| Her Şey Seni Hatırlatıyor |
|
|
| Reşit Haylamaz, Zaman | |
| 21.09.2001 | |
|
Zaman oluyor ki, elinizde olmadan belli tedailerle dünyayı dolaşıyor, hatıralarınız gününüze takılarak bir duygu seli oluşturup nice hisler yeşeriyor ve bütün bunlar göz pınarlarını harekete geçirip, bir bahar yağmuru gibi yanakları ıslatıyor. Her gönülde bir aslan vardır ya, kulaktan girip gönülde yerleşerek dilde terennüm edilmeye başlanan bir güfte ve çağrıştırdıklarını gönlünde aynı aslanı taşıyanlarla paylaşmak istedim; "Hatıralar sarmış dört bir yanımı Yağmurun kesilip toprağın çatladığı, alınların secdeye küstüğü ve ortalığın kıtlıktan kırıldığı bir dönemde neşet etmiştin. Ümitsizliği silmiştin defterinden. Hep ümit oldun susuzluktan dudağı çatlamışlara. Kollarını sıvamış ve bizzat işin içindeydin. Elbette dökülen terler boşa gitmeyecekti ve öyle de oldu. Bütün olumsuzluğa inat bugün etrafta bir bahar muştusu ve her tarafta yeşeren toprak, güllere dâyelik yapıyor. Ancak boyunları bükük, sütten kesilmişler ve vuslatla sürur duasındalar. Ufkumuza her gün doğan güneş, seherin yapraklarındaki rüşeym, bahçemizde açılan güller, duaya kalkmış eller hep seni hatırlatıyor. Birileri insanları birbirine kırdırmak istiyor, medeniyetleri vuruşturmanın plan ve programlarını yapıyordu. Tehlikeyi erken sezdin. Gelecek bütün tepkileri göğüsleme pahasına 'diyalog' dedin yollara düştün. Hoşgörünün atmosferinde nice olumsuzluklar eridi, yerlerini sulha, sükuna bıraktılar. 'Çatışma' değil 'diyalog' diye ısrar ediyordun. Yol oldun, yöntem oldun arkandan geleceklere. Zaman, her geçen gün haklılığını ortaya koyma yarışına girdi. Bugün ise hoşgörü ve diyalog, yıkılan binaların toz–dumanları altında gizlenmiş yeniden şaha kalkmayı bekliyor. Akrepler yola dizilmiş, yılanlar kıvrım kıvrım, kartallar da avda bugün. Süngüler çıkmış, kılıçlar kuşanılmış ve kin kusuyor savaşlar... Yuvasız kalan civcivler, korkudan titreyen güvercinler; anasına hasret yavrular, yavrusuna ağlayan analar, bakışlardaki manalar, gözden süzülen damlalar hep seni hatırlatıyor. 'Gülen'din ama gülmedin, gülemedin. Gülmeye fırsat bulamadın ki! Güldüremedik seni. Göz yaşlarınla kin ve nefreti eritip geleceğe huzur taşımayı hedeflemiştin. Sefiller'in Jean'ı gibi peşine düştük. Evet, kimseden bir beklentin yoktu; ama kadir bilmezlerin arasında kalmıştın. Asrımızı aydınlatacak güneştin, gel gör ki, yıllardır güneşe hasret bir kulübede geçti günlerin... Gelinen noktaya bakıyorum; kinden, intikamdan, nefretten bahsediliyor. Halbuki sen, hayatını bunların kökünü kazıyıp ortadan kaldırmaya adamıştın. Düşmanlığa düşmandın. Dostluğun ne demek olduğundan habersiz nadanlar peşine düştü, başlarına taç yapmaları gerekirken seni düşman ilan ettiler. Şeytanca çelmeler karşısında Âdem, firavunca takipler yanında çöllerde Musa, nemrutça mihnetler neticesi mancınıkla ateş arasında İbrahim, çarmıhta çivili İsa seni hatırlatıyor. 'Dos dosttan ayrılmayınca dost kadrini bilmez imiş. Ezel bahar olmayınca kırmızı gül bitmez imiş. Kırmızı gül bitmeyince, sefil bülbül ötmez imiş.' Meğer atmosferimizde hava, bulutumuzda su imişsin. Bugün yine rahmet kesik. Yine toprağımız kuru. Çatlayan dudaklarda adın, kuruyan topraklarda yâdın var. Her yeni gelişmede gözler seni arayıp düşüncelerin akıllarda şimşek çaktırıyor. Bestelerde sen güftelerde sen varsın. Gecelerimizi aydınlatan nur, hecelerimizdeki sürursun. Bugün biz, dört bir yanımızı saran hatıralarla yenileniyor, baktığımız her yerde izini görüp iftiharla seni yad ediyoruz. Gecemizde sen, gündüzümüzde sen varsın. Velhasıl güftenin dediği gibi, 'Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda, bana her şey seni hatırlatıyor.' |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








