| Su Uyur, İrtica Uyumaz... |
|
|
| Fehmi Koru, Yeni Şafak | |
| 03.09.2000 | |
|
12 Eylül sonrası Meclis'inin ilk başkanı, eski vali Necmettin Karaduman'ın "Fethullah Gülen çetesi mensubu" olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız öğrendiniz işte. Peki ya şimdiki Meclis başkanı Yıldırım Akbulut'un? Hasan Celal Güzel'den Ali Talip Özdemir'e, Ali Rıza Septioğlu'ndan Aydın Menderes'e, Cemil Çiçek'ten Korkut Özal'a bir çok ANAP'lı, DYP'li, FP'li politikacı da çeteden... Listede bir de eski SHP milletvekili var: Cemal Şahin... Nurculukla ilgili bir araştırmaya dayanarak bu adları sütunlarına taşıyan Cumhuriyet gazetesi, ilk sıraya çok bildik bir ismi yerleştirmiş: Süleyman Demirel... Gazete herhalde nezaketinden zikretmemiş, ama listedeki kayıp halkayı buraya eklemek benim görevim: Başbakan Bülent Ecevit... Adı ortaya atıldığında, Ahmet Necdet Sezer'in "Fethullahçılar'ın adayı" olduğunu yayanlar da çıkmıştı... Yasama ve yürütme organlarına bu kadar 'sızılmış' da 'yargı' kendini örgütten koruyabilmiş mi? Hâşâ. Danıştay başkanı, bir gün önce Genelkurmay başkanı tarafından ortaya atılan "Yargıya da sızmışlar" iddiasına biraz daha ayrıntı getirdi; meğer idari yargı bütünüyle 'Fethullahçılar örgütü'nün eline geçmiş... Adalet bakanının reddettiğine bakmayın, DGM'lerin dahi bütün tersanelerine nüfuz edildiği en yüksek ağızlarca açıklanmış bulunuyor. Ülkenin hassas birimleri olan polis ve ordunun örgütün ilgi alanına girdiğini ise 'çok gizli' kaydıyla medyaya sızdırılan bütün raporlar yazıyordu zaten... Emniyet genel müdürü Dr. Turan Genç her ne kadar, "Bugüne kadar sadece bir kişi bu iddiayla görevden alındı, o da yargı kararıyla geri döndü" dese de, bir dergi, "İşte polisteki Fethullahçılar" diye bir liste yayımladı bile... İçişleri bakanının "Böyle bir şey yok" demesi nâfile; valiler ve kaymakamlar kadın eli sık-mı-yor-laaar; siz bunu tekrarlayıp duranlardan daha mı iyi bileceksiniz? Orduyla ilişkisi kesilen iki F-16 pilotu da Fethullahçıymış; yoksa bunu da mı duymadınız? Gördünüz işte, Türkiye âdeta uçurumun kenarına kadar gelmiş; neyse ki, kendilerini koruyabilmiş zinde güçler hâlâ var ülkemizde; onlar sayesinde bu denli yaygın bir örgütün devleti ele geçirmesi planı akim kalmış bulunuyor. Müjdeler olsun. DGM savcısı Nuh Mete Yüksel'in açtığı dâvânın iddianâmesi, o ve onun gibi 'kahraman' vatan evlâtları sayesinde ne tür bir bâdireden kurtulduğumuzu anlamamıza yarıyor... 27 Mayıs'ın bayram olmaktan çıkarılmasından sonra bu alanda duyulan eksikliği tamamlamak üzere, iddianamenin açıklandığı, gazetelerin tehlikenin vahim boyutlarını sergilediği 31 Ağustos gününü, gönül rahatlığıyla, 'ulusal bayram' olarak ilân edebiliriz... Zaten, şu sıralarda medyada çıkan, yetkili ağızların tekrarlayıp durduğu iddialar, giderek 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül gibi 'tarihî' olayların hemen ardından yaşananları hatırlatıyor. Genç okurlar için 'mâzi' olabilir, ama bizler 'kuyruklu' günlerden geçtik, 'balyoz harekâtları' ile gözümüz açıldı ve 'beyaz kitaplarda' yazılan iddiaları henüz unutmadık. 27 Mayıs'ın suçladıkları aklanmış, astıkları devlet töreniyle anıt-mezara kaldırılmış olsa, 12 Mart'ın mağdurları "Fethullah Gülen hapse atılsın" taleplerini yükselten "68'liler Vakfı" çatısı altında toplansa ve 12 Eylül'ün devirdiği kişileri dokuzuncu cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü'ne, ya da 57. hükümetin başbakanı olarak hükümete taşımış olsak da gerçek değişmiyor; 'devleti restore etme' görevleri zamanında yerine geldi ya! (Tarih bizde mutlaka tekerrür ettiğine göre, Fethullah Gülen de, bir kaç yıl sonra başlar üstünde taşınır mı acaba?) Artık biliyoruz: 2000 yılında, uyanık sorumlular olmasaydı bizi 'ham' diye yutacak kurtların ağzına taam olacaktık. Ormanda başında kırmızı başlığıyla dolaşan mâsum küçük kız gibiyizdir bizler; uzakta dumanı tüten evdeki yaşlı ninemizin yatağında yatan kurt bilediği dişleriyle 'ham' etmek üzere bizleri bekler hep... "Biz" dediklerim arasında, 'lâik' ve 'Atatürkçü' olduğunu yeri düştükçe eline aldığı rakı kadehiyle ispatlamış pek çok politikacı da bulunuyor. Herhalde ağzına biber sürülemediği için sütununu kaybetmiş bir yazar (Alev Er), daha 15 gün önce, 'çete'nin Fener Patrikhanesi ile teması bir 'kuvvet komutanı'na danışarak götürdüğünü yazmıştı. F-16 pilotundan değil, onun komutanından söz ediyorum... Böyle bir kargaşada DGM savcısı Nuh Mete Yüksel'in örgüte hiç bulaşmadığına inanmak çok güç; hem ne mâlum, yarın öbürgün, biri çıkar da, "Nuh Mete de..." derse, inanın hiç şaşırmayacağım... Boşuna dememişler: Su uyur, irtica uyumaz... |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







