| Sempozyumun Ardından |
|
|
| Ahmet Kurucan, Zaman | |
| 19.04.2000 | |
|
Yazımın başlığını okuyup beni Hz. İbrahim Sempozyumu'na katıldı sanabilirsiniz; hayır, katılmadım; ama katılmayı çok isterdim. Hayatta iç geçirdiğim, keşke dediğim ender hadiselerden biri oldu bu sempozyum. Konu ilgi alanıma girdiği için mi, vatan özlemi ile yanıp tutuştuğumdan mı bilemiyorum; ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim, sempozyumu Türkiye'de bulunan birçok insandan daha iyi takip etmişimdir. Bunda Zaman yazar ve muhabir kadrosunun etkisi büyük. Kendilerine teşekkür borçluyum. A.Turan Alkan'dan Ali Bulaç'a, Beşir Bey'den Nedim Hazar'a kadar herkese teşekkür ederim. Dinler insanların saadet ve mutlulukları için yeryüzüne gönderilen kurallar bütününe verilen ad. Ama tarihi gerçekler bunun her zaman böyle olamadığını bizlere gösteriyor. İsterseniz cümlenin tam burasına bir "maalesef" sözcüğü ilave edebiliriz. Neden? Evet, neden dinler tarih boyunca gönderiliş gayesinde olduğu gibi insanların mutluluk ve refahına hizmet etmemiş? Neden dinler gerek kendi içlerinde gerekse sair dinlerle savaş yapmış? Katolik-Ortodoks veya Müslüman-Hıristiyan, Hıristiyan-Yahudi savaşlarının gerçek sebepleri ne? Farklı dinlere inanıyor oluşları mı? Öyleyse hani bu dinler kök ve asılları itibariyle aynı kaynağa, yani Allah'a dayanıyordu? Aslında yukarıdaki soruların soruş biçimi de, soruda kullanılan "din/ler" kelimesi de yanlış. Soruda din/ler yerine "din mensupları" kullanılırsa, her şey yerli yerine oturur. Böylece, yukarıdaki soruların cevabı da bulunmuş olur. Savaşmayı emreden din veya dinler değildir. Tam aksine dinler, diyalogu, kardeşçe yaşamayı, barış ve emniyeti emretmektedir. Ama insan faktörü devreye girince her şey alt üst olabilmektedir. Nitekim din veya mezhep savaşları adı verilen süreçte de bu yaşanmıştır. Ekonomik, siyasi kültürel vb. faktörler devreye girmiş, dinler burada moral motivasyonu sağlayan, destekleyen unsurlar olarak kullanılmış ve bugün maalesef deyip esefle andığımız günler yaşanmıştır. Burada "keşke" demek bir anlam ifade etmeyebilir; ama geçmişten ders alıp, bir daha bu türlü olumsuzluklar içine girmeme insanoğlunun elindedir. Küreselleşen dünyada insanlar tarihin akışını bundan böyle ters çevirmeye şiddetle muhtaçtır. Bilimsel gelişmeler, bilimin insanın hizmetine sunduğu teknoloji bu bağlamda maddi alt yapıyı hazırlamıştır. İş bundan sonra zihni yapıya düşmektedir. Bunun için öncelikle bu ihtiyacın görülmesi, gerekliliğine inanılması gerekmektedir. Ardından tarihi düşmanlıkların kendi tarihsellikleri içine hapsedilmesi, Türkçe'nin enfes tabiriyle "mazinin hortlatılmaması" gelir. Sonuç bildirgesinde de ifade edildiği gibi farklılıklar kültürel zenginliğin tabii bir unsuru gibi algılanmalı, kavganın değil, barışın, huzurun vesileleri kabul edilmelidir. Gerçekten onlar hayatı yaşanır kılan özelliklerdir. İşte tam bu aşamada din adamlarına büyük görev düştüğü izahtan varestedir. Dini bilgi temeline dayanan bir biçimde tanıma, anlama ve anlatma. Yalnız bunu hayata intikal ettirmek için gösterilecek çabalardan hemen sonuç alınacağını ummamak gerekir. Bu uzun soluklu bir proje. Kemikleşmiş düşüncelerin, inanç esası gibi görülen yorumların değişmesi, sonra bunların tabana yayılması ve ardından siyasi, ekonomik irade ve idare isteyen bu projenin sabahtan akşama hayata geçeceğini sanmak safdillik olsa gerek. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Hz. İbrahim Sempozyumu bu bağlamda atılan adımlardan birisidir. Umarım arkası gelir. Hangi safhada olursa olsun, sempozyumda emek sarf ederek dünya barışına katkı yapan herkese teşekkürler. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







