| Yarınki Tasavvufun Rehberi: Kalbin Zümrüt Tepeleri |
|
|
| Ali Ünal, Sızıntı, | |
| 01.01.2002 | |
|
Fethullah Gülen'in nefis terbiyeciliği, en anlamlı ve kapsamlı biçimde, yıllardır Sızıntı dergisinde yazdığı ve şu anda iki cilt halinde toplanıp yayınlanmış bulunan Kalbin Zümrüt Tepeleri'nde görülebilir. Hocaefendi, bu yazı dizisinde Tasavvuf'u, daha doğru bir ifadeyle, İslâm'ın manevî, ruhî, yani aslî cephesini kavramlar çerçevesinde anlatmaktadır. Makaleleri takip edenler hemen görecektir ki, bu anlatım veya konuyu işleyiş tarzı, yine kavramlar üzerinde duran Ebu'l-Kasım Abdülkerim el-Kuşeyrî'nin er-Risale'de, Ali ibn Osman el-Hucvirî'nin, 'Hakikat Bilgisi' olarak Türkçe'ye tercüme edilen Keşfü'l-Mahcûb'da ve İbn Kayyim el-Cevziye'nin Medâricü's-Sâlikîn'de takip ettiği metottan önemli ölçüde farklıdır. Fethullah Gülen, kalbî; şuur, idrâk, hissetme, akletme ve irade gücünün merkezi, insanın asıl hakikatı, Allah'a muhatap olan, mesuliyet yüklenen, ceza gören, mükâfat alan, hidayetle kanatlanan, dalâlete yuvarlanan, aziz kabul edilen, hor görülen ve İlâhî marifetin aynası olarak ele alır. Ona göre kalb, ruhun gözü; basiret, kendi dünyasına göre kalbin nazarı; akıl ruhu; irade de iç dinamiğidir. İman, Allah marifeti, Allah sevgisi ve bunun hasıl ettiği ruhanî zevk, kalbin varlık sebebi ve hedefidir. Kalb, Allah'ın baktığı ve insanı ona göre değerlendirdiği merkezdir. Allah, insana onun kalbiyle bakar ve insanla muamelesi kalbe göre cereyan eder. Çünkü kalb, akıl, marifet, ilim, niyet, iman, hikmet ve kurbet (Allah'a yakınlık) gibi insan için en hayatî unsurların kalesi mesabesindedir. Kalb ayakta ve diri ise, bunlar da ayakta ve diri; kalb sarsık veya yıkılmışsa, bu fakülteler de sarsık ve yıkık demektir. Nasıl bedenin canlılığı ve hayatiyetini sürdürmesi, göğsün sol tarafında yer alan çam kozalağı şeklindeki ve adına 'kalb' dediğimiz organa bağlı ise, insanın asıl varlığının, manevî hayatının niteliği de, o biyolojik kalbin melekûtî karşılığı olan kalbe bağlıdır ve bu iki kalb, birbiriyle münasebeti açısından bir gerçeğin iki yüzünü temsil eder. Kalbin çok önemli bir diğer yanı da, ondaki istinat (dayanak) ve istimdat (yardım-medet isteme) noktaları veya duyuları ile sürekli Cenab-ı Allah'ı göstermesi, varlık kitabıyla ayrıntılı olarak anlatılanları, en hayatî ihtiyaçlar ve ihtiyaçların karşılanması diliyle insan gönlüne sürekli hatırlatmasıdır ki, hadis diye rivayet edilen bir sözde bu husus nazara verilmektedir. İbrahim Hakkı, bunu bir beyitle şöyle ifade eder: "Sığmam dedi Hak arz u semâya; İmân, kalbin canı; ibadet, onun damarlarında akıp duran kanı; tefekkür, murakabe, muhasebe, onun varlığının devamının esaslarıdır. İmansız birinde kalb ölü ve ötelere karşı bütün bütün kapalı, ibadetsiz ve günahkâr birinde ölüm ağında ve onulmaz hastalıklarla sürüm sürüm; tefekkürsüz, murakabesiz ve muhasebesiz birinde ise her türlü tehlikeye açık ve emniyetsizdir. İşte, Kalbin Zümrüt Tepeleri, kalbin hayatı ve hayatiyeti için gerekli bütün unsurları, onun hayatiyetinin göstergelerini, bu hayatiyetle kazanılan hâl, makam ve faziletleri, bir başka ifadeyle, İslâm'ın manevî-ruhî hayatını kavramlar çerçevesinde anlatan bir çalışmadır. Şu kadar ki o, Tasavvuf'u kavramlar çerçevesinde mücerret bir ilim olarak değil, bir hâl, tecrübe ve yaşanan bir hayat olan İslâm'ın ruhî-manevî yanı veya manevî hayat olarak anlatan bir çalışmadır. Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir açıdan bir çerçeve çizmekte, bir diğer zâviyeden ise, bütün çerçeveleri kaldırmaktadır. Manevî-ruhî hayat daha çok bâtın boyutlu olduğu ve bu boyutta yol almak hem zor, hem de son derece riskli olduğu için, onun mutlak bir çerçeve içine alınması gerekmektedir. Sözler'de (s: 442), "Gördüm ki, (Tasavvuf yolunda) sapan bütün fırkaları imamları saptırmış. Bâtına girmişler, bir müddet yol almışlar; Sünnet'e uymayarak, elde ettikleriyle sona ulaştık zannedip, dönmüşler, sapmışlar ve saptırmışlar" tespiti yer alır. Bâtın veya manâ yolu, bu şekilde sapmaya, yanılmaya çok açık olduğu veya bu yolun pek çok hususiyetleri bulunduğu için, onu çevreleyen, projektörlerle aydınlatan ve o yolda sapmaları önleyen, İslâm fıkhının kaideleridir. Tarihte bu kaideler bazen tam bilinemediği, bazen belli mülâhazalarla nazardan uzak tutulduğu, bazen de ihmal edildiği için, Tasavvuf yolunda pek çok sapık bâtınî mezhepler ortaya çıkmış, bazen de çeşitli tesirlerle sapan meslek veya mezhepler, kendilerine güya dayanak olarak bu yolu seçmişlerdir. İşte, Kalbin Zümrüt Tepeleri, manevî-ruhî hayatın, herhangi bir sapmaya meydan vermeden İslâmî kaideler üzerinde yürüyebilmesi için, bu hayatın veya mânevîyât yolunun sınırlarını çizmekte, aynı zamanda, bu yolun her menziline yerleştirdiği projektörlerle, onu tamamen aydınlık bir yol haline getirmektedir. Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir yandan bu şekilde bir çerçeve veya sınır çizerken, bir diğer yandan da, yukarıda ifade edildiği gibi, sınır veya çerçeveleri kaldırmaktadır. Bâtın yolu, âdeta sınırsız bir yol; menzili çok, yaratılmışların en büyüğü Hz. Muhammed'den (sav) en âmî mü'mine kadar, inanmış insanlar sayısınca mertebeleri bulunan bir yoldur. Ayrıca bu yol, bir açıdan herkese açık olduğu gibi, bir açıdan sadece üzerinde az sayıda insanın yürüdüğü çok hususî şeritlere de sahiptir. Meselâ, Muhyiddin ibn Arabî ekolü veya Vahdet-i Vücud mesleğini bu şeritlerin en önemlilerinden biri olarak görebiliriz. Bu yolda, ancak onda yürüyebilenlerin görüp anlayabileceği çok daha başka hususiyetler de vardır ki, meselâ Hallac'da, Sühreverdî Maktûl'de ve benzerlerinde görülen bu hususiyetler, zahiren o yolun sınırlarına çarptığı için, bu iki zatın canını almıştır. Oysa Kalbin Zümrüt Tepeleri, bütün bu hususiyetleri, hem bu yolun veya ruhî-manevî hayatın sonsuzca enginliği, âdeta sınırsızlığı içinde, hem de onun sınırları mesabesindeki fıkhî ölçüler içinde ele alabilmektedir. O, bu yönüyle de üzerinde ciddi olarak durulması gereken bir özellik arzetmektedir. Kalbin Zümrüt Tepeleri, Ehâdiyet, Vâhidiyet, Evvel-Âhir-Zâhir-Bâtın gibi kavramlar veya marifet lâmbalarıyla Cenab-ı Hakk'ı tanıtmakta ve bir marifet peteği sunmaktadır. Bu husus, onda Kelâm, Tasavvuf ve - felsefe diyemeyeceğimiz - Hikmet ilimlerinin âdeta bir Marifet ilmi şeklinde bir bütün halinde ortaya çıkmasını sağlamakta, bunun yanısıra o, İslâm Tasavvufu'nda Muhyiddin ibn Arabi ve benzerlerinde, daha çok sırlı ve anlaşılması zor ifadeler ve sembollerle arz-ı endam eden Yaratıcı-yaratılmış münasebeti ve bütün keyfiyetiyle tecellî-i İlâhî haritası takdim etmektedir. Ayrıca, gerek bu kavramlar, gerekse Ulvî Âlemler gibi daha başka kavramlarla, kâinatın fiziğe ve astrofiziğe de ışık tutabilecek metafizik haritasını çıkarmakta ve bir ontoloji sunmaktadır. Kalbin Zümrüt Tepeleri, bu kavramların yanısıra, Nücebâ, Nükebâ, Evtad, Kutup, Kutbu'l-Aktâb, Gavs gibi kavramlarla, bilhassa kevnî plânda Allah-insan münasebetini en derin ve hususî boyutlarıyla ele almakta, İslâm Tasavvufu'nda Abdülkerim el-Cîlî gibi, yine, bâtın yolunun hususî temsilcilerinin üzerinde durduğu İnsan-ı Kâmil kavramıyla, bir yandan insanı 'ahsen-i takvîm' ve 'yerin veya yeryüzünde Allah'ın halifesi' kimliğiyle tanıtır ve Allah-insan münasebetini en hassas noktasıyla tasvir ederken, bir yandan da, Tasavvuf Şiiliği'ndeki imam anlayışıyla, Sünnî tasavvuftaki kutbu'l-aktab veya gavs arasında önemli herhangi bir farkın olmadığını tebarüz ettirerek, tarihte var olmuş mühim bir uçurumu kapama istidadı ortaya koymaktadır. Bu yanıyla da o, tarihte fıkıh ulemâsından bazılarının kabul edemediği çok önemli ve hususî bir bâtın gerçeğini fıkhî çerçeve içine alabilmektedir. Kalbin Zümrüt Tepeleri'nin, buraya kadar üzerinde durmaya çalıştığımız özellikleri kadar, belki daha fazla önemli bir diğer yanı, yukarıda kısmen temas edildiği üzere, sütün içindeki kaymak gibi, İslâm'ın özünü oluşturan ruhî hayatını, öncelikle Sahabe mesleği içinde, bütünün yaşanır, duyulur, tecrübe edilir özü, sonra da, tarihte aldığı şekliyle çok elzem bir disiplin olarak takdim etmesidir. Kalbin Zümrüt Tepeleri, büyük ihtimal, dinle birlikte, her an onunla çatışmaya girebilecek mahiyetteki ilmin, tekniğin, sözün ve refahın hakim olacağı geleceğin dünyasına, hem bütün boyutlarıyla Tasavvuf'u, hem de İslâm'ın bütünlüğü içinde onun ruhî-manevî hayatını bir vedia, üzerine yürünecek sağlam ve kaymalara karşı korunmuş bir yol olarak bırakmaktadır. |
| < Önceki |
|---|







