| Sabah'ın Sınır Dışı Gazeteciliği |
|
|
| Ekrem Dumanlı, Zaman | |
| 30.08.2002 | |
|
Birkaç ay önce Sabah Grubu'na Fethullah Gülen ile ilgili masa başı bir haber ulaşır. Haberin paçalarından damlayan yalandan mı; yoksa habere imza atan şahsın Washington'daki bitik kredisinden midir bilinmez; haber, grubun ne gazetelerinde yayınlanır, ne de televizyonlarında. Habere göre Gülen'in pasaport süresi bitmiş, Adalet Bakanlığı harekete geçmiş, Hocaefendi'yi sınır dışı etmeye karar vermiş... Bir tetikçi edasıyla yazılan haberde ne çapraz kontrolden geçirilmiş bir bilgi, ne de iddiayı destekleyecek bir belge vardır... Bu arada Sabah'ta büyük değişiklikler yaşanır. Bir grup gazeteci, Sabah'tan koparak yeni bir gazete etrafında toplanır. İddialara göre gazete patron değiştirmiş, Turgay Ciner kontrolü ele geçirmiştir. Bu arada yayının başına Akşam'ın Ankara Temsilcisi Ergun Babahan getirildi. Ne yalan söyleyeyim, Ergun'un gelmesine sevinmiştim. Demokrat bir gazeteci olarak biliyorum Ergun'u çünkü. Dünkü Sabah'ın manşetini görünce kendi kendime "Yanılmışım, evet maalesef yanılmışım" demek zorunda kaldım. İki ay önce televizyon ekranına taşımaya uygun görmedikleri bir haberi, aynı grup, neden gazetesine manşet yapar acaba? Haber de haber olsa bari! Güya, Sayın Gülen'in pasaport süresi uzatılmamış. Yalan. ABD yetkilileri "hayati tehlike kalmadı" diyerek Gülen'i sınır dışı ediyormuş. Bu da yalan! ABD ne zaman Gülen için "hayati tehlike var" demişti ki, şimdi böyle bir tehlikenin kalmadığını söylemiş olsun? Sabah'ın Washington muhabiri Savaş Süzal, bir de bomba yorum (!) yapıyor ve diyor ki; "bu kararda Türkiye'de idam cezasının kaldırılması" etkili olmuş. Pes doğrusu, cehaletin bu kadarı da fazla. Gülen, idamdan yargılanmıyor ki böyle bir "etki"den bahsedilebilsin. 11 Eylül olaylarından sonra Washington Post'a Gülen tarafından bir taziye verilmişti. Sabah onu bile "sınır dışı edilme"ye sebep sayıyor. Sabah'a sormak gerekiyor: "Ne zamandan beri teröre kurban edilmiş kişiler hakkında taziye yayınlamak suç haline geldi?" Haberin kasıtlı olduğu, yayın mutfağından yapılan takviyelerle daha bir belli. Bilmem kaçıncı defadır kullanılan ve Fethullah Gülen'i aşağılamaya yönelik karikatürün etrafına yerleştirilen bilgiler, tam bir tetikçilik örneği. İddianameden alınan bunca bilginin yanına insan savunma makamından bir cümlecik olsun eklemez mi? Belli ki karşımızda dinmeyen bir öfke, derinliği tespit edilemeyen bir kin var. Gazete haberi verirken adı yolsuzluklara konu edilmiş bir işadamını habere yan unsur yapıyor. Hatta birinci sayfadaki haberde ara başlık olarak "Örümcek Ağı" benzetmesi yapılıyor. Ne gariptir ki bir haberinin her satırından nefret damlayan bu gazete, yolsuzluk suçlamasıyla hâlâ yargı huzurunda bulunuyor. Halil Bezmen ile ille de biri benzeştirilecekse neden yakın çevrelerine bir göz atmıyorlar ki? Sayın Bilgin, Etibank olayından sonra ağır ithamlara maruz kalmıştı. Ekranlara yüzlerce defa yansıyan kelepçeli görüntüleri –samimiyetle söylüyorum– bir gazeteci olarak bizi de üzmüştür. İddia aşamasında olduğu için Zaman, azami bir titizlik göstererek Sayın Bilgin'i linç edici bir yayın yapmamıştı. Pek çok gazete ve televizyoncunun alnına "hortumcu" yaftası vurduğu Sabah'ın patronu, yargısız infazın ne anlama geldiğini çok iyi bilir. Çok iyi bilir de medyatik linçler başkalarına yapılırken neden sessiz kalır, anlamak mümkün değil. Suç kimde bilemiyoruz... Sabah'ın yeni patronu diye duyulan Ciner, bu konuda ne düşünüyor acaba? Turgay Bey hakkında da defalarca yazılar yazıldı, ithamlar dile getirildi. Mahkeme sonucuyla ispat edilmiş herhangi bir suçu olduğunu duymadım şu ana kadar. Eğer yeni patron da bir bakıma medya mağduruysa, bilgi ve belge sefili bu çarpıtma haberi kim tasarlıyor, kim teşvik ediyor, kim kullanıyor? Aslında patronlarda değil büyük suç, yayıncılarda. Eğer ilkeli yayıncılık var olsaydı bu ülkede, hiçbir kimse, evet hiçbir kimse, mağdur edilemezdi medya tarafından. Sorumsuz gazeteciliğin sınır tanımaz serkeşliği, bize özgü bir tarz haline geldi maalesef. Kendini savcı yerine koyan, hatta cellat görevini kendine layık gören bir medya anlayışı var Türkiye'de. İnsanların savunma hakkı gibi en kutsal taleplerinin bile değeri yok. Kendimi inandırmak istiyorum ki kadro değişikliğinin çok hızlı geliştiği bugünlerde Sabah, otorite boşluğunun kurbanı oldu. Türk ya da Amerikan yetkililerine açılacak bir telefon, ya da Sayın Gülen'in avukatlarına sorulacak kısa bir soru, ortaya çıkaracaktı yalan haberi. Ergun Babahan iyi niyetli bir gazeteci, sanırım koltuğuna henüz oturamadı, tarafsız yayıncılık ilkesini çalışanlarına henüz izah edemedi. Ve araya giren bir kısım rufailer, boşluklarda dans etmenin sarhoşluğuyla gazetecilik sınırları dışına çıkan bir manşet atmış oldu. Medya mağduru Bilgin ve Ciner'in buna karşı çıkacağını, en azından ilkeli yayıncılık yapmaya kararlı olduğunu sandığım Babahan'ın bu yanlışlara dur diyeceğini sanıyorum. Eğer bu, boş bir beklentiyse, hemen söyleyeyim, Sabah'ın geleceği çok karanlık; çünkü yalan üzre kurulu gazeteciliğin sonu geldi bu ülkede... |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







