| Vatana İhanet |
|
|
| Şahin Alpay, Milliyet | |
| 24.08.2000 | |
|
Demokrasiye ve hukuk devletine bağlı oldukları kadar uzmanlık alanlarının ehli olan Prof. Dr. Fazıl Sağlam ve Prof. Dr. Erdoğan Teziç gibi anayasa hukukçularının söyledikleri ikna edici: Cumhurbaşkanı'nın KHK'yi ikinci kez iade etmesi yanlış oldu. Teziç'in, Cumhurbaşkanı'nın Anayasa Mahkemesi'ne başvurmasının da (başkanlığından geldiği mahkemeyi zor durumda bırakacağı için) meslek etiği açısından uygun olmayacağını söylemesi dikkate değer. İngilizce'den "çıkar çatışması" olarak çevirdiğimiz ama içeriği Türkiye'ye neredeyse tamamen yabancı olan (dolayısıyla hemen hiç dikkate alınmayan) ahlak ve hukuk kavramının ilginç bir örneği. Prof. Teziç, hassas konularda KHK çıkarılmaması, temel haklarla ilgili düzenlemelerin kanunla yapılması konusunda (örneğin Danıştay Başkanı'ndan farklı olarak) Cumhurbaşkanı ile hemfikir. Anlaşılan o ki, gelinen durum, yani liderlerin aldığı son karar uyarınca KHK'nın bir kanun tasarısı olarak en kısa zamanda TBMM'nin önüne getirilmesi, demokrasi ve hukuk devleti açısından en uygun çözüm. Peki, memurların işlerinden çıkarılmalarını kolaylaştıran KHK ya da kanun tasarısı, içeriği itibarıyla hukuka uygun mudur? Kanun eğer parlamentodan çıkacak olursa, mahkemenin önüne gideceği kesin olduğuna göre, buna Anayasa Mahkemesi karar verecektir. Tabii, Anayasa Mahkemesi'nin alacağı karar kesin olsa da, hukuka uygun olup olmadığı tartışılmaya devam edebilir. Çünkü, bir devlet görevlisinin iki müfettiş raporuyla görevden alınmasının demokratik hukuk devletine uygun bir uygulama olup olmadığı konusunda kanaatleri, kaçınılmaz olarak siyasi tercihler belirliyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin korunmasının otoriter önlemleri gerektirebileceğini savunanlar düzenlemeyi savunuyor; Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk devleti ve demokrasiyle korunabileceğini savunanlar karşı çıkıyor. Bütün bunlar demokrasinin icabı. Demokrasinin icabı olmayan, farklı düşünenlerin birbirlerini "vatana ihanet"le suçlamaları. Dini cemaat lideri Fethullah Gülen'in "çete" kurduğu gerekçesiyle tutuklanması kararını "üzüntüyle" karşıladığını söylediği için "rejim düşmanlarını yüreklendirmek"le suçlanan bir Başbakan'ın çıkıp Cumhurbaşkanı'nı KHK'yı imzalamamakla "rejim düşmanlarını yüreklendirmek"le suçlaması, olacak şey mi? Bunun anlamı bence açık: En küçük bir fikir ayrılığının bile "vatana ihanet" ile suçlanabildiği ülkemizde, uygarca tartışma adabını yerleştirmekten çok uzağız. Buna bizzat ülkenin başbakanının da dahil olması ise, son derece üzücü ve düşündürücü. Cumhurbaşkanı'na gelince: Benim kanaatim Sayın Sezer'in yanlışlardan kaçınmak, davranışlarını kamuoyuna açıklıkla izah konusunda çok dikkatli davranması gerekeceği. Cumhurbaşkanlığı her ne kadar siyaseten tarafsız ve sorumsuz bir makam ise de, siyasi bir makam. Ama Sayın Sezer ile ilgili genel kanım (siyasi tercihlerim gereği) onun demokratik rejimin düşmanlarını değil dostlarını yüreklendiren bir Cumhurbaşkanı olduğu. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







