Güvenlik Mahkemesinin Çürüttüğü O Senaryo Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Kötüİyi 
Faruk Mercan, Zaman   
10.09.2000
Emniyet tarihinde çok önemli izler bırakan öncelikli iki ismi anmak gerekirse herhalde birincisi Saffet Arıkan Bedük, ikincisi Mehmet Ağar'dır.

Saffet Arıkan Bedük, Başbakan Turgut Özal'ın siyaseten en güçlü olduğu bir dönemde, 1984 Nisan'ından 1987 sonuna kadar tam 3 yıl sekiz ay emniyet genel müdürlüğü yaptı. Mehmet Ağar ise, 1993 başında genel müdürlük koltuğuna oturdu ve Aralık 1995 seçimlerinde Başbakan Tansu Çiller'in "A Takımı" içinde Meclis'e girene kadar bu görevini sürdürdü. Demek ki o da yaklaşık üç yıl polisin başında bulunmuş. Ağar'ın bir özelliği daha var, dört aylık süreyle de olsa, "polisin siyasî patronu" olan İçişleri Bakanlığı da yaptı. Çünkü Susurluk kazasından hemen sonra görevinden istifa etmek zorunda kaldı.

Evren'in Emniyet'i yeniden yapılandırması

Türkiye'de Emniyet'in kurumsal sıçrama yaptığı ve ön plana çıktığı üç dönem var. Bu dönemlerden birincisi, 1980 askerî müdahalesinin hemen sonrasına rastlıyor. Bu icraatın altında Devlet Başkanı Kenan Evren ve asker kökenli Başbakan Bülent Ulusu'nun imzası var. Bu dönemde, 34 ilde kurulmuş olan emniyet istihbarat şubeleri bütün illere yaygınlaştırıldı. Askerî yönetim, "terörle etkin mücadele" için polise bu yeni yapılanmayı şart görüyordu. Emniyet teşkilatı, malzeme ve kadro açısından bir "reorganizasyon programı"na tabi tutuldu.

Turgut Özal döneminde, Emniyet'in bu yeni yapısına kazandırılan tek unsur, polisin zaten fiilen var olan "istihbarat toplama" yetkisini bir kanun maddesiyle perçinlemek oldu. Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'na o meşhur "Ek 7. Madde" eklendi. Bu madde şöyleydi: "Polis, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, anayasa düzenine ve genel güvenliğe dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere ülke seviyesinde istihbarat faaliyetlerinde bulunur. Bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır. Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapar." Bu maddenin mimarı, bir anlamda Özal'ın emniyet genel müdürü olan Saffet Arıkan Bedük'tür.

Mehmet Ağar damgası

Bu olay dışında, bir de Güneydoğu'da tırmanma gösteren teröre karşı özel harekatçı polislerin yetiştirilmesini anmak gerekir. Ama belirli çevreler, Özal'ın, polisi yeni bir güç dengesi olarak öne sürme projesini yürürlüğe koyduğunu yıllardır söyleyip dururlar. Bu senaryonun şöhreti yurtdışına kadar yayılmış olmalı ki, "Türk Gizli Servisleri" kitabını yazan Yunan gazeteci Manos İliadis bile, "Özal, Emniyet Genel Müdürü Saffet Arıkan Bedük ile işbirliği yaparak eski veya halen çalışan MİT mensuplarından oluşan bir birim kurdu." iddiasında bulundu.

Oysa, göz önündeki tablo Özal yerine başka bir ismi gösteriyor. 1993 Haziran'ında başlayan Tansu Çiller döneminde, PKK ile etkin mücadele için Mehmet Ağar yönetimindeki Emniyet ön plana çıktı. Bunda da, Ağar'ın Çiller ile kurduğu yakın diyalog rol oynadı. Bu dönemde Emniyet, Abdullah Çatlı gibi bazı sivil unsurları da kullanarak yurtdışına kadar taşan çeşitli operasyonlar yaptı. Mehmet Ağar'ın, "En az bin operasyon yaptık" sözleri işte bu üç yıllık dönemi kapsıyor.

Bu dönemin bir özelliği daha var. Emniyet müdürlüğü yaptığı İstanbul ve Ankara'da kendi ekibiyle çalışmayı seven Ağar, genel müdürlüğü sırasında teşkilata da damgasını vurdu. Onun döneminde yaygınlaşan polis okullarıyla, polis akademisini bitirmediği halde rütbeli olarak kadroya alınan yeni polislerle bu damga pekişti. Bir süre önce sohbet ettiğim bir polis müdürünün, "30 yıllık polisim. Teşkilatta hâlâ en güçlü kadro Mehmet Ağar'ındır." sözünü bu yüzden fazla abartılı bulmadım.

Kıvrıkoğlu'nun Emniyet ziyareti

1997 Haziran'ında patlak veren Köstebek davasını hatırlayın. Askerî savcı Albay Mehmet Yenigün'ün 5 Ağustos 1997 tarihli iddianamesine göre, Emniyet istihbaratı, Deniz Kuvvetleri İstihbarat Dairesi'ni izlemeye almış ve çok miktarda belgeyi buradan temin etmişti. Olayın özünü biliyorsunuz. Necmettin Erbakan hükümeti döneminde Genelkurmay'da oluşturulan Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) karargahı Oramiral Güven Erkaya'nın komutasındaki Deniz Kuvvetleri İstihbarat Dairesi'ydi. Savcıya göre, polis kökenli Deniz Onbaşı Kadir Sarmusak, birçok belgeyi Emniyet'e taşımış, Emniyet de BÇG'nin faaliyetlerini hükümete rapor etmişti.

Emniyet İstihbarat Dairesi'nin o tarihteki başkanı Bülent Orakoğlu'nun tutuklu olarak yargılandığı Deniz Kuvvetleri Askerî Mahkemesi'ndeki bu davayı başından sonuna kadar izledim. Orakoğlu bir anlamda, Enis Berberoğlu'nun bir köşe yazısında kendisine atfedilen, "Ordu bundan böyle 170 bin kişilik polis gücünü de hesaba katmak zorunda." sözünün de hesabını verdi. Duruşmalar sırasında, asker çocuğu olduğunu, kesinlikle böyle bir söz kullanmadığını defalarca belirtti.

Sonuçta Bülent Orakoğlu ve Onbaşı Sarmusak beraat ettiler. Daha sonra, Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu da, Silahlı Kuvvetler tarihinde bir ilki gerçekleştirip Emniyet Genel Müdürlüğü'nü ziyaret ederek bir nevi polisin gönlünü aldı.

Şimdi aynı senaryoların bu kez Fethullah Gülen üzerinden ortaya atılması ne kadar inandırıcı olabilir, ona da siz karar verin.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >
Foreign Policy'de Gülen Röportajı

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İmanda Derinlik

Seyredin

Yıkık Yuvalar ve Ebedî Yetim Çocuklar

Dinleyin

Müzmin Müfteriler ve Müslümanca Mukabele

Dinleyin

Erzurum Vaazı - 19980

İndirin

Altın Nesil Konferansı - 1977

İndirin

İrfan ve asaletten mahrum, devlet işlerinden de anlamayan nasipsizler, şayet yanlışlıkla birer vazife başına getirilmişlerse, hükümetin gücünü kullanmaktan, onun iktidarını istismar etmekten, her yerde kendi çıkarlarını aramaktan ve despot birer kral gibi hüküm sürmekten geri kalmayacaklardır. Böylelerinin iktidarda olduğu bir ülkede sadece zalimlerin “hay-huy”u ve mazlumların iniltisi duyulacaktır ki, bu şeâmetli seslerin yükseldiği hemen her yerde Âd ve Semûd’un âkıbeti kaçınılmaz olagelmiştir.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri