| Kadim Geleneklerin Peşinde: ''Mardin'' |
|
|
| Eyüp Can, Zaman | |
| 15.04.2000 | |
|
'Bir diyalog sembolü ve birlik bağı olarak İbrahim' konulu sempozyumun davetlileri olarak dünyanın farklı ülkelerinden, farklı dinlerden gelen grubumuzla, Nemrut Dağı'nda başlayan yolculuğumuz sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kadim geleneklerin ve taş binaların serin mekanı Mardin'e doğru uzanıyor.. Daha düne kadar birbirlerini tanımayan bu insanlar çoğu zaman İngilizce'nin yaygınlığına sığınarak, kimi zaman Fransızca, kimi zaman Almanca, kimi zaman İbranice ya da Arapçanın yardımıyla kırık Türkçelerinin de katkılarıyla İbrahimi geleneğin ortak paydasında buluşuyor. Fakat bu buluşma kadim gelenek boyutunda kolay gibi görünse de gündelik yaşam pratiğinde o kadar kolay olmuyor. İnandıkları dinlerin etkisiyle şekillenen yaşam biçimleri, farklılıklar bir araya geldiğinde daha da bir belirginleşiyor. Grubun 6 Musevi üyesi 'koşer' yani Musevi inanışları doğrultusunda 'helal' kabul edilebilen yiyecekler dışında bir şey yiyemezken, namaz ve dua vakitlerinin ya da kilisede yapılacak ayinin yolculuk serüveni içerisinde herkesi memnun edecek düzeyde ayarlanamaması semavi dinler arasındaki farklılıklardan ziyade gündelik yaşam pratiğinin önümüze koyduğu bir 'aşılamaz' olarak duruyor. Mardin'e yapılan uzun otobüs yolculuğu teorik tartışmalar kadar pratik anlaşmazlıkların da sinyalcisi oluyor. Fakat bu durum Güneydoğu'nun zengin mutfağı, aşırı misafirperver insanları ve yurt dışından gelen konuklarımızın mütevekkil tavırları ile büyük ölçüde çözüme kavuşturuluyor. En olmadık yerlerde bile halkın sıcak ve misafirperver tavırları ilk gün yaptığı konuşmada 'yabancı bir ülke de birer yabancı' olarak İbrahimi mesajın peşine düştüğümüzü belirten David Thomas'a 'Kendimi evimde gibi hissediyorum.' dedirtiyor. Haham Alon Gotstein'in 11 yaşındaki sevimli oğlu Neria ise bir gün içinde 'Naber?' ile başlayan ve 'İsminiz ne, işiniz ne?' sorularıyla devam eden inanılmaz zekasını kendisinden beklenebilecek bir şirinlikle şu sözlerle ispat ediyor: 'İbrahim'in, üç dinin de ortak peygamberi olduğunu biliyoruz ve bu yüzden buradayız; fakat iki günlük bu gezimiz sırasında ben bir başka şeyi daha keşfettim sanırım, o da İbrahim Peygamber'in Türk oluşu!' Herkes şaşkın gözlerle bu sevimli çocuğun ne söylemeye çalıştığını anlamaya çalışırken Neria birkaç günlük sıcak insan ilişkilerinin verdiği güvenle neden Hz. İbrahim'in Türk olduğunu düşündüğünü açıklamaya koyuluyor: 'Ben kutsal Ahit'te İbrahim Peygamber'in ne kadar eli açık ve misafirperver bir insan olduğunun hikayelerini okumuştum. Onun yardımseverliğine dair annemden hikayeler dinlemiştim. Bu misafirperverliğin ne anlama geldiğini gerçek anlamda bu bölgeye yani İbrahim Peygamber'in yaşadığı kutsal mekanlara geldiğimde anladım. Çünkü burda herkes yollarda mola verdiğimiz konaklama yerlerinde, durakladığımız köylerde, dolaştığımız çarşı pazarda alabildiğine yardımsever ve misafirperver; bu olsa olsa İbrahim Peygamber'in Türk olmasından olabilir. Bence misafirperverliği ile bana anlatılan İbrahim Peygamber de Türk'tü! 'Grubun şaşkın kahkahalarını Neria'nın babası Haham Alon bir nebze yumuşatıyor; 'İbrahim'e soy olarak hem Araplar hem de biz Museviler sahip çıkıyoruz, buna İsa'dan dolayı İsevileri yani Hıristiyanları da ekleyenler var, şimdi oğlumun zeki keşfi ile buna bir de Türkleri eklemiş olduk. Eh, İbrahim'e de bu yakışırdı, İbrahim ailesi giderek genişliyor demektir!' Bunca konuşmadan sonra Mardin Polisevi'nde inanılmaz konukseverlikle bizler için hazırlanmış İbrahim sofrasını görünce konuklarımız polisevinde yemek yiyor olmanın şaşkınlığını bir kenara bırakıp leziz türlüyü taama başlıyorlar. Asıl sürprizi ise Mardin Kırklar Süryani Kilisesi'nde Monsenyör Marovic başkanlığında düzenlenen ve üç kutsal dinin dualarıyla süslenen en sonunda da Kadim Süryani Kilisesi'nin bayan ilahi grubuyla neşelenen ayini oluşturuyor. Mardin Ulucami'de bizleri bekleyen Kur'an ziyafeti ise Musevi, Hıristiyan, Müslüman grubumuzdaki herkesi mest ediyor. Mardin'in en kadim mekanlarından olan Darul Zaferan Süryani Kilisesi'nde şahit olduğumuz secdeli ayin ise vatikan temsilcisi Maroviç kadar Haham Alon'u da şaşırtmış olacak ki yavaşça Papaz Gabriel'e yaklaşıp, 'Ayin yaptığınız yerde halılar serili ve siz ayakkabılarınızı çıkararak giriyorsunuz buraya, ayrıca da ayinde secde ediyorsunuz, bu İslam'ın üzerindeki etkisi mi?' diyor. Bu soruyu gülerek karşılayan papaz 'Allah aşkına bari sen söyleme bunu haham efendi, eski Ahit'te Musa'nın Rab ile konuşması sırasında ayakkabılarını çıkartmasının emredildiğini senden daha iyi kim bilebilir?' Doğrusu Haham Alon'un utangaç yüzü görmeye değerdi! Mardin, Alon'un da bu utangaçlıkla söylediği gibi hepimize 'Bu üç dinin üstünlük taslanmadan nasıl birbirleri ile bağlantılı iç içe geçmiş olduğunu gösterdi.' Yeter ki rasyonel ve pragmatik bir model olarak da önümüzde bulunan İbrahim'in ayak izlerini takip edelim; Mardin, Urfa, İstanbul, Roma, Kudüs ya da Mekke, aslında hepsi aynı izin peşinde… |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







