Put Kıranlar Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Beşir Ayvazoğlu, Zaman   
15.04.2000

Harran Ovası hakikaten heyecan verici bir yer; burada gezinirken sanki Kısas-ı Enbiya çağına seyahat ediyorsunuz. Her adımda bir, bu bölgede yaşadıklarına inanılan İbrahim, Lut, Şuayb ve Eyüp peygamberlerin bir izine rastlanıyor. Tabii bunların ne kadarı efsane, ne kadarı gerçektir, kestirmek mümkün değil. Ancak tarihle efsaneler bir noktada mutlaka kesişir; yani efsaneler büsbütün yabana atılmamalıdır.

Özellikle İbrahim peygamberle ilgili rivayetler, Urfa ve çevresine damgasını vurmuş. Mekan yaratma hususunda benzersiz bir maharete sahip olan atalarımızın etrafında nefis bir mimari kompleks vücuda getirdikleri Halilürrahman gölü, geleneğe inanmak gerekirse, Nemrut tarafından İbrahim peygamberin mancınıkla içine atıldığı büyük ateşin yakıldığı yerdi. Mancınık ise, yukarıda, kaledeki iki sütun arasına kurulmuştu.

Bilindiği gibi, İbrahim peygamber puthanede babası Azer tarafından yapılan bütün putları kırınca yakılarak cezalandırılmak istenir. Bunun üzerine Allah, "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol!" buyurur. Ateş, "Berd ayeti" diye adlandırılan bu emri alınca İbrahim'i yakmaz. Kıssa, Kur'an-ı Kerim'de bu kadar anlatılmaktadır; ancak daha sonra çeşitli rivayetlerle zenginleştirilerek başlı başına bir romana dönüşür.

Taberi Tarihi'nde bu rivayetlerden bir kısmı uzun uzun anlatılmıştır. Mesela bir rivayete göre, dağ gibi odun yığılarak yakılan ateşe mancınıkla fırlatılan İbrahim, havada kendisini yakalayıp bir arzusunun olup olmadığını soran Cebrail'e bir şeyi ancak Allah'tan dileyebileceğini ifade ettikten sonra, "Allah ne dilerse onu yapsın!" dediği, yani Allah'ın iradesine kayıtsız şartsız teslim olduğu için "Halilullah" diye adlandırılmış, ateşin içine düşer düşmez kendisini bülbüllerin şakıdığı, suların çağıldadığı bir gül bahçesinde bulmuştur.

Kıssanın Urfa versiyonunda, odunların yığıldığı yer göle, odunlar da balığa dönüşmüş. Yani şu anda Halilürrahman Gölü'nde kum gibi kaynayan ve kutsallık izafe edilen balıklar, binlerce yıl önce balığa dönüşen odunların soyundan geliyormuş.

Her neyse, önemli olan kıssanın özüdür ve bu öze daha kolay ulaşılmasını sağlamak için Kur'an-ı Kerim'de ayrıntı verilmemiştir. İbrahim peygamberin ateşte yanmaması, bana öyle geliyor ki, mutlak determinist açıklamaların karşısına "tabiat kanunlarında zorunsuzluk" ilkesini koymaktadır. Daha da önemlisi, İbrahim peygamberin ateşe atılmasına yol açan eylemi, yani putları kırmasıdır. Hiç şüphesiz, bütün semavi dinler putkırıcıdır. "İkonoklast" olmayan bir semavi din düşünülemez. Ancak bu ilkeyi, sadece insanların tapındığı taştan topraktan birtakım heykellerin kırılması olarak anlamamak, basite irca etmemek gerekir.

Put kavramının içine tapınılmak için yapılmış kaba saba heykellerden ikona'lara, idol'lere, kendilerini tanrılaştırıp şahsi arzularını kitlelere dayatan tiranlara, despotlara, pop yıldızlarına ve para gibi metalara kadar putlaştırılan her şey girer.

Aslına bakılırsa, her şey putlaştırılabilir; her türlü aşırılık içinde putlaştırma eğilimini de taşır ve belli bir sınır aşıldığı zaman farkına varmadan insan kendi kendine bile tapınmaya başlayabilir. Bütün semavi dinlerin kesiştiği gelenek, bu manada her türlü putlaştırmaya karşı koyuşun şuurunu ifade etmektedir. Üç dinde de müşterek olan tasvir yasağını bile, bu temel ilkeye bağlı ikincil bir ilke olarak anlayabiliriz.

Galiba, Hazreti İbrahim'le ilgili kıssalarda semavi dinlerin özü yatıyor. Açılışı Harran'da yapılan, Urfa'da devam eden ve İstanbul'daki oturumlarla sona erecek olan "Hz. İbrahim/Abraham" sempozyumu, bu meseleleri yeniden düşünmemize ve üzerinde hiç düşünmediğimiz meselelerin farkına varmamıza yol açmıştır.

Temennim, başlatılan diyaloğun bu toplantıyla sona ermemesidir.

"Hz. İbrahim/Abraham" sempozyumunun birinci günü akşamı, Şanlıurfa Valisi Şahabettin Harput tarafından bir yemek verildi. Yemekte yapılan sıra gecesinde geleneğe uyularak çiğ köfte de yoğruldu. Osman Güzelgöz'ün anlattığı hikayeye göre, Nemrut, İbrahim peygamberi içine atmak için çok büyük bir ateş yakılmasını istemişti. Civarda ne kadar odun varsa toplattı ve dağ gibi yığdırdı. Tam o sırada Urfalı bir avcı avdan döndü ve karısından vurduğu ceylanı pişirmesini istedi. Kadın, "Herif, dedi, ortalıkta odun mu kaldı ki ateş yakayım!" Adam, "Sen kadınsın ve bu ceylanı pişirmek zorundasın. Nasıl yaparsan yap!" diye kestirip attı ve yakılan büyük ateşi seyretmek üzere çekip gitti. Bunun üzerine kadın, ceylan etini bir taşın üzerinde iyice dövdü, bulabildiği soğan, biber, baharat gibi şeyleri de içine katarak birlikte yoğurdu. Böylece çiğ köfte icat edilmiş oluyordu. Açıkçası Nemrut, Hazreti İbrahim'i ateşe atmaya kalkışmasaydı, Urfalılar çif köfteden mahrum kalacaklardı.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Mâyesi hikmetle yoğrulmuş hakîm, hücresinin daracık duvarları içinde kâinatları seyreder ve öyle ulaşılmaz noktalara ulaşır ki, dünyaları gezen seyyahlar, onların yüzde birini bile göremezler...
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri