Öncelikli Tehdit Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Hayrettin Karaman, Yeni Şafak   
08.10.2000
Bazıları ısrarla Türkiye için öncelikli, en önemli, en büyük, cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçüde tehdit ve tehlikenin irticâ olduğunu söylüyor, aksini iddia edenlere de bayağı bozuluyorlar. Eğer bu bir taktik değilse, böyle bir görüntü vererek bazı tasarrufların meşrulaştırılması hedeflenmiyorsa, delillere dayanarak aksini (doğrusunu) söylemekte fayda vardır. Birinci tehlike irticadır diyenler istihbarat raporlarına dayanıyorlar ve tehlikeli olan irticayı da "güce ve şiddete dayanarak dine dayalı devlet kurmak veya rejimi dine uygun hale getirmek için yapılan örgütlü hareket" olarak takdim ediyorlar.

İstihbarat raporları kesin hüküm için delil olamaz, olsa olsa şüphelenmeye, üzerine gidip araştırmaya dayanak olabilir. Delil olsaydı mahkemeler bu raporlara göre hüküm verir, başkaca delil aramazlardı.

Eğer irticâya "dindarlaşmak, dinî duyarlılığın ve pratiğin artması" mânası verilmiyor da yukarıdaki tanım samimiyetle ileri sürülüyorsa, bilimsel araştırmalar ve veriler Türkiye'de böyle bir tehlikenin bulunmadığını kesin olarak ortaya koyuyor. Ülkemizde dînî hayat bakımından ve değişimden söz edilecekse bu ancak, dünyadaki gidişe paralel olarak dine yönelişte bir artmanın gözlenmesinden ibaret olur. Dindar insanımızın istediği, başkalarının din ve vicdan özgürlüklerine zarar vermeden azami ölçüde din kurallarına göre yaşama özgürlüğüdür. Birey, aile ve cemaat olarak dindar olmanın, bütün vatandaşların sahip oldukları ve kullandıkları haklardan mahrum olma sebebi kılınmamasıdır; yani namazında, niyazında, helal-haram ölçüleri içinde yaşayanların da okuma, devlet hizmetinde istihdam edilme; siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hayata katılma haklarından -fark gözetilmeksizin- yararlanmalarıdır.

Güce ve şiddete dayalı olarak iktidara gelmek veya demokratik yoldan iktidara geldikten sonra farklı inanan ve yaşayanların temel hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırmak isteyenler, bunun için örgütlü veya örgütsüz faaliyet gösterenlerin devede kulak olduğu şüphesizdir. Kendilerini bu konularda bilgili zannedenler, irtica örgütleri içinde kapatılan partiyi, Hizbullah'ı, Fethullahçılar'ı, Süleymancılar'ı, Nakşibendiler'i zikrediyorlar. Buna kendileri inanıyorlarsa önemli bilgi eksikliği içinde olduklarını bilmeleri gerekiyor. Çünkü:

1. Bu gruplar kendi aralarında bir bütün teşkil etmek şöyle dursun, bir kısmı diğerinin veya diğerlerinin can düşmanıdır; Hizbullah'ın öldürdükleri arasında mesela Nurcu diye bilinen Müslümanlar'ın da bulunduğunu herkes bilmektedir. Keza Barlas'ın Y. Doğan'dan aktardıklarına bakılırsa Fethullah Hoca'nın Erbakan'ı ve partisini sert bir şekilde eleştirdiği, Ecevit'i ona tercih ettiği görülecektir.

2. Sayılan gruplar arasında Hizbullah istisna edilirse diğerlerinin şiddeti bir araç olarak kullanmak istediklerine dair hiçbir delil yoktur. Aslında bunların tamamı Sünnî ve Hanefî olduklarından inançları ve içinden geldikleri gelenekte devlete silahlı isyan yoktur, fitneye (iç savaşa) sebep olacağı için isyan caiz görülmemiş, sabır ve başka yollardan ıslahat tavsiye edilmiştir.

3. Bunların tamamının güce ve şiddete başvurarak Türkiye'de rejimi değiştirmek istediklerini varsaysak bile mevcut güçleri, tam teçhizatlı bir bölük askeri bile yenmeye yetmez. Bunları, bu mânada en büyük tehlike olarak görmek ve göstermek biraz karikatürlük olur.

4. "Dindarlığı geliştirip genişleterek demokratik yoldan iktidara gelecek ondan sonra rejimi değiştireceklerdir" deniyorsa buna karşı da söylenecek çok söz var ama biz kısaca şunları kaydedelim:

a) Demokratik hukuk devletlerinde böyle zanlar ve beklentiler yüzünden temel hak ve özgürlükler kısıtlanamaz; tehlikenin açık, kesin ve yakın olması gerekir.

b) Dindarlar arasında yapılan yoklamalar, çoğunluğun rejim değişikliğini değil, yukarıda zikrettiğimiz din özgürlüğünü istediklerini ortaya koymuştur. Ayrıca rejimi korumak isteyenlerin de caydırıcı güçleri vardır. Küresel oluşum ve gelişmeler hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran din devletlerine hayat imkanı vermemektedir. Bu durum ve gerçekler karşısında "dindarlara bile takiyye yaparak iktidar olacağı varsayılan" bir avuç radikalin başarı şansı, dolayısıyla irticadan gelecek bir rejim tehlikesi yoktur.

Peki, en büyük tehlike nedir?

Bunun cevabını bir başka yazıya bırakalım.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İktisadın Lüzûmu

Seyredin

Bizi Birbirimizden Koparamazlar!..

Dinleyin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Denizli Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Kendimizi başkalarına sevdirme gayreti şeytanın bir oyunudur. Önemli olan Hakk’ın sevmesi ve hoşnut olmasıdır. Bir kimse sadece hilâf-ı vâkî bir beyanda bulunuyorsa o basit bir yalan; söylediği yalana kendisi de inanıyorsa o mürekkep bir yalan, başkalarını da inandırmak için propaganda yapıyorsa o da mük'ap (katlamalı) bir yalandır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri