| Sınavdan Geçen Gülen Değil... |
|
|
| Hüseyin Gülerce, Zaman | |
| 15.08.2000 | |
|
Hukukun siyasallaşması ve yargının bağımsızlığı konuları özellikle 28 Şubat sürecinde ülke gündemine damgasını vurdu. 28 Şubat'ı savunan irade; "laik Cumhuriyet'e karşı oluşan bir irade"nin varlığını bertaraf ettiklerini savunuyor. Rahatsız oldukları konuyu sözcüleri vasıtasıyla açıklarken ana fikirleri şuydu: İmam hatip liselerinde okuyan öğrenci sayısı her yıl giderek artıyor. Ve bunlar bir siyasî akımın ve partinin tabii destekçisi, oy potansiyeli oluyorlar. Böyle giderse 10-15 yıla kalmaz yüzde 50 oy oranıyla "siyasal İslam" iktidara gelir. Bu gelişmeyi "demokrasi" adına seyredemeyiz. Demokrasi kendisini koruyacak tedbirleri de alır. 28 Şubat'çı iradenin üzerinde, hatta onun da üzerinde başka iradeler var mıdır onun belgelerini bulmak zor. Ancak yukarıdaki kabulleniş; özellikle medyacılık dışında büyük maddî çıkarların peşine düşen gazete ve televizyonların yayınlarıyla, daha doğrusu yönlendirme, ajitasyon, sindirme, kamuoyu oluşturma, manipüle etme yollarıyla bütün bir topluma, kurumlara ve hükümetlere dayatıldı. Durumdan bir vazife çıkmış ve Cengiz Çandar'ın deyimiyle "28 Şubat'ın boru trampet takımı"nın gürültüsünde Refah Partisi kapatılmış, imam hatip liseleri ve Kur'an kursları bitirilmiş, İstanbul'un hizmet eri Tayyip Erdoğan hapse atılmış, konjonktüre yüksek sesle itiraz eden bir eski Başbakanlık Müsteşarı (devletin en yüksek dereceli memuru) ve Milli Eğitim eski Bakanı Hasan Celal Güzel de mahkûm edilmiştir. Ne var ki, ipin ucu kaçmış, sermaye "yeşil"ler olarak ayrılmış, üniversitelerde inançları gereği başörtüsüyle okuyan öğrenciler "siyasî bir sembol" takmakla suçlanarak kendilerine fakülte sınırları dar edilmiştir. Öylesine ki MGK toplantılarının birinde artık "masum dindar çoğunluğu rencide etmemek lazım" merhameti dile getirilmiştir. Bu uyarıya rağmen bugün Sayın Fethullah Gülen de topun ağzındadır. RP'den sonra kurulan Fazilet Partisi'nin kapatılması için "zamanlama" nedir onu da bilmiyoruz. Demek ki memurlarla ilgili kanun hükmündeki kararname de gösteriyor ki, 28 Şubat'ın arkasındaki irade, varsa onun üstündeki irade, varsa onun da üstündeki irade kararlılıkla sürüyor. Bu süreçte Avrupa Birliği'nin ve ABD'nin, cılız açıklamalarına bakarak olan bitenden pek de rahatsız olmadıklarını söylemek mümkün. Herhalde onlar da Türkiye AB'ye üye olacaksa, bir mıntıka temizliği yapmalı, dünyanın kaç bucak olduğu kendilerine içerden çok güzel anlatılmış, ehlileştirilmiş "İslamcı" partilerin, siyasî kadroların Türkiye ve dünya gerçeğini öğrendikten sonra aralarına girmelerini tercih ettiklerini anlatmış oluyorlar... Fethullah Gülen'le ilgili gıyabî tutuklama kararı devlet açısından şüphesiz zor bir karardır. Çünkü bütün zorlama yorumlara rağmen, Sayın Gülen'le ilgili ciddi hiçbir belge yoktur. Kaldı ki Sayın Gülen'le ilgili iddiaların hepsi daha önce ileri sürülmüş ve kendisi bunların tümünden yargıda aklanmıştır. "Çete" suçlaması ise bir din adamı için en ağır suçlamadır. Türk'ün tarihinde milletine böylesine hizmet eden hiçbir İslam alimi, mütefekkiri hakkında "siyasal" yaklaşım dışında bir suçlama yoktur. Halkımız sağduyusu ile "o Müslüman adam, ondan kimseye zarar gelmez." diyerek bu gerçeği özetleyivermiştir. Devleti yönetenlerin "içtihadına" bir şey diyecek halimiz yok. Ancak milletin içtihadıyla bir farklılık söz konusu. Sayın Gülen, zira iki önemli hizmetiyle milli vicdanın koruması altındadır. Birincisi, yurt içi ve yurt dışında tavsiye ettiği eğitim hizmetleriyle Türkiye'nin ufuklarını büyültmüş, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir dünya devleti olmasına esaslı bir harç koymuştur. Dinamik Türkiye'nin temellerindeki bu hizmeti, asla inkâr edilemeyecektir. İkincisi, bu ülkeyi karıştıran elleri, milletimizin sağduyusunu harekete geçirerek ve birlik-bütünlük sevdasını ateşleyerek o cılızlaştırmıştır. Evet kim nasıl suçlarsa suçlasın, kamuoyunun büyük çoğunluğunun nezdinde, Fethullah Gülen bir sevgi, diyalog ve hoşgörü kahramanıdır. Devletin de bu gerçeği bildiği şuradan belli ki, Sayın Gülen'in daha önce suçlandığı ve karalanmaya çalışıldığı diyalog adımlarının hepsini bugün Sayın Diyanet İşleri Başkanı atmaktadır. Türkiye'deki diğer dinî cemaat liderleriyle bir araya gelmeler, Papa ile Vatikan'da görüşmeler demek ki devletimizin ve milletimizin aleyhine değilmiş... Ben şahsen yaşadığımız süreçte Sayın Gülen'in değil; toplum, aydınlar ve devleti yönetenler olarak bizlerin sınavdan geçtiğimiz kanaatindeyim. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







