| Hangi Vadiden? |
|
|
| Osman Alagöz, Sızıntı, | |
| 01.05.2002 | |
|
Yeryüzü bir gurbet diyarı. Yüce diyardan yeryüzüne gönderilen, en yüce huzurdan yeryüzüne sürgün edilen insanoğlunun kaderiydi gurbet. Sadece beşikten ötesi gurbet değildi. İnsanoğlunun alınyazısında ezelde yazılı gurbetin mührü vardı. Cennet diyarından yeryüzü konağına geliş ve inişle başladı yolculuğumuz, garipliğimiz. Ve sen efendim, geleceğe mührünü vuracak sözlerinle ufkumuzu daha bir genişletmiştin. Garipleri tanımlamıştın devrin en garibi olarak. Yurdundan, yuvasından ayrı kalan değil, halinden anlaşılmayandır garip demiştin. Şimdi tarif ettiğin o garipliği sen yaşıyorsun. Devran değişti ama garipliğin hiç değişmedi. Ruhun garipliğine, mekânın garipliği ve sıla özlemi de eklendi. Dünyada çekmediğin acı kalmayacak gibi. Bütün büyük acıların üstüne bir de daüssılanın ruhunda bıraktığı acılar eklendi. "Dinliyorum ruhumu gurbetten usanmışım, Vatan özlemin bir hüzünle büyümüş gibi. Kutlu davanın yürekten çağrılarına kulak verenlerin, Mekke'yi terk edişlerindeki hüzne bezenmişsin. Senin için de gurbet, hicretle daha bir mânâ kazanıyor. Yolun erkânı böyleymiş demek düşüyor bize. Senin zirvelere meftun ruhunda da gariplik, en soğuk ve en beyaz hâliyle beliriyordur. Soğuk ve beyaz... Kar beyazı duygular hüküm sürüyordur gönlünde. "Her yeri vatan saymakla meğer aldanmışım." deyişinde bir yeryüzü medeniyetinin kalbine yürüyüşün vardır. Ama biliyorum ki Efendim, doğup büyüdüğün yer değil; yıldızlarla söyleştiğin sürmeli geceler, gün doğumlarında şafağın kızıl sancılarını iliklerinde hissettiğin zirveler, harcında ter ve gözyaşı olan binaların beşinci katlarından günde beş defa duyulan ezanların okunduğu beldelerdi senin memleketin. Her yeri vatan sayma yanılgısının ötesinde ihtimal ki, "Herkesle hemdem olacağıma inanmıştım." deyişinize akseden garipliğiniz size daha ağır gelmekte. Gönül kapınızı açmadığınız tek bir yürek yoktu. Hiç çekinmeden uzatmıştınız elinizi, uzattığınız el bazen bomboş, hüzünle havada kalsa bile. Milletinizin selâmetini düşünerek yaşadığınız, nefes nefese mesafeler katettiğiniz yerlerde, en büyük garipliğe son verip, ebedi mekânına gitmeyi arzuluyorsunuz. Ama yaşadığınız gurbet diyarında her şey başka geliyor size. Ağacın yeşilinde, göğün mavisinde, kuşların ötüşünde hep bir şeylerin eksik olduğunu söylüyorsunuz: "Bir gam melodisi bu yerde duyduğum her ses derken, iliklerinize kadar hissettiğiniz gurbetin ruhunuzdaki yaralarını, içinizin yankılarını resmediyorsunuz. Acınızın rengine karışmış belirsizliğin gri tonu. Hayatınızın her karesine ilmek ilmek işlediğiniz bir sevda nakşınız vardı, rengi hiç solmayan. Bir Fuzuli anlayışla, aşk belâsıyla hemdem olma arzunuz bütün zorluklara rağmen devam ediyor. Ve diyorsunuz ki: "Kim görmüş Mecnun'un Leyla'yı bıraktığını Bir özge cana, ezelî ve ebedî Leyla'ya meftun ve hayran olanların şafaklarında vefa türküleri söylenir. Aşkın gözyaşına ve bir de vefa şarkılarına uyanır güneşler. Karanlığın ve karanlık düşüncelerin bağrında sadâkat tahtına oturanlara vefâ tacı giydirilir. Ve gün gelecek diyecekler ki: "Gel ey âşık ki mahremsin Sizin vefâlarla bezenmiş sevdanızı anlayacak yiğitler gelecek elbet. Mısraları gözyaşıyla yiğitler gelecek elbet. Mısraları gözyaşıyla yazılmış şiirlerinizin yanıklığıyla tütsülenen gönüllerde, gurbetinizin eridiğini hissedeceksiniz. Zamanın, mekânın ne ehemmiyeti var? Geleceğin kadirşinas insanları, zamanı ve mekânı aşarak son verecekler bu garipliğe. Okyanuslar ötesinde yaşadığınız gurbet, bir ateş topu olan güneşin çehresini değiştirmiş sizin için. Güneşe, yıldıza ve geceye dair ne varsa bir buz gibi soğuk; kâbuslar gibi ürperti verici... Ve en çok, insanların ufuksuzluğu, ruhunuzu kemiren yalnızlığı artırıyor. "Renkler bir darlığın ağında hepsi de gri Kaderiniz bir mumun kaderi. Yanmak, hep yanmak... Çağlar öncesinde, aydınlık yarınlar adına yanmaya razı gönüller vardı. Ve siz, asırlar ötesinin saadetli anlayışıyla, insanlık şehrinin karanlık gecesine bir mum aydınlığıyla koşuyorsunuz yanarak, kan rengine boyanarak. Eriyorsunuz, tükeniyorsunuz belki de. Çekilmemiş çileler kalmayacak kader sayfalarında yazılı sizin adınıza. Yine ızdırap dolu hâlinizi en güzel siz resmediyorsunuz Efendim. "Bir mum macerası yanıyor ve eriyorum ........... Ve gurbet denince bir ney gelir aklıma, hep ney... Mevlânâ gelir, Mevlânâ soluklu yiğitler gelir. Siz hangi rüyânın muştusuydunuz Efendim, hangi yangının kokusu? Hangi "sır"dır ötelerden söylenen, hangi "emanet" göklerden inen, hangi "ney"dir yanık yanık inleyen? Hangi kuyunun bağrında, hangi sılânın üfül üfül sevda tüten yamaçlarında boy veren "ney"dir? Ve bazen, bir Mevlânâ tavrıyla geceler boyu semâlar çizen semâya bakarak, hangi ırmaklarla beslenip de boy verdiniz? Dicle miydi, Fırat mıydı çağlayanlar yollayan? Kızılırmak'ın kan rengine boyanmanız niye? Söyleyin Efendim, ruhunuzu kevserlerle mi beslediniz? Zemzemle mi yıkadınız sevda şarkıları söyleyen dudaklarınızı? Bir ney'in iniltilerinde semaa kalktı insanlar. Sizin gurbetinizde, sizin iniltilerinizde, bir "ney"in kaderine benzeyen kaderinizde, kim bilir Mevlânâ soluklu hangi Alperenler kalkacak semaa? Hangi vadiden ses gelecek sesinize? |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







