| Hoş Geldin |
|
|
| Hekimoğlu İsmail, Zaman | |
| 02.10.1997 | |
|
Adem aleyhisselamdan Ahir zaman Nebisi'ne... Sahabeden tabiine... İmamlardan talebeye... Evliyadan asfiyaya... Hocalardan Üstadlara uzanan nurani kervan içinde olan, hoş geldin! İnsanlık tarihiyle bütünleşen dini... İnsanlara sunulan insanlığı... Hayatın gayesini, hedefini anlatan, tebliğ eden, hoş geldin... İlk insan ve ilk peygamberle başlayan, bayrak yarışında bayraktar olan... O bayrağı dünyanın dört bucağına taşıyan... İmanın sancağını, ilmin burçlarına diken, hoş geldin! Dünyamızda bir Mevlana, dünyamızda bir Emir Sultan... İlmin ve ibadetin yüceliğine tercüman, hoş geldin. Beldeler alimlerle canlanır... Kürsüler hatiplerle şahlanır... Minberler tebliğe teslim, mihraplar alemi kuşatır... Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilen, bildirir... İlim dalga dalga yeryüzünde yayılırken, herkes ondan payını alır. Öyleleri var ki ilim deryasıdır. Vaazla nadas yapılan gönüller... İbadetler, ibadetler... Gözyaşıyla sulanan filizler... Yaprak yaprak duaya açılan eller... Semereli insanlar, samimi Müslümanlar... Bantlar, kitaplar... Kapılar, bacalar... Velhasıl öyle bir alem ki, kainat onunla mana bulur. O manada hoş geldin. Nasıl ki kuzey kutbundaki mıknatısı alan, okyanustaki pusulayı çalıştırıp kaptana yol gösterirse... Nasıl ki mıknatıs demir tozlarını kendine bend ederse... Nasıl ki gökteki bulutun, yerdeki otla irtibatı varsa, üstatla talebenin, hocayla cemaatın irtibatına hoş geldin. Kainat kadar mükemmel bir din gönderen... Kainat nizamıyla dinini bütünleştiren... Kainatla İslamiyet'i ruhla ceset gibi yaratan... Her ikisini de kıyamete kadar devam ettiren Rabb'imiz, bir kuluna ne büyük ve ne mühim vazifeler yüklemiş! Selam sana! Ey sebepler aleminde, hidayete sebep olan! Ey Müslüman'la İslamiyet'i, camiyle okulu, seccadeyle tezgahı bütünleştiren merhaba! Çekirdekte ağacı, toprakta nebatatı, sularda hayatı, göklerde rahmeti gören alimde de İlahi nimeti görebilir... Biz de gördük, sefa sana! Elbette ki atom harflerinden, molekül hecelerinden, varlıklar adedince cümlelerden kainat kitabını yazan Rabb'imiz, bu kitabı okuyacak kullarını da göndermiş, okudun, okuttun, amenna! Kur'an'la kainat kitabını bütünleştiren, sünnet-i seniyyeyi baş tacı eden, başkaları için yaşayıp, baş tacı olan hoş geldin. Ey sabah yıldızı, ey baharın müjdecisi... Ağlayan göze mendil, düşene uzanan el, hasretle açılan kollar, dostlardan yine dostlara geldin. Kış mevsiminde nebatat baharı nasıl beklerse seni de öyle bekleyenler var. Fecirde karanlıklar nasıl erirse... Ölçü ve ahenk nasıl güzelse... Ey bahçıvan, bahçene hoş geldin... Acıdan, dikenden söz etmek istemiyorum. Sana uzanan parmaklardan, enaniyet dünyasından, katrandan, karadan söz etmek istemiyorum. Senin dünyanda onların yeri yok. Hiç kimsenin aleyhinde konuşmadığını çok iyi biliyorum. Yine biliyorum ki İslam'a hizmet edene hizmet etmemek veballerinin taa kendisi! Menekşe gibi, sümbül gibi... Melek gibi yavrular, minnacık ellerini sana uzatmış, uzun kirpikleriyle, hayat dolu gözleriyle hoş geldin diyorlar. Çaresiz kalan ellere, evinde ölen ellere, hayattan mahrum çöllere hoş geldin. Çok görmeyin, hayatın tadı bunlarla geliyor. Bunlarla yaşamak güzel. Bunlar bize sabah, bunlar bize nur! Bitmeyen yolların yolcusunu, her yolda bekleyen var. Ona gönüller dolusu selam, avuçlar dolusu dua... Müslüman ve İslam... Böyle bir kimseye bir daha hoş geldin! |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







