| Cihan Barışını Sağlayacak Yiğitler |
|
|
| Abdullah Aymaz, Zaman | |
| 20.10.2001 | |
|
Üç–dört sene önce Afganistan'daki Türk kolejlerinin Genel Müdürü Celaleddin Bey'e oradaki durumlar hakkında bir soru sorulmuştu ve "Savaş altında, zor şartlarda orada nasıl duruyorsunuz? Ara sıra, 'Acaba buraya niye geldik? Ne işimiz vardı?' diye yakınıyor musunuz?" denilmişti. Onun cevabı şu şekilde oldu: "Evet bombalar yağıyor, okullar talan ediliyor. Bu durumda çocuklarımızı ve hanımlarımızı Özbekistan'a bıraktık. Ama biz, eğitim yuvalarını terk etmedik. O sırada bir öğretmenimiz Türkiye'ye gidiyordu. Bana bir mektup verdi ve 'Ben gittikten sonra açın.' diye istirhamda bulundu. O ayrılıp gittikten sonra mektubu açtım. İçinde şunlar yazılıydı: 'Eğer ben Türkiye'de ölürsem, hakkınızı helal edin ve mutlaka cenazemi Afganistan'a getirip gömün.' Şaşırıp kaldım. Kendisini tamamen oralı hissediyordu. Burada eğitime muhtaç çocuklara kendisini adayıp vakfetmişti." İşte bu ruhla orada eğitim hizmeti veren ve çok zor ve çok ağır şartlarda fedakârca eğitim vermeyi sürdüren bu cefakâr yiğitler, maalesef oradan sökülüp atıldılar. Bir ümidi yok ettiler. Evet, Peştun, Özbek, Tacik her milletten gencin kardeşçe eğitildiği, çağın şartlarına göre hoşgörü havasında yetiştirildiği bir ümit ocağı söndürüldü. Afrika'nın çeşitli yerlerinde açılan okullarda, Hıristiyan ve Müslüman zencilerin ve beyazların çocukları kardeşçe beraber okuyorlar. Veliler birbirleri ile kaynaşmış vaziyette. Yine bir öğretmenin intikal ettirdiğine göre, bir okulun mezuniyet töreninde, Okul–Aile Birliği'nden Hıristiyan bir veli yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Benim oğlum şimdi mezun oluyor; ama benim bu kolejle ilgili vazifem henüz bitmedi. Ben gelecek senelerde Okul–Aile Birliği toplantılarına yine katılacağım ve bana düşen bir vazife olursa onu mutlaka yerine getirmeye çalışacağım. Bu güzel müesseselerin yaşaması için elimizden geleni yapmamız gerekiyor." Ne güzel değil mi? Afrika'da eğitim hizmetleriyle meşgul bir öğretmenle görüşmemiz oldu. Oralardaki gelişmelerle ilgili hatıralarını dinliyordum: "Tanzanya'ya gitmiştik. Orada sekseni aşmış ve bakanlık yapmış Mirza Muhammed Ali isimli yaşlı bir zatın ziyaretine gittik. Başşehir Darüsselam'da oturan bu zat, Türkiye'den gelen herkese sorduğu gibi bize de, hep dünyayı kucaklayan eğitim hizmetlerini ve Hocaefendi'yi sordu. Ona çok dualar etti. Ben çok şaşırdım. "Bu zat bütün bunları nereden biliyor?" dedim. Meğer 1995 yılında Alptekin isimli bir öğretmen gelmiş. Eğitim imkanlarını araştırıyormuş. Fakat elindeki para bir müddet sonra tükenmiş. Tam o sırada camide Mirza Muhammed Ali ile tanışmış. Bu zat, Alptekin'i evinde 45 gün misafir etmiş ve Türkiye ile alakalı bütün bilgileri ondan almış. Bunun üzerine o yaşına rağmen Hocaefendi'ye saygı dolu bir mektup yazıp en sonunda 'Yeni talebeniz Mirza Muhammed Ali' diyerek imzalamış. İnsan hayret ediyor." dedi. Cihanın her tarafından böyle güzel ve tatlı sesler ve hoş uğultular geliyor. Bunlar hep böyle devam eder inşaallah... Allah'tan onun merhamet ve şefkatinden ümit ediyoruz ki, cihan barışını bu güzel hizmet ve faaliyetleri yapanlara nasip eylesin. İnsanlığın minnet duyacağı bu mukaddes hizmeti bizim insanlarımız gerçekleştirsinler. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







