| Bir Vicdan Borcu |
|
|
| Altemur Kılıç, Türkiye | |
| 17.08.2000 | |
|
Acaba Fethullah hocanın üzerine biraz fazlaca mı gidiliyor? diye endişeleniyorum. Birkaç yıl önce, "Hoca Efendinin" inisiyatifi ile Orta Asya'da, Kafkasya'da açılan okulları bizzat gördükten sonra, Türk Birliğini hayat felsefesi yapmış bir insan olarak, dilde-fikirde ve işte, bu birliği pekiştirecek bu kuruluşlara hayran olmuştum. Mesela Taşkent'teki okulu ansızın ziyaretimde, burada Atatürk büstlerini, duvarlardaki Atatürk hitabelerini görmüş ve Atatürk aleyhtarlığının yapılmadığına, aksine Atatürk ve Cumhuriyet sevgisinin telkin edildiğine tanık olmuştum.. Bu kadar mizansen olamazdı diye düşünüyorum. Bu düşüncelerimi, o zaman yazıya dökmüş ve bu vesileyle de, bir ameliyat geçirdiğim sırada, ziyaretime gelen Hoca ile tanışmıştım. Sonra da, bir iki kere görüştük. Doğrusu, bu konuşmalarımızda da Atatürk ve rejim aleyhinde hiçbir sözünü işitmedim, hiçbir tavrını görmedim, takıyye yaptığını da sanmam.. Aksine, bende, milliyetçi-Turancı ve Türk Birliğini ve de doğru bir İslamiyeti dünyaya yaymak misyonunu, fisebilillah üstlenmiş bir İslam misyoneri izlenimi bıraktı. "Kefenin cebi yok" diye, kişisel serveti olmayan çok mütevazı yaşayan, bir kişi idi Hoca! Kontrol ettiği paraların kaynağına gelince -ki aleyhinde olanların başlıca şüpheleri de buna dayanıyor- ben bunu da şöyle anlamış ve izah etmiştim: Hoca vaazları ve kişisel temasları ile bir sevgi halesi oluşturmuş ve hayranlarını ve onların paralarını, okullar başta hayırlı işlere sevketmişti. Paraların gizli ve yabancı bir kaynağının olabileceğine inanamıyorum. İddialar Hoca hakkındaki iddiaların başka bir boyutu da, Nurculuğu ve Said-i Nursi'ye olan yakınlığı. Bunu kendisine sorduğumda Said-i Nursi'nin, aslında bölücülüğe ve Kürtçülüğe hep karşı çıkmış bir kişi olduğunu ve ona bağlılığının, felsefı ve kişisel bir inanç meselesi olduğunu ifade etmişti. Ne var ki, Hoca Efendinin geçenlerde ortaya çıkan kasetlerdeki konuşmalarından ve bu konuşmalardaki bazı telkinlerinden dolayı ikirciklendiğimi de itiraf etmeliyim. Bu kasetler, herhalde montaj değildi. Asıl çerçevelerinden çıkarılmış olsalar bile bence, şüphe celbedecek tarafları vardı. Ama gene de, Rejimi yıkmak için bir çete oluşturduğunu gösterecek delliler de sayılamazlardı! Bunun dışında Sayın Başsavcı Mete Yüksel'in elinde somut deliller varsa, onu bilmem. Herhalde Fethullah Hoca efendi bana Refah-Erbakan çizgisine karşı, ümmetçi değil, milliyetçi bir kişi izlenimini vermiştir. Kişisel üzüntüm Başbakan Bülent Ecevit'in bu konudaki "kişisel üzüntüsünü" bir vicdan borcu ve bir medeni cesaret ifadesi olarak, takdirle karşıladım. Ben de, eğer bu yazıyı yazmasa idim vicdanen rahat edemeyecektim! Bu olayın beni üzen yönü, insan olarak, bir milliyetçi-Turancı İslam misyoneri olarak tanıdığım -tanımak istediğim- altmış yaşını aşkın hasta bir kişinin şimdi hakkında, devlet aleyhinde olmaktan gıyabi tutuklama kararı çıkan -polisçe aranan- bir kişi haline gelmesi, bunun kahrı onu muhakkak çok etkileyecektir. Temennim gerçeklerin ortaya çıkarılması ve Fethullah Gülen'in, biran evvel aklanması! Bugün Marmara Depreminin -tarihimizin belki de en büyük doğal felaketinin- yıldönümü.. Çoğu 17.08.1999 tarihli mezartaşları altında, bir kısmı da belirsiz yerlerde yatan kaybettiklerimizi hep birlikte anıyoruz. İnşaallah bu felaketi de medyatik hale getirmeden! Bu gibi büyük acılar, felaketler bize dünyada küçük didişmelerden ve küçük hesaplardan, daha önemli şeyler bulunduğunu hatırlatmalı ve tevekkülü de öğretmeli! Orhan Veli'nin pantolonu Küçük şeyler deyince hemen aklıma, ne kadar abuk sabuk konularla uğraştığımız ve sırf medyatik olmak için abesle iştigal eden bir toplum halinde olduğumuz geldi! Yıllarca önce Paris'te Melih Cevdet Anday'la Çetin Altan arasındaki dövüş ve neticede kimin altta kaldığı tartışılıyor. Bu abuk sabukluk sendromunun yeni bir örneği ölüm yıldönümü vesilesiyle, büyük şair Orhan Veli'nin Rumeli Hisarı'ndaki heykelinde pantolonunun paçasının bol olması ve ayak ayaküstü atmamış olması, tartışılıyor. Daha önce de Aydınlı Yörük Ali Efe'nin heykelinde bıyık olmaması mesele yapılmıştı. Haydi "bıyık" erkeklik sembolüdür, erkekliğin şanındandır ve o eski dönemlerde, sadece efelerin değil, bütün erkeklerin bıyıklı olmaları erkeklik kanıtı sayılırdı! Ama ya Orhan Veli'nin pantolonu? Paçası dar olmuş bol olmuş. Orhan Veli, ayak ayaküstü atmış atmamış; ne yazar? Ama "Ne KHK meselesi, ne deprem bazılarının umurunda mı dünya! |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







