20:34:33

Bu site 26 Mart 2013 tarihinden itibaren güncellenmemektedir. Sitenin güncel hali http://fgulen.com/tr/ adresinde takip edilebilecektir.

O Kaset... Yazdır E-posta
Değerlendirme: / 4
Kötüİyi 
Hüseyin Gülerce, Zaman   
12.09.2000
Fethullah Gülen hakkındaki "örgüt" dâvasına önümüzdeki ay ortasında Ankara 2 No'lu DGM'de başlanacak. Gülen'i çok yakından tanıyan, onun arkadaşlığı ve dostluğu şerefini kazanmış biri olarak diyebilirim ki, bu dâvânın kendisini en çok üzen taraflarından biri, Türkiye'nin gerçek gündeminin saptırılması amacıyla kullanılma plânıdır.

Avrupa Birliği üyeliği hedefinde Türkiye'nin ciddi adımlar atacağı önümüzdeki birkaç ay, ülkemiz için son derece hayatîdir. Ekonomik ve siyasî istikrarın korunması da en az o kadar önemlidir.

Bu açıdan Türkiye'de sağduyu sahibi herkesin, Gülen dâvâsını, gerçek gündemi saptırmak isteyenlere malzeme yapmama gibi bir sorumluluğu bulunmaktadır. Şahsen ben üzerime düşen sorumluluğu yerine getirmek için malûm "o kaset" üzerinde bir daha durmak gereğine inanıyorum.

Çünkü 18 Haziran 1999 tarihinde ATV ana haber bülteninde Ali Kırca tarafından ilk defa yayınlanan o kaset, Sayın Gülen ve hizmetleri aleyhine bir "düğmeye basma"nın en esaslı malzemesidir.

O kaset sayesinde; Sayın Gülen'in devleti ele geçirmek için gizli bir örgütlenme içinde olduğu, sinsice hareket ettiği, Cezayir'deki gibi erken bir huruçtan sakınılması gerektiğini tavsiye ettiği, kuvvet dengesinin olmadığı yerde tekniğe başvurmayı önerdiği hususları; bir yargısız infaz atmosferinde ve bir linç psikolojisi ile toplu bir saldırı biçiminde yayınlanmıştır.

İki noktayı belirtip, asıl konuya geçmek istiyorum.

Medya dahil her yerde kulağı olan devletin istihbarat birimleri, bir devleti ele geçirme örgütünü şimdiye kadar çoktan tespit ederlerdi, bu bir. (Ben, zaaf gibi görülen durumlarda devletin başka mülahazaları olduğuna inanıyorum.)

İkincisi; önemli bir hukuk kaidesi; "İnsanlar niyetlerine göre değil, eylemlerine göre yargılanır." der. Kaldı ki AB'nin demokrasi anlayışında bugün geldiği nokta; düşünceyi ifade hürriyeti açısından eylem söz konusu olmadığı sürece en tehlikeli fikirlere bile tahammül gösterme aşamasıdır.

Ancak bugünkü yazımda ben bu hususların da üzerinde durmak istemiyorum.

Üzerinde durmak istediğim husus; eski komünistlere, darbelere icazet veren anayasa profesörlerine, askeri, bir ihtilâle sevk etme görevini yaptığını, yazdıkları kitaplarda açıkça ifade edenlere gösterilen müsamahanın, "değişme hakkı"nın, neden Sayın Gülen'e gösterilmediğidir.

Bu ülkede devleti yıkmak için silahlı örgüt içinde yer alanlar daha sonra devlet kademelerine, hatta bakanlık koltuklarına geldiler.

Neden onların, binlercesinin başına mazilerini kakmadık?

Çünkü Türkiye, 1960, 1971 ve 1980 müdahalelerinden önce bir kutuplaşma ve gerilim anaforunun içindeydi. İnsanlar ellerinde olmayan sebeplerle kendilerini hiç de arzu etmedikleri konumlarda buldular.

Geçmişte insanlar siyaseti bile bir kan davası haline getirmişti. Demirel'le Ecevit bir türlü anlaşamamıştı.

Ama ikisi de sonra değişti. Biz onların da değiştiğini kabul ettik.

Pekiyi Sayın Gülen'in niye değişme hakkı yok?

O kaset üzerine, kasetin ATV'de yayınlanmasından 4 gün sonra ZAMAN gazetesinde yayınlanan röportajda Fethullah Gülen'e soruyu çok net sorduk: "Diyalog ve hoşgörü çağrısıyla kamuoyunun önüne çıktığınız 1995 yılından önceki Fethullah Gülen'le 1995 yılından sonraki Fethullah Gülen arasında bir farklılık görüyor musunuz? Sizin için de bir değişimden, bir söylem farklılığından bahsedilebilir mi?"

Sayın Gülen'in cevabı aynen şu olmuştur:

"Herkes gibi düşüncelerimde, tavırlarımda ve davranışlarımda farklılıklar, değişmeler olabilir. Bir zamanlar, hadiselerin ve şartların tesirinde kalarak, sert ifadeler kullanmış, bugün benimsemediğim görüşler serdetmiş olabilirim. Bunlar için de Rabb'imden bağışlanma dilerim. Yanlış yaptığımın yanlış olduğunu itiraftan çekinmediğim gibi, bana doğru gösterildiğinde ona tâbi olmaktan da çekinmem." Sayın Gülen'le ilgili çok önemli bir nokta daha var.

O kaset, en az 10 yıllık. Konuşmaların pek çoğunun başı sonu kesilerek hazırlandığı da belli. Sayın Gülen'in kime, hangi atmosferde, hangi ruh haliyle konuştuğu da açık değil.

Ama açık ve kesin bir gerçek var. Fethullah Gülen'in fiilleri, yaptıkları ortada ve onlar herkesin takdirini kazanıyor.

Yani Sayın Gülen'in o sözleri söylediği kabul edilse bile, o sözlerin tam aksi davranmış ve bütün toplumun beğenisini kazanan yurtdışı eğitim hizmetlerinin gerçekleşmesine önayak olmuş, diyalog, sevgi, hoşgörü diyerek ülkemizin; yeni kutuplaşmaların ve gerilimlerin kuyusuna düşmesini ciddi boyutta engellemiş.

Diyelim Sayın Gülen, Sırplar Bosna'da Müslüman kadınları, kızları akıl almaz işkencelerle, vahşetlerle katlederken, "yılanın başı Vatikan.." demiş ("Vatikan'ın içinde Sırpların günahlarında pay sahibi olanlar kesinlikle yoktur." diyebilir misiniz?)

Ama aynı Gülen Vatikan'da Papa ile görüşmüş ve medeniyetler çatışması umanların oyunlarını bozarak, dinlerarası diyalog için kapılar aralamış. Şimdi söz mü aslolan, fiil mi? Lâf mı, davranış mı?

Sonra hepimiz insanız. Herkes vicdanına sorsun. Trafikte direksiyon başında değişmeyen kaç kişi var? Benim gibi hoşgörü ile hemhâl bir adam bile, altında bir tank olmasını kaç defa istemiştir!.. Şimdi gerçek ben o muyum? Direksiyonda iken kaç kişi bir kasetinin olmasını ister?

Şartlar, ortam, gerilimler, sıkıntılar, acılar insanları etkiler.

İşte geçenlerde Hıncal Uluç yazdı. Bir Fransız tatil kasabasında trafik lambaları bile yokmuş. Neden? İnsanlar birbirlerine karşı o kadar saygılı bir ortam oluşturmuşlar ki, kavşağa gelindiğinde kural ışıklar değil, karşılıklı saygı ile belirlenmiş.

Geliniz Türkiye'ye de; insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi konularında öyle bir atmosfer teneffüs ettirelim ki, insanlara sonradan pişmanlık duyacakları konumlar biçilmemiş olsun.

İnsanlarla değil, sistemle uğraşalım...

 
< Önceki   Sonraki >
Fethullah Gülen Web Siteleri