| İki Bilgenin Zoraki Düellosu |
|
|
| Faruk Mercan, Zaman | |
| 27.08.2000 | |
|
Dimitri Andriadis, Robert Kolej'in 1944 mezuniyet yıllığına, sınıf arkadaşı Bülent Ecevit için şunları yazmış: "Son sınıf öğrencilerinin bu en nazik ve en alçak gönüllüsü bir şair olacağını söylerken halihazırda seçkin bir şair olduğunu unutmuşa benzer..." Bülent Ecevit'in Robert Kolej'den mezun olduğu yıl, Ahmet Necdet Sezer üç yaşında bir çocuktu. Eğer genç Bülent, hukuk profesörü ve CHP milletvekili olan babası Fahri Bey'in isteğiyle kaydolduğu Ankara Hukuk Fakültesi'nden üç ay içinde ayrılmasaydı, 1959'da bu okulun sıralarında oturmaya başlayacak olan Sezer'den 15 yıl daha kıdemli bir hukuk adamı olacaktı. Böyle olsaydı, herhalde Sezer'le yolları çok daha erken bir tarihte kesişirdi. Fakat Ecevit, ruhunda esen şiir ve felsefe fırtınalarına kulak verdi. Hukuk Fakültesi'ni de, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ni de, Londra elçiliğindeki katiplik görevi sırasında kaydolduğu fakülteyi de yarim bıraktı. Gazetecilik ve politika hayatında da şairliği hiçbir zaman ikinci plana düşmedi. Halen de, "Gazeteci başbakan" yerine, "Sair başbakan" olarak anılmayı daha çok sevdiğini tahmin ediyorum. Erken ve beklenmeyen karşılaşma Şiir, ince bir ruh taşıyan insanların işi olduğuna göre, Dimitri Andriadis'in dediği gibi, iyi bir şair olarak Ecevit'in daha lise yıllarından beri nazik ve alçak gönüllü olması doğal. Ama, memurların yargı kararı olmadan işten atılmasını sağlayacak kararnameyi imzalamayan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e yönelik sert tepkisi Ecevit'in bir başka özelliğini daha gösterdi. Başbakan, duygularını yoğun olarak ön planda tutuyor. Cumhurbaşkanı Sezer, memur kararnamesini ikinci kez veto edince, kameraların karşısına geçip devlet yönetiminde "esef verici" bir döneme girildiğini açıklayan Ecevit'in ses tonuna, daha çok yoğun bir duygusallık ve heyecan hakimdi. Bence, Cumhurbaşkanı'nın "kırılmasını" bile gerektirecek boyuttaki bu aşırı tepkinin kaynağını, Ecevit'in kişiliğinin dışında aramak gerekiyor. Eşi Rahşan Ecevit için yazdığı şiirde "El ele büyüttük sevgiyi" diyen, insan sevgisinden ilham alan bir başbakanın, yargı kararı olmadan geniş bir "memur kıyımı"na taraftar olacağı inancında değilim. Bir hukuk bilgesi olarak Cumhurbaşkanı Sezer, anayasanın teminatı altında olan "yaşama hakkı"nın önemli bir unsuru olduğu için memurların iş güvencesine (çalışma hakkı) sahip çıkıyorsa, Türkiye'nin en zor dönemlerinde cezaevine girmeyi göze alarak geniş yığınların haklarını yüksek sesle savunmuş siyaset bilgesi Ecevit neden bu "yargısız infazlara" arka çıksın? Halkın onda bulduğu çizgiler Başbakan Bülent Ecevit'in hayat hikayesinden çok önemli kesitler çıkarılabilir. Benim çok önem verdiğim olaylardan biri, serbest seçim ortamında bir sol partinin Türkiye'de en yüksek oy oranına onun liderliğinde erişmiş olmasıdır. Ecevit liderliğindeki CHP, Haziran 1977 seçimlerinde Adalet Partisi'ni geçip yüzde 41,4 oy aldı. Bu yüzden, yine Ecevit liderliğindeki DSP'nin 18 Nisan 1999 seçimlerinde birinci parti çıkmasını hiç yadırgamadım. Demek ki halk, her dönemde Ecevit'te kendisine ait bazı çizgiler keşfetmiş. Baykal liderliğindeki CHP sandığa gömülürken DSP'nin yükselişini başka türlü izah etmek zaten mümkün değil. O halde Ecevit, "halka rağmen" siyaset yapan bir politikacı değil. Cumhuriyet tarihinin en geniş tabanlı sivil inisiyatifine öncülük etmiş Fethullah Gülen'e, her şart altında şahsi desteğini vermesi de onun "halkçı" kimliğine dayanıyor. Sezer'e niye karşı olsun? Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in hem insani özellikleri (alçak gönüllülük, nezaket) hem de devlet anlayışı açısından (halktan yana olmak) Başbakan Bülent Ecevit'le aynı çizgide olduğundan şüphe yok. Bugüne kadar yaptığı birkaç konuşmada hep, halkı memnun ve mutlu edecek bir yönetim anlayışının egemen olmasını istedi. Bence, bugüne kadarki söz ve davranışlarıyla iki bilge insan portresi çizmiş Ecevit ve Sezer arasındaki gerginlik, düşük yoğunluklu da olsa etkisi süren olağanüstü şartların zorlamasıyla ortaya çıktı. Esas kaynağı ikisine de dayanmayan bu "zoraki düello" olmasaydı, eminim ki Çankaya Köşkü, Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın yapacağı insan eksenli ve çok derinlikli, felsefi sohbetlere tanıklık edecekti. Ecevit'in şiirlerindeki ilhamları en iyi algılayabilecek kişi Sezer ise; Sezer'in Türkiye'nin önüne koyduğu yeni "hukuk felsefesi"ne en son karşı çıkması gereken kişi Ecevit'tir. Türkiye'nin ikisine, onların da birbirlerine çok ihtiyacı var. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







