haktan dolayı kimseden davacı olmayacağıma söz veriyorum."

Umarım haddi aşmamışımdır, yazıya uç anlamlar yüklememişimdir. Araplar "Şiirin manası şairin kafasında." derler. Bununla yorumlarda yüzde 100 isabetin olmayacağını vurgularlar. Zaten öyle bir iddia içinde de değiliz. Bildiğimiz şeylerden bilinmeye doğru yol almaya çalıştık. Son tahlilde karar size ait. Hata etti isek af ola.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İktisadın Lüzûmu

Seyredin

Bizi Birbirimizden Koparamazlar!..

Dinleyin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Denizli Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Kendini bilmek, basiret; kendini görmek ise, körlüktür. Kendini bilen, hem Hakk’a hem de halka yaklaşır; kendini gören ise, benliğinden başka her şeyden uzaklaşır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri