| Sinsi Emeller |
|
|
| Hamdullah Öztürk, Zaman | |
| 26.12.2001 | |
|
Türkiye, günde birkaç defa gündem değiştiren ülke olarak anılır. Gazeteciler açısından haber bolluğu anlamına gelen bu durum, bunca olay varken haberleri vermekle yetinelim bari, dedirtmeye yetmez. Kısacası, asla, "huylu huyundan vazgeçmez". Bir de millete şok yaşatan ekonomik kriz, işsizlik, iflas, siyasi kriz, ahlak erozyonu, AB'ye girelim demenin Türkiye'nin birkaç parçaya bölünmesi manasına geleceğine dair ısrarlı tezler ve bunun gibi daha pek çok devâsâ probleme rağmen öneminden hiçbir şey kaybetmeyen gündemler vardır: Bölücü terör ve irtica gibi. Fethullah Gülen meselesine gelince, ülkenin değişmeyen gündemleri arasında birinci sıraya yükseltme çabalarını kesintisiz sürdüren "X–men"lerin yoğun gayretine rağmen henüz kategorisi bulunamamış bir hadise olarak karşımızda durmaktadır. Gülen, bölücülerin tam karşısında yer alır; çünkü o, sevgi, kardeşlik, hoşgörü ve diyalog çalışmalarının sembol ismidir. İrtica kapsamına sokmak ise mümkün değildir; zira, onun adı dünyanın pek çok ülkesinde kabul görmüş eğitim modelleri, bilimsel çalışmalarda elde edilen başarılar ve modern dünya ile geliştirilen seviyeli diyaloglarda geçer. Kişiye özel suç kategorisi oluşturmak için usanma bilmeden çabalayanlar ne yapmak istiyor? Tabii ki bu soruya en doğru cevabı kendileri verebilirler. Gülen'in yaptığı şeylerin güzelliği karşısında söyleyecek söz bulamayıp, "ama onun asıl niyeti ..." demek ve niyetleri okuyarak(!) mahkum etmek onlara yakışan bir tarz. Bu soruyla ilgili olarak, Gülen'in mahkemeye gönderdiği ifade haberlerine geçmeden önce mahkemenin açılmasına sebep olan "kaset" haberlerinin tarihine dikkat çekmeyi gerekli görüyorum. Hatırlanacağı gibi Gülen'in konuşma kasetlerinden montajlanan program 18 Haziran 1999 tarihinde yayınlandı. Yayınlar sadece kasetlerle sınırlı kalmadı. Yayının tarihi ve dozu, izlediği seyir pek çok soruyu akla getiriyordu. Çünkü, beş gün sonra, yani 23 Haziran Çarşamba günü Abdullah Öcalan'ın mahkemesi vardı. Bu mahkemede Öcalan hakkında idam kararı verilmesi kesin gözüküyordu. Aynı gün içinde MGK toplantısı da yapılacaktı. Yapılan yayınlarda ısrarla "Gülen kasetlerinin MGK'da ele alınacağı" vurgulanıyordu. Haberler kasetlerle sınırlı kalmıyor, Cumhurbaşkanı'na mikrofonlar uzatılarak kasetler hakkında açıklama yapması isteniyor, hoşgörü ödülü alanlar ekrana çıkartılarak halkın önünde aldıkları ödülü iade etmeye zorlanıyordu. Sanıyorum şu soruyu sorma hakkına sahibiz: Yayınlanan kasetler yıllardır ortada idi. Neden bir başka zaman değil de, Öcalan hakkında verilecek kararın öncesinde ve mahkemeyi gündemden düşürecek kadar uzatılarak verildi? Gündemi mi geçiyordu? Ve neden, –daha sonra asılsız olduğu ortaya çıktı– MGK gündemine alınacağı ısrarla vurgulandı? Bu hatırlatmadan sonra Star ve Cumhuriyet gazetelerinde yer alan Gülen'in mahkemeye gönderdiği ifadeyle ilgili haberlere geçebiliriz. Star, "Yalancı nuru söndü" başlığı ile bir hafta önce verdiği haberi tekrar vermeyi gerekli gördü. Haber "Nurcuların lideri Fethullah Gülen, Amerikalı savcıya verdiği ifadede yalan söyledi." cümlesiyle başlıyor. Cumhuriyet ise "Gülen'den cihat itirafı" demeyi tercih etti. İtiraf cümlesi şöyle: "Cihat Kuranıkerim'de, hadisişeriflerde (yazım şekli Cumhuriyet'e ait) bütün tefsir ve hadis kitaplarında bahsi geçen, faziletleri anlatılan bir konudur. Cihat ve faziletlerinden bahseden, hatta onu emreden Kuran, hadis ve ilgili kitaplar hakkında bugüne kadar hiçbir dava açılmamıştır." Gülen bu cümleyle neyi itiraf etmiş oldu? Ve Cumhuriyet medyada bir hafta önce yer alan haberi, içine "Almanya'da irtica yuvaları" ve "İstanbul'da irticai dermek ve vakıflara karşı savaş" haberleri ile birleştirerek mahkeme günü vermeyi neden tercih etti? Bu duruşmada karar verilmeyeceğine göre, dolayısıyla mahkemeyi etkileme gibi bir durum söz konusu olmayacağına göre eski sevdalar depreşmiş olabilir mi? Star da verdiği bir haberi tekrar ve Cumhuriyet'le aynı gün (mahkeme vesilesiyle) verme lüzumu hissettiğine göre mesela, 28 Aralık'ta yapılacak MGK toplantısına göz kırpmış olabilirler mi? Ne de olsa bir zamanlar MGK toplantısında nelerin ele alınacağını 20 gün öncesinden bangır bangır verir, toplantıdan sonra da haberleri ile övünürlerdi. Bakalım bu cuma etkilerini görerek övünme hevesleri nasıl bir karşılık bulacak? Bu soruların sorulmasını gerekli görüyorum; zira, "huylu huyundan vazgeçmiyor." Star ve Cumhuriyet dini bilmiyor. "Cihad" ve "hizbullah"ın birer Kur'an kavramı olduğunu bilselerdi böyle haber yapmazlardı, demek mümkün değil. Star'da Yaşar Nuri Hoca gibi bir ilahiyat profesörü var, ona sorabilirlerdi. Cumhuriyet ise "hizbullah" kavramı ile "hizbulvahşet" olarak damgalanan örgüt isminin aynı şey olmadığını çok iyi bilir. Eğer eğrilik peşinde olmasalardı, hiç olmazsa Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz'ın 30 Kasım 2001 tarihli Sabah gazetesindeki "Cihad kavramı üzerine" yazısına bakarlardı. "Kutsal kitabımız Kur'an–ı Kerim'de cihad kelimesi, Allah'ın rızasına uygun olarak yaşama çabası, Allah yolunda mal ve can ile çalışma, mücadele etme ve savaş, muharebe anlamlarında kullanılmıştır. Kur'an'da savaşı ifade etmek için daha çok kıtal kelimesi kullanılmaktadır." diyor, Mehmet Nuri Bey. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








