| Düğmesiz Günler |
|
|
| Fehmi Koru, Yeni Şafak | |
| 25.03.2000 | |
|
"Düğmeye basmak" deyimini en son ne zaman duymuştunuz, hatırlayabiliyor musunuz? Ben size yardımcı olayım: 'Siyaset Meydanı' yapımcısı Ali Kırca'nın Fethullah Gülen ile ilgili kaseti yayınlamasından sonra meydana gelen gelişmeleri anlatmak için, bir gazete, "Düğmeye basıldı" manşetini atmıştı. Ali Kırca da, spekülasyonları sona erdirmek için, "Düğmeye ben bastım" deme ihtiyacını duymuştu, sonradan... Herhalde hatırladınız... "Düğmeye basmak" deyimini şu sırada hatırlamamı gerektiren, dün bir gazetede çıkan, "Başbakan Bülent Ecevit'e mektup" başlıklı yazıda kullanılmış olması... Yazının 'Prof.' unvanı taşıyan yazarı, açık mektubun sonunda, "Şu günlerde cumhuriyetimizi Fethullah tehlikesinden arındırmak için lütfen düğmeye basın!" diyor... Belli ki, her şey hazır hale getirilmiş, yalnız siyasi irade karşı çıktığı (yazarın deyimiyle 'düğmeye basmadığı') için, operasyon başlayamıyor... Cumhuriyet'in tarihi, iç ve dış tehdit endişesi ardında gizlenmiş operasyonlar tarihi aynı zamanda. Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığında kalış süresini uzatmak amacıyla yapılan pazarlıklarda, parti kapatmayı zorlaştıracak anayasa değişiklikleri söz konusu olunca, bazı çevreler, "Cumhuriyet'i kim koruyacak?" sorusuyla çıkıyorlar toplumun karşısına... Oysa, 'Cumhuriyet' gibi toplumun geniş bir bölümü tarafından paylaşılan değerleri elbette toplumun kendisi koruyacaktır; Cumhuriyet yönetim biçimini tehdit eden gelişmeleri önlemek için 'rutin dışı' yöntemlere başvurmaya gerek yoktur. Ancak, bizde devletin sahibi oldukları iddiasındaki çevreler, 'Cumhuriyet' kavramı arkasına saklanarak, kendi egemenliklerini sürdürmenin çaresini arar gibiler. "Cumhuriyet tehdit altında" dediklerinde, esas kast ettikleri, kendi çağdışı zihniyetlerinin, dünyanın aldığı yeni biçimin zorlamasıyla halktan eskisi kadar rağbet görmemesidir... Global süreç, 1990 sonrasında Türkiye'yi de etkiledi ve bugün "Düğmeye basın!" diye çırpınan zihniyet tasfiyeye uğradı. 1994 ve 1995 seçimlerinde RP'nin başarısını, 1999'da Meclis'in beşte dördünün 'sağduyulu' diyebileceğimiz kişilerden oluşmasını bu süreçle irtibatlayabiliriz... Milletin seçtikleri seçenlerin istediği gibi davranmıyor olabilir; ancak, millet, özellikle rağbet etmedikleriyle, ne istediğini açıkça ifade etmekte... "Düğmeye basınca" ne olduğunu geçmişin deneyimlerinden biliyoruz: Orasından burasından kesilmiş kasetler devreye girince kamuoyunu ayaklandıran yayınlar başlıyor, DGM savcıları harekete geçiyor, geniş kitleleri rencide edecek gelişmeler yaşanıyor; halkta desteği kalmamış zihniyet, böyle bir ortamda, istediği gibi at oynatabiliyor... Geçmişte, cumhurbaşkanlarının da öyle ortamlarda 'kerhen' seçildiğini biliyoruz. Özgürlükleri kısıtlayan bütün yasal düzenlemeler (hatta anayasalar) 'düğmeye basma' sonrası gerçekleşti bu ülkede... Türkiye'de, 80 yaşına basmaya hazırlanan Cumhuriyet yönetiminde 'düğmeye basma' türü yöntemlerin artık terk edilmesi gerekiyor. Cumhuriyet'i 'cumhur' kendisi korur; bunun için kimsenin vesayet üstlenmesine, yapay yöntemlerle 'çağdışı' bir anlayışı zorla sürdürmesine gerek yok. Şu sırada yapılması gereken, parti kapatmayı zorlaştırarak demokrasinin önünü açmak, 'düğmeye basarak' iflâhları kesilmek istenen sivil toplum örgütlerine hayat sahası sağlamaktır. Kısıtlı demokrasi ve komplolarla buraya kadar geldik, ancak daha özgür olursak bundan böyle dünyada saygın bir yere kavuşabiliriz... Bir önceki operasyonu "Düğmeye ben bastım" cümlesiyle Ali Kırca üstlenmişti; neden sonra, "28 Şubat'ın altına imzamı atardım" açıklaması o cümleyle ne kast ettiğini anlamamıza yaradı... Şimdi 'düğmeye basma' eyleminin başbakandan beklenmesi bile, az zamanda bayağı büyük bir mesafe alındığını ortaya koyuyor... Umarım, düğmesiz günler de uzak değildir.. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







