Bir Tavsiyem Var Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Beşir Ayvazoğlu, Zaman   
06.09.2000
Bu günlerde "irticacı"ların yargıya da sızdıkları iddia ediliyor. Bu ve benzeri iddialar "irtica" kavramı tarif edilip çerçevesi çizilmediği sürece ciddiyet ifade etmeyecektir. Mütedeyyin kimdir, mürteci kim? Dindarlık nerede biter, irtica nerede başlar? Beş vakit namaz kılan adam mütedeyyin midir, mürteci midir? Bir insanı mürteci diye damgalamak için imam-hatip lisesi mezunu veya eşinin başörtülü olması yeter mi? Böyle yüzlerce soru sorulabilir.

Geçenlerde emekliye ayrılan bir yüksek mahkeme başkanının giderayak yaptığı konuşmaya göre hüküm vermek gerekirse, imam-hatip lisesi menşeli yargı mensupları "mürteci" sınıfına giriyor. Galiba asıl söylemek istedikleri şu: İslam'ın özellikle Sünnî versiyonuyla şöyle veya böyle ilişkisi olanlar, değil yargıda, bürokrasinin hiçbir dalında istihdam edilemezler. Dindarlık, mürteciliktir! Buyurun cenaze namazına!

Aynı şekilde düşünen, giyinen, aynı felsefeye aynı şekilde inanan insanlardan kurulu bir toplum, bazı filozofların, ütopyacıların ve diktatörlerin hayalini süslemişse de, tarihî tecrübe bunun mümkün olmadığını gösteriyor. Bizim gibi imparatorluk bakiyyesi değil de, tek kaynaktan gelen katışıksız toplumlarda bile, toplum mühendislerinin özlediği türden bir "birlik beraberlik" sosyolojik olarak imkânsızdır. İnsanların kimi dindardır, kimi değil; kimi şu mezheptendir, kimi bu mezhepten; kimi şu felsefeye inanır, kimi bu felsefeye; kimi A partisindendir, kimi B partisinden; kimi hayvan severdir, kimi hayvanlardan nefret eder; kimi Fenerbahçelidir, kimi Galatasaraylı; kimi zekidir, kimi aptal. Hâsılı, herkes bir yığın kimlik taşır. Demokrasilerde, bütün bu kimliklerin kamusal alana yansıması kaçınılmazdır.

Eğer eğitim verirken insanları dinine, mezhebine, partisine, ideolojisine, ekonomik durumuna, kılığına kıyafetine (?) bakarak ayıklamıyorsanız, bu insanlar, eğitimlerini tamamladıktan sonra, kanunların suç saydığı fiilleri işlemedikleri sürece, kamusal alanda da yer alabilirler; almalıdırlar, çünkü bu onların en tabii hakkıdır.

İnsanlardan devlet memuru olurken kimliklerini terk etmeleri nasıl istenebilir? Herkes bulunduğu yere kimliğini de taşıyacaktır. Önemli olan, kararlarında ve uygulamalarında inançlarını, kanaatlerini, önyargılarını vb. paranteze almaları, bunun için gerekli şartların sağlanmasıdır. Eğer bir hakim karar verirken inancının, ideolojisinin, partisinin, takımının, cemaatinin vb. çıkarını gözetiyor, eğer bir kurumda suyun başını tutanlar, sözgelişi belli bir mezhebin veya etnik grubun hakimiyetini sağlamak amacıyla diğerlerinin önünü kesiyorlarsa, ortada her şeyden önce çok ciddî bir ahlâk problemi var demektir.

Sahi, sızmak ne demek? Sözgelişi, devletin açtığı imam-hatip lisesini bitirip devletin hazırladığı imtihandan geçerek devletin hukuk fakültesine girmiş, mezun olduktan sonra bütün şartları yerine getirerek ve soruşturmalardan geçerek hakim veya savcı olmuş bir adam için "sızmak" tabiri nasıl kullanılabilir? Benim bildiğim düşman saflarına sızılır, istihbaratçı olarak bir örgüte sızılır, casus olarak düşman ülkenin hayatî kurumlarına sızılır vb. Bu adamlar o kadar tehlikeliyse, o zaman askere de almamak gerekmez mi? Galiba en iyisi hepsini bir "temerküz kampı"nda toplamak... İmam-hatiplisi, başörtülüsü, Fethullahçısı, Faziletlisi... Sen sağ, ben selâmet...

Bu mantık doğruysa, Türk toplumunun yapısına bakarak, mevcut kurumlara her akımdan, her gruptan, her cemaatten, her felsefeden insanların sızdığı ve bunların yargılarında ve uygulamalarında kendi yandaşlarının çıkarını gözettiği iddia edilebilir. Eğer bunun önüne geçilmek isteniyor, yani steril bir kamusal alan arzu ediliyorsa, o zaman, Osmanlıların yaptığı gibi, devşirme sistemi kurmaktan başka çare yoktur. Çağımızda bu mümkün olmadığına göre, teknolojide ilerlemiş ülkelere robotlar veya mümkünse cyborglar sipariş edilebilir.

Evet, benim tavsiyem bu.

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Muhsin Yazıcıoğlu'nun babasının vefat ettiğini öğrendim. Aziz dostum şair Hasan Ali Kasır da Mersin'de geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Allah'ın rahmeti onlarla olsun. Yakınlarının büyük acılarını paylaşıyor, sabır ve başsağlığı diliyorum.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Medya, isabetli-isabetsiz her türlü düşünceye açık bir müessese olması hasebiyle, millete ve millet ruhuna göre disipline edilmesinde zaruret vardır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri