1941-1959 Hayat Kronolojisi Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 262
Kötüİyi 
fgulen.com   
10.06.2006
TarihAçıklama
1941Doğum Yılı
Fethullah Gülen, resmî nüfus kaydına göre 27 Nisan 1941'de, Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesi, Korucuk köyünde dünyaya geldi.
1945Kur'an Öğrenmeye Başladı
Annesinden 4 yaşında Kur'an öğrenmeye başladı ve kısa zamanda Kur'an'ı hatmetti.

'Benim ilk Kur'an hocam validemdir. Kendi anlattığına göre bana dört yaşımda Kur'an okumayı öğretmiş. Bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bütün köylüye yemek verdiler. Birisi de bana 'Senin düğünün oluyor' dedi. Utandım, ağladım.'
1946İlkokula Başladı
'O sıralarda köyümüzde ilkokul yoktu. Şu anda da mevcut olan caminin bitişiğindeki medreseyi, sınıf olarak kullandılar. Gündüzleri çocuklara, geceleri de yaşlı erkek ve kadınlara orada okuma-yazma öğretiyorlardı. O yaşlı başlı insanların durumunu pencereden seyreder gülerdim. Bana halleri çok tuhaf gelirdi. Yaşım tutmadığı için ilk sene beni okula almadılar. Okula gittiğimde yaşım yine tutmuyordu; fakat devam ettim. İki veya üç sene okula gittim.'
1949İlkokul Günleri ve Yarıda Kalan Eğitim
Babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra dışarıdan tamamladı.

'İki buçuk sene kadar okuduktan sonra okuldan ayrıldım. Babam, İmam olarak Alvar'a gittiği için biz de ailece oraya taşındık. Bir daha da okula gitmedim. Bir ara Korucuk'a gelmiştim. Bu kadın öğretmen beni görmüş ve 'Ben seni dördüncü sınıfa geçirdim' demişti. Fakat onun bu jesti de fayda etmedi. Okula gitmedim. İlkokulu daha sonra, Erzurum'da dıştan imtihanla bitirdim.'
1951Hafızlık Çalışmaları
Babası Ramiz Hocaefendi'den Arapça dersler aldı ve hafızlığını tamamladı.

'Ev işlerinden ve hayvanları gütmekten vakit bulabildiğim ölçüde ezber yapabiliyordum. Buna rağmen iyi çalıştığım günler yarım cüz kadar ezberleyebiliyordum. Zaten yazın vakit bulmam mümkün değildi. O kış hıfzımı tamamladım.' (Küçük Dünyam)

'Ben şahsen hafızım ve hayatımda iki defe hafızlık yapanlardanım. Bir, on küsur yaşlarındayken babam yaptırmıştı. Bazı sebeplerden ötürü üzerinde duramadığımdan tamamen unutmuştum. Daha sonra 1980'lerde tekrar dört ayda hafız oldum. Fakat kemâl-i samimiyetle söylemeliyim ki, onu her okuyuşta yeni yeni ufuklar, yeni yeni kıtalar keşfediyor gibi oldum. Ona gönlünü veren herkesin de aynı şekilde düşündüğünü zannediyorum. Elverir ki, mânâya âşina olarak ondaki ilâhi maksatlar takip edilebilsin ve biraz da –daha önce de bahsettiğim gibi- konsantrasyon içinde ciddî bir biçimde okunsun. (Prizma-4, Kasım 2003)'
1952Hasankale Günleri
Hasankale'de bulunan Hacı Sıtkı Efendi'den tecvit dersleri aldı. Ve dört yaşında başladığı Kur'an'ı 1951 yılında 10 yaşındayken hıfzederek hafızlığını tamamladı.

'İlk defa o yaz, okumam için ev ve tarla işlerinden muaf tutuldum. Çünkü babam beni, Hasankale'de Hacı Sıtkı Efendi diye bilinen bir zatın yanına talim ve tecvit okumak üzere götürüp teslim etmişti. Ancak Hasankale'de kalacak yerim olmadığı için her gün Alvar'dan gidip gelmem gerekiyordu. O sırada on yaşlarındaydım ve her gün 7-8 kilometrelik yolu yaya olarak gidip gelme zorundaydım.'
1954Sadi Efendi'den Arapça Dersler Almaya Başladı
Fethullah Gülen, Erzurum'daki Kurşunlu Camii medresesinde Alvar İmamı'nın (Muhammed Lütfi Hazretleri) torunu Sâdi Efendi'den ders okumaya başladı. İki buçuk ay içinde Emsile, Bina ve Merah'ı metin ezberleyerek okudu. İzhar'ı bitirdi. Kâfiye okumasına lüzum görülmedi ve Molla Câmi'ye başladı.

'Alvar İmamı babama 'Bunu mutlaka okutalım' demiş. Ve beni Alvar İmamı'nın torunu, yaşça benden 5 veya 6 yaş büyük Sadi Efendi'nin yanına verdiler.

Sadi Efendi temiz ve mazbut bir insandı. Ancak yaşı çok gençti ve tecrübesizdi. Beni baştan başlattı. 2,5 ay içinde Emsile, Binâ ve Merah'ı metin ezberleyerek okudum. Daha sonra İzhar'ı bitirdim. Kafiye okutmaya lüzum görmedi ve benden bir sene önce gelmiş talebelerle Molla Cami'ye başlattı.'


10 Ocak 1954'te Büyükanne ve Dedesi Vefat Etti
1954 yılının başında babaannesi Munise hanım ve dedesi Şamil ağa birer saat arayla vefat etti.

Mûnise Hanım kocası Şâmil Ağa'dan bir saat kadar önce vefat etmiştir. Uzun müddet hasta yatar. Vefatından beş-on dakika önce gelini Râfiâ Hanım'ın yardımıyla abdest alır. İkindi namazını eda eder. Sonra da kocasını kastederek: 'İkimiz de dünyadan nasibimizi tam almamışız. Bu gece cenazelerimiz evde kalacak' der. Ve dudaklarından kopan son feryat 'Allah' kelimesi olur. Şâmil Ağa diğer odadadır ve sapa sağlamdır. Hiçbir şikayeti de yoktur. Evdekiler Munise Hanım'ın cenazesiyle meşgul olurken, odadan bir feryât daha kopar. Torunlarından biri 'Dedem öldü' diye ağlamaktadır. Her iki cenaze o akşam evde kalır. Ancak ertesi gün defnedilirler. Kabirleri Korucuk Köyündeki mezarlıkta bulunmaktadır.

Fethullah Gülen babaannesi ve dedesinin ölüm hadisesini şöyle anlatıyor:

'Beni iyice sarsan bir hadise vuku buldu. Herhalde Merah okuduğum dönemdi. Medresede arkadaşların, benden gizlemeye çalıştıkları ve aralarında konuşurken muttali olduğum acı bir haber duydum. Dedem ve ninem vefat etmişti. Dünya başıma yıkılmıştı. Çok sarsıldım. Dersi okuduktan sonra yola çıktım. Tabii ki cenazelerine yetişememiştim..
Şâmil Dedem ki, benim hayatımın bir parçasıydı; Munise Ninem ki, onsuz yaşamak nasıl olur, hayal bile edemiyordum. Fakat şimdi her ikisi de hem de bir saat arayla vefat etmişti. Ben bu ıstıraba nasıl dayanacak, bu hicrana nasıl tahammül edecektim!. (Küçük Dünyam)'
1955Erzurum'daki Talebelik Günleri
Kurşunlu Camii Medresesindeki Sadi Efendi'nin yanından ayrıldı ve Kemhan Camii yanındaki medresede 6 ay kadar okudu. Oradan da ayrıldı ve Taşmescid'e gitti. Metruk haldeki Ahmediye Camii'nde kendi imkanlarıyla bir oda hazırlayarak Zinnur adında bir arkadaşıyla oraya yerleştiler. Burada Osman Bektaş Hoca'dan ders almaya başladı.Edirne'ye gidinceye kadar hep burada kaldı.

'Sadi Efendi ile aramızda bir ara huzursuzluk oldu neticede, medreseden ayrılmaktan başka çarem kalmadı. ' Sadi Efendi'nin yanından ayrılınca Kemhan Caminin yanındaki medreseye gittim. Zaten eşya olarak sadece bir sandığım vardı. Bu medresede beş-altı arkadaş kalıyorduk. Eğer birinin misafiri gelirse, yatacak yerimiz kalmazdı.

Sadi Efendinin yanından ayrılınca Osman Bektaş Hocanın yanına gittim. Osman Hoca fıkıhta hakikaten üstattı. Zaten müftülüğe bir müstefti (fetva sormak isteyen) gelirse, o sırada müftü olan Sadık Efendi kapıcıyı gönderir ve Osman Hoca'yı müftülüğe çağırırdı. Meşguliyeti fazla olan bir insandı. İmkanları da iyiydi.Osman Hoca beni izhardan başlattı. Bir iki ders okuduktan sonra 'Molla Fethullah! Seni bu derslerle meşgul etmeyelim. Sen de Cami oku' dedi.'


İlk Vaazını 14 Yaşında Verdi
Fethullah Gülen Kur'an ve Arapça tahsilini küçüklüğünden beri ara vermeden devam ettirmiş 12 yaşında hafız olmuştu. 1955 yılında henüz 14 yaşında ve Erzurum'daki medreselerde talebe iken Korucuk ve Alvar köylerinde vaazlar vermeye başladı. Bu konudaki ilk tecrübeleri önce kendi hatıratından sonra da Nazlı Ilıcak'ın kaleminden aktaralım.

'14-15 yaşlarımdayken, biraz da babamın alışmamı istemesi sebebiyle Ramazan ayı boyunca köyümüzde vaaz ettim. Enver isminde çok akıllı, mâneviyâta da açık olarak tanıdığım bir amcam vardı. Sokakta yürürken amcam arkamdan yürüyor, önüme geçmemeye dikkat ediyor, çok saygılı davranıyordu. Bir gün 'Amca, dedim, bundan çok müteessir oluyorum, böyle yapmasanız!' deyince bana, 'Oğlum, dedi, 'Ziyareti hürmetli eden sahibidir. Ben bu saygıyı duymazsam halk seni kabullenmez ki!'

Amcamın, yaşımın küçüklüğüne ve onun yeğeni olmama rağmen va'z u nasihat etmem hürmetine bana öyle saygılı davranması hiç hatırımdan çıkmadı. Ben de insanlara faydalı olacağına inandığım arkadaşlarım için aynı hususa dikkat etmeye çalıştım.' (Kırık Testi)

'Bayramlarda, mübarek gecelerde, cuma günlerinde kürsünün karşısına geçip vaaz eden insanları, ve tabii babası Ramiz Efendi'yi büyük bir hayranlık ve can kulağıyla dinledi. Camiden çıktığında ne konuşulduğunu unutmadı. Annesi sorduğunda dinlediklerini kelimesi kelimesine ona anlattı. Yine bir Ramazan akşamıydı. Annesinin pişirdiği iftar yemeğini acele ile yedi ve hemen camie gitti. Biraz sonra babası gelecek ve Alvarlı'lara hitap edecekti. Fethullah, sanki babası sadece kendisine konuşacakmış gibi bütün ruhu ile onu dinlemeye hazırlanıyordu.

Henüz 14 yaşındaydı. Alvar İmamı'nın tavassutuyla Erzurum'da tahsiline devam ediyor, Arapça'yı yeni yeni öğreniyordu. Alvar Köyü eşrafından Kâzım Efendi de o gün camiye ilk gelenlerden biriydi. Tuhaf bir hâli vardı. Fethullah'a insanı şaşırtan bir şekilde bakıyordu. Biraz sonra cami dolmaya başladı. Kâzım Efendi, birden ayağa kalktı. Elinde bir sarık vardı. Babasının vaaza başlamasını bekleyen Fethullah'a doğru yürüdü. Fethullah hayretle Kazım Efendi'ye baktı. Kâzım Efendi, elindeki sarığı Fethullah'ın başına yerleştirdi. O'nu kolundan tutarak kürsüye davet etti... Fethullah donup kaldı. Babasının da içlerinde bulunduğu, doğumunu, bebekliğini, emeklemesini, yürümesini bilen, dini bütün bir cemaate karşı nasıl konuşacaktı? Kâzım Efendi, bu sorularla ve Fethullah'ın heyecanıyla ilgilenmiyordu. Onun kolunu tuttu, sürüklercesine götürdü ve kucaklayıp kürsüye oturttu. Bu öyle bir emr-i vaki idi ki, Fethullah itiraz edemediği gibi, bu olay onun bütün vaazlarının başlangıcı ve kader çizgisi oldu. Babası ile göz göze geldi. Ramiz Efendi de hayret içindeydi. Heyecanını belli etmemeye çalışarak Fethullah'ın konuşmasını bekledi. Fethullah, ilk önce sıkıntı duydu. Hemen ardından açıldı ve mükemmel bir vaaz verdi. Cemaat 14 yaşındaki bu çocuğun vaazıyla coştu. Bazı kişiler neredeyse kendinden geçecek hâle geldiler.

Fethullah Gülen, bundan sonraki günlerde, talebeliği boyunca, her fırsatı değerlendirdi; Alvar'da olsun, köyü Korucuk'ta olsun vaazlar verdi. Erzurum dışında... Alvar'daki ilk vaazından sonra hayatı yeni bir yöne doğru gitmeye başladı. Ertesi sene Ramazan ayında babasının ısrarı ile Erzurum dışına çıkmaya karar verdi. Ramazan boyunca Amasya, Tokat ve Sivas taraflarını dolaştı. Vaazlar etti. Bazı müftüler Fethullah Gülen'e ilgi gösterip vaaz etmesine imkan tanırken bazıları da yaşının çok küçük olduğunu ileri sürerek bu sevdadan vazgeçmesini tavsiye etti. Fethullah kararlıydı. O bildiği yolda yürüyecekti. Sivas'tan sonra Erzincan'a da uğrayarak Erzurum'a döndü. Taşraya bu ilk çıkışı ondaki belli istidatların gelişmesine sebep oldu. Verdiği vaazlardan sonra o çevrelerin okumuş, aydın insanlarıyla özel sohbetler yaptı. Bu sohbetler ona, Korucuk, Alvar ve Erzurum gibi daima tanıdık muhitlerde, birbiriyle hemen hemen aynı bilgilere sahip, aynı ruh halini taşıyan insanların dışında, farklı bilgi ve düşünüşlere sahip insanlar olduğunu öğretiyordu. Bir sohbet esnasında sözü dinlenir birisi, Mehmet Akif Ersoy'un Safahat'ını okumasını tavsiye etti. Gülen, Erzurum'a dönüşte Safahat'ın yarısını ezberledi. (Akşam;Nazlı Ilıcak;20 Mart 1998)


Vaaz Vermesine İlk Kez Kâzım Efendi Teşvik Etti
'Kâzım Efendi, Alvar İmamı'na bağlı saçlı, sakallı, o devirde hacca gitmiş 3-4 adam varsa onlardan birisiydi.

Hocaların meclislerinde hep bulunmuş. Belki eski kültürüyle kitap da okumuş ama çok fazla bir şey bildiği konusunda bilgim yok. Oğulları vardı. Onları da öyle mazbut yetiştirmiş o dönemde. Başlarına Halk Partisi döneminde sarık sararlardı. 2 oğlu da gençti, başlarına sarık sararlardı. Atkıları, kaşkolları sararlardı.

Vaaza çıkarmadan önce ona göre 'ben seni vaaza çıkaracağım' demedi. Babamla birşey konuştular mı onu da bilemiyorum. Yoksa babam mı teklif etti? Bilemiyorum tabii hilafı vaki bir şey olur.

İlk vaazım oldu benim. Belki benim kendi gayretlerim, çalışmalarımla. Arapçaya çalışmaya başladığım andan itibaren Dürretü'l-Vaizin gibi kitaplara falan da bakıyorduk. Babamın kitapları arasında vardır, her kelimeyi lügata baka baka yazmışımdır kitabın kenarlarına. Öyle bir mümaresem de vardı.
Bacağım yetişmezdi kürsüye. Yani ilk okumaya gittiğim seneydi. O zat mazbuttu ahlâken. Daha sonraki dönemde şu tarafını da gördüm onun: Babam öyle çok ince insan olmasına rağmen bana hatim okutmuştu evlerde. Yüzünden Kur'an-ı Kerim okuyordum. Daha sonra O, Erzurum'dan ayrıldıktan sonra hatimlerden aldığım paralar bende hep hicran oldu. Döner dönmez böyle Cenab-ı Hakk'ın bahşettiği bir imkânla ben tesbit edebildiğim kadarla ilk o hatim okuduğum kimselerden aldığım paraları bilmem ki hangi ölçüler içinde zarflara koydum iade ettim. Bunları da kardeşim Hasbi ile gönderdim. Camiden bildiklerimi zarfta kağıda yazmıştım. Hasbi oraya (Erzurum) gidince bilmediklerinden dolayı mı ne ilan ediyor meseleyi ve 'bu zarfları alın, abim gönderdi. Bu işten para almanın caiz olmadığı kanaati var onda' diyor.

Bu iş askerliğim esnasında olabilir. İtiraz ediyorlar. 'Buraya çok büyük adamlar geldi, gitti. Bu icadı O mu çıkarıyor.' diyorlar. İşte o Kâzım Ağa yine oradan kalkıyor, daha hayatta 'Vallahi, işte o tam kendine yakışanı yaptı. Böyle yapılır bu iş zaten' diyor. Ve halk itiraz etmiyor artık. (Kendi Hatıralarından)
12.03.1956Manevi Hocası Alvarlı Efe Hazretleri (d. 1868) Vefat Etti
Muhammed Lutfi Efendi (Alvar İmamı) vefat etti.

'Hayatımın en sarsıcı hadiselerinden biri de Alvar İmamı'nın vefatıdır. O gün ben de Alvar'da bulunuyordum. Hatırladığıma göre kuşluk vaktiydi. Salondaki sedirin üzerinde uzanmış, istirahat ediyordum. Birden hafiften bir ses duydum. Buna ses değil çığlık demek daha doğru olurdu. Kulağımı uğuldatan bu çığlık 'Efe öldü' diye bağırıyordu. Hemen yerimden fırladım. Ceketimi elime alıp koştum. Efe Hazretlerinin evine doğru yaklaştıkça, acı gerçeği anladım; Efe hakikaten ölmüştü.

Alvar İmamı Hazretlerini ne zaman tanıdığımı söyleyemeyeceğim. Zira hayata gözlerimi açtığım zaman, O'nun ağzının şerbetine susamış pek çok gönül gibi, peder ve validemi de o dupduru kaynağın başında buldum. O'nu idrak ettim diyemem; çünkü O, ötelere göç ettiği zaman, ben hayatımın henüz, on altıncı yılının yamaçlarında dolaşıyordum. Buna rağmen ilk şuur ve ilk ihsaslarıma seslenen bir ruh olması itibariyle, benim o idrake kapalı yaşım, başım ve istidatlarımdan daha ziyade, O'nu yine O'nun tenezzüllerinde yakaladığımı, tanımaya çalıştığımı ve bugünkü, seziş, duyuş ve hissedişlerimi o günkü ihsaslarıma borçlu olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.'
1957Risale-i Nurları Tanıdı ve Değişik Yerlere Vaaza Gitti
Erzurum'da talebelik yıllarında Bediüzzaman'ın yanından gelen Muzaffer Arslan'ın sohbetlerine katılması üzerine risaleleri tanır ve bir daha da sohbetlere katılmaktan geri kalmaz. Ramazan vesilesiyle Amasya, Tokat ve Sivas taraflarını dolaşarak vaazlar verdi ve sohbetler yaptı.

'Kırkıncı Hoca, bana, Selahattin ve Hatem'e Bediüzzaman Hazretlerinin yanından birisi gelmiş, akşam sohbet yapacak, oraya gidelim' dedi. Teklifini hemen kabul ettik. Çünkü, Bediüzzaman'ın yanında bulunmuş bir insanı ilk defa görecektik. Bu da bizim için çok cazip ve orijinal bir hadiseydi.

Mehmet Şergil'in terzi dükkanına geldik. Burası, iki kilimden biraz daha genişçeydi. İlk gece veya ikinci gece orada bulunanlardan aklımda kalan isimlerden bazıları, Mehmet Şevket Eygi, Esat Keşafoğlu ve Osman Demirci'dir. Şevket Eygi, yedek subaylık yapıyordu. Esad Keşafoğlu ise o sırada üsteğmendi. Bediüzzaman Hazretleri, Muzaffer Arslan'a 'şark'ı bir dolaş gel' demiş o da Sivas, Erzincan ve Erzurum'u dolaşmaya gelmişti. 15 gün kadar Erzurum'da kaldı. İlk gece Hücumat-ı Sitte okundu. Ertesi gün Beşinci Şua'dan ders yapıldı. Bizimle gelen mollalardan bazıları, oradaki tevillere itiraz ettiler ve bir daha gelmediler. Fakat anlatılanlar beni iyice sarmıştı. Bilhassa Muzaffer Arslan'ın bir sahabe hayatı yaşaması, sadeliği ve samimiyeti bana çok tesir etti. Ben zaten sahabe aşığı bir insandım. Onu görünce, işte aradığım insanları buldum, dedim ve bir daha da ayrılmayı düşünmedim.

Muzaffer Arslan'ın pantolonunun iki dizi de yamalıydı. Ceketi de işte ona göreydi. Tabii ki bu sadelik bana apayrı duygular ilham ediyordu. Ayrıca ibadette derinlik vardı. Namaz kılışları, dua edişleri bana bambaşka görünmüştü. Derse gelip gidenlerden Çiğdem Bakkalı'nın sahibi bir Zeki Efendi vardı. Onun dua edişi de çok hoşuma giderdi. Yürekten dua etmesine bayılırdım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum; fakat kısa bir müddet zannediyorum. Üstad'dan Erzurum'a bir mektup geldi. 'Mektup kime hitaben yazılmıştı? Üstad bu mektubu kime dikte ettirmişti?' hatırlamıyorum. Fakat selam gönderdiği isimler vardı. Sonunda da Fethullah ile Hatem'e de selam deniyordu. Ben adımın zikredildiğini duyunca ayaklarım yerden kesildi zannettim; o kadar sevinmiştim. Hayatımda o derece sevindiğim çok az vakidir. Şimdi o mektup nerdedir, kimdedir, onu da bilmiyorum. Ancak bu bana yetmişti. Sohbetlere gitmeyi bir daha terk etmedim.'
1959Erzurum'dan Edirne'ye Gitti
Erzurum'dan ayrılarak Edirne'ye gitti. Edirne'de Hüseyin Top hocanın yardımıyla çevre edindi. Girdiği imtihanları kazandı, ancak askerliğini henüz yapmadığı için 6 Ağustos 1959'da resmen Üçşerefeli Cami ikinci imamlığına tayin edildi. İki buçuk sene Üçşerefeli Cami'nin bir penceresinde kaldı.

'Babam mutlaka Erzurum'dan dışarı çıkmamı istiyordu. Buna her defasında annem karşı çıktı. Fakat sonunda babamın dediği oldu. Annemin de muvafakatını alarak Edirne'ye gitmeme karar verildi. Edirne'de Hüseyin Top Hoca vardı. Bizim akrabamızdı. Bana sahip çıkar diye oraya gitmem uygun görülmüştü. 18 yaşını aşmıştım. 'Seyahat Ya Resülallah!' dedik ve Edirne'ye doğru yola çıktık. Edirne'ye giderken, yol güzergahında bazı yerlere uğrayarak gittim. Hüseyin Top Hoca beni İbrahim Efendi'ye (Edirne Müftü Vekili) götürdü. O beni biraz genç görmüş olacak ki imtihan etmesi gerektiğini söyledi. Ben kabul ettim. Şimdi hatırlayamayacağım bir kitabı rasgele açıp elime verdi ve 'Oku' dedi. Bu bir fıkıh kitabıydı. Çıkan yeri okuyup mana verdim. İbrahim Efendi dışarı çıkmamı söyledi. Biraz sonra Hüseyin Efendi dışarı çıkıp yanıma geldi. Yüzündeki sevinç ifadesinden işin müspet gittiğini anladım. Hüseyin Efendi de içeride konuştuklarından bahsetti. İbrahim Efendi'nin 'Genç ama kendini iyi yetiştirmiş' sözü benden çok Hüseyin Efendi'yi sevindirmişti.

Bir iki ay kadar Akmescit'te namaz kıldırdım, vaaz verdim. Zaten bu arada Ramazan ayı da gelmişti. O sıralarda vaizlik imtihanına girmek için Ankara'ya gittim. 15 gün kadar Ankara'da kalıp tekrar Edirne'ye döndüm. İmtihan neticeleri daha sonra belli olacaktı. Ve bir gün Edirne Müftülüğüne Ankara'dan bir telefon gelmiş. Arayan Mustafa Zeren'dir. 'Yeğenimin gözlerinden öperim, imtihanı kazandı' diye bir mesaj bırakmış. Hüseyin Top yine çok sevinmiş. Çarşı pazar beni aramaya başlamış. Nihayet beni buldu, caddenin ortasında müjde verdi, boynuma sarıldı; 'İmtihanı kazandın' dedi. Bir dilekçe yazdım ve Edirne Müftülüğüne talip oldum. Diyanet'ten gelen cevap olumsuz oldu. 'Askerliğinizi yapmadığınız için sizi müftü tayin edemiyoruz' diyorlardı.

Müftülük, münhal bulunan yerler için bir imtihan düzenledi. Bu imtihanda birinci oldum. Hakkım, Üçşerefeli Cami'e imam olmaktı. Ancak İbrahim Efendi'nin kayırdığı bir başkası vardı. 'Senin puanın fazla; o da askerliğini yapmış. Onun için sizi müsavi kabul edip kur'a çekeceğiz' dedi. Kur'a çekildi ve hak yerini buldu. Üçşerefeli Cami'e ikinci imam olarak tayin edildim. Bu benim memurluğa ilk başladığım (6 Ağustos 1959) tarihtir. Maaşın 200 lira, dediler, 30 lirasını kesip elime 170 lira verdiler.'


'Ruhani Reislik' Yaptı
Edirne'de bulunduğu sıralarda mahkemeden çağrılarak iki idamlık için 'ruhani reislik' yapması istendi. Bu arada evlilik teklifleri de geliyordu kendisine. Ancak o kabul etmedi.

'Edirne'ye ait unutamadığım hatıralardan biri de iki idamda ruhanî reislik yapmış olmamdır.

Bunlardan ilki 1959 senesinde oldu. Benim Edirne'de ilk senemdi. Üçşerefeli Cami'de imamlık yapıyordum. Bir gün biri geldi ve 'Gani Bey seni istiyor' dedi. Gani bey hâkimdi. Ben kendisine bazı kitaplar vermiştim. İlk önce endişe ettim. Ve yanına bu endişe ile gittim. Bana: 'Bir idamlık var. Seni Ruhani Reis olarak bulundurmaya karar verdik.' dedi. Esasen hassas bir insanım. Böyle bir teklife 'Evet' demem mümkün değil. Ancak daha önceki endişem çıkmayınca ben gayri ihtiyarî olumlu cevap verdim. Beni tanıyıp itimat ettikleri için çağırdıklarını söylediler.

Eskiden idamlar millete ibret olsun diye açıkta yapılırdı. İhtilalden sonra açıkta idamı kaldırdılar. Gece beni gelip aldılar. Arabaya binip hapishaneye gittik. İdamlığın adı Rasim Dik'di. Hücreye girdik. Elleri bağlıydı. Herhalde saldırmasın diye bağlamışlar.

Artık meşhur olduğumdan ikinci idama yine beni çağırdılar. O zaman dışarıda asmak yasaklanmıştı.İkinci idamlığın adı Mehmed'di. Mehmed çok temiz çehreli bir gençti. Katil olacağına ihtimal vermiyorum. Bizi görür görmez ayaklarının bağı çözüldü. Felç olmuştu. Bir kanepeye oturduk. Anlatmaya başladım: 'Mehmed, işte durum bu. Meclis tasdik etmiş. Bundan sonra başka çare yok. Allah'a giden bir yoldasın ve başka yollar da kapalı..'Abdest almak ister misin? diye sordum. İsterim dedi. Ayaklarına gelince takati kesildi., Bugünkü gibi hatırımda. Ve bunları ben vicdanımda yaşadım. Yıkayamadı ayaklarını... Amentü'yü okutmaya başladım. Biraz okuyor; fakat gerisini getiremiyordu. Kelimeler aklından siliniyordu. Arada da 'Beni bir daha adlî tıpa verseniz' diyordu. Halbuki adlî tıpa verilse ne olacak. Yaşayacağı bir iki hafta daha. İşte orada hayatın kıymetini daha iyi anladım. Sanki idama götürülecek olan o değil de bendim. Aradan seneler geçmesine rağmen hatırladıkça bu hicranı yaşarım. Mehmed'e çok acımıştım. Bir çoban öldürmüş dediler ve onun boynuna da böyle bir yafta astılar..'
Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
Gökhan Gündüz  - Hakiki Dadaş   |2008-05-14 04:44:31
Merhabalar. Ben Erzurumdan Yazıyorum.
Diyebilirimki Fethullah Gülen Hocaya
Bakın Dadaş Nedir Öğrenin :)

Her Erzurumlu Dadaş Değildir Ama Her
Dadaş Erzurumludur.
Fethullah Gülenin Hemşehrisi Olduğum için Gurur
Duyuyorum..

Mehmet Kırkıncı Hocada benim Annemin Akrabası. Çok severim
Nur Cemaatini

Bende Menzildeki Seyda Hazretlerine Bağlıyım.

Buradan
Ayrımcılık yapanlara sesleniyorum.

Ben Menzile bağlıyım ama diğer
cemaatlerin ve tarikatların hepsini çok seviyorum.
Benim şeyhim bile
Risale-i Nur OKuyor Ve benim Şeyhim Başka Evliyaları Ziyaret edin dualarını
alın diyor..

Orda Burda cemaat ayrımı yapmayın arkadaşlar...

Selam ve
dua ile
saliha  - ALLAH (CC)RAZI OLSUN   |2008-05-11 22:31:32
RABBİM SİZDEN RAZI OLSUN.SAĞLIK VERSİN.
melike  - bilmeyen insanlar..   |2008-05-11 03:14:02
Allah'ım size sağlık versinn bazı insanlarr hoş olmayacak şeyler diyorr
bizim toplumumuzdaa şu vardırr''kulaktan dolma bilgi'' bu söze çok
inanıyorumm çünkü insanlar, bazı şeyleri kulaktan dolma bilgiler ile
biliyorlar ve asılsız sözler söylüyorlar keza araştırın öğrenin
diyenler onlar değil mi? Bence ilk önce onlar araştırmalı....
BEN  - BEN   |2008-04-29 16:08:38
RABBİM SİZE SAĞLIK VERSİN İNŞAALLAH.BİZLERE DUA ETTİĞİNİZ HUSUSUNDA
ZERRE KADAR BİR ŞÜPHEM YOK.MAMAFİH, DAHA ÇOK DUAYA İHTİYACIMIZ OLDUĞUNU
BELİRTMEK İSTİYORUM.YÜCE MEVLAM TÜM EHL-İ HİZMETİN YAR VE YARDIMCISI
OLSUN İNŞAALLAH.ALLAH(C.C.)IN SELAMI ÜZERİNİZE VE ÜZERİMİZE OLSUN
İNŞAALLAH.ALLAH(C.C.)'A EMANET OLUN İNŞAALLAH.
savcı  - Allah sizden razı olsun, kıymetiniz bilinsin   |2008-04-27 02:47:20
bizler kaybetmeden kıymet bilemyiz bilenimizde var ama Rahman'dan dileğim
sizin kıymetiniz herkesce biline. ALLAH'ın selamı özerinize olsun.
erolb ALİ EREN  - YENI UFUK ADAMI   |2008-03-05 15:29:35
Gün gelir zaman geçer gün gelir zaman durur birini bekler o gelince akmaya
başlar, Gün gelir yaşayanlar ÖLÜR gün gelir günü götürür hapseder
zamanın içine gün gelir günün içinden bir GÜL biter bütün dikenler
baka kalır olamaz derler burda GÜL yetişmez bilmez ki şaşkın sen dikensin
GÜL un bitmesini beklersın sen onun ağacında dikensin GÜL bitecek gün
gelecek. Gün yine döner yeni dikenler için zaman yine bekler yeni GÜL için
gün gelir GÜL un en güzel olduğu anda onu soldurur korkma yeni ağaçlar ve
fidanlar var dikenlerde çok ise de çok şükür gün gelir daha BÜYÜK DAHA
GÜZEL GÜLLER biter...
sade vatandaş  - neden   |2008-02-12 12:51:08
neden insanlar bu güzel dinimizin farkına varmıyorlar neden birilerine gerek
duyuyorlar
kur-an da herşey çok açık yazılmış allah belli kitap belli
peygamber belli eee o zaman kimsenin kimseye bişey göstermesine yada
birilerinin tarikatlerine cemaatlerine ihtiyacımız mı var eğer birilerinin
peşinden gidiyorsak bu bizim cahil olduğumuzu gösteriyor eğer cahilliği
kabul etmiyorum diyorsanız o zaman açın okuyun allah o gözleri boşuna verdi
eğer herşeyi kulaktan dolma öğreneceksek neden allah ilk olarak oku emrini
vermiş saygılarımla
ABDULMELİK  - ATATÜRKÇÜ TENBEL GENÇLERE   |2008-02-12 07:28:32
BU ATATÜRKÇÜ OLDUĞUNU İDDİA EDEN ARKADAŞLARA SESLENİYORUM.BEN BU
CEMAATTEN DEĞİLİM.DIŞARIDAN SEYREDENLERDENİM.AMA VİCDANIMLA
DÜŞÜNÜYORUM. YAHU 80 SENEDİR BU ÜLKENİN BAŞINDASINIZ,BU İNSANLAR KAPI
KAPI DOLAŞIP ÜLKENİN HER KÖŞESİNE CAMİ YAPTILAR,NİYE OKUL
YAPTIRMIYOSUNUZ DA CAMİ YAPTIRIYONUZ,SİZ ÖRÜMCEK KAFALISINIZ OKUL
AYDINLIKTIR DEDİNİZ KARŞI ÇIKTINIZ.BU ADAMLAR YİNE KAPI KAPI DOLAŞIP
BÜTÜN HAYSİYET VE ŞEREFLERİNİ AYAKLARININ ALTINA ALIP YALNIZCA ALLAH
RIZASI İÇİN HİÇBİR KARŞILIK BEKLEMEDEN YALNIZ TÜRKİYEDE DEĞİL BÜTÜN
DÜNYADA, DÜNYANIN EN BAŞARILI TALEBELERİNİ YETİŞTİREN YÜZLERCE OKUL
AÇIP...
RAHİME BATU  - Bu büyük ışık hiç sönmesin   |2008-02-09 18:15:10
Hocamız büyük bir ışıktır. Işık geldiği zaman karanlık kaybolur
ERDAL  - İŞTE O ......   |2008-02-07 21:46:30
ALLAH SAĞLIK SIHHAT VERSİN BAŞIMIZDAN EKSİK ETMESİN
k  - er   |2008-02-02 14:46:52
maaşallah
fatih  - sevgiler saygılar hocam   |2008-02-01 13:50:33
hocam ben ne sagcıyım ne solcuyum nede dinciyim ama bildigim tek şey var oda
gerçekten sevilen bir zat oldugunuzdur saygılarımla
seyfullah  - sadece oku   |2008-01-26 09:11:54
saygılar;Rabbimiz hoca efendiyi başımızdan eksik etmesin,özel bir insan
bende atatürkçüyüm ama bu hoca efendiye saygısızlık yapma
yanlışlığına düşürmemeli ya da yüce Allah'n ismini dünyanın dört bir
yanına yayma çalışmasını sekteye uğratmamalı atatürkü sevmek
ayrı,inanç noktasında insanlara bir şey anlatmak ayrı; bu kim olursan ol
ister yüce önderimiz mustafa kemal atatürk'ü seven ol, ister hoca efendiyi
seven ol ALLAH'ıANLATMAK hepimizin görevi ve hoca efendi de bunu yapıyor
ALLAH razı olsun ondan, sende bu iş için uğraş senden de ALLAH razı olsun.
kimsenin derdinin rejimle olduğu...
VEYSEL APAYDIN  - RESÜL ÜN TAKİPCİSİ   |2008-01-24 17:07:01
ben kastamonudanım siz saıyın hocam MEHMET FEYZİ EFENDİ HAZRETLERİNİ
TANIYOR MUSUNUZ?
serdar  - Atatürkçü gençlere   |2008-01-22 11:06:51
muhterem hocamın böle bi sitesinde sizle tartışmak bile yanlış olur. fakat
şunu asla unutmayın ki kalkınan geleceğimize de en iyi hizmet eden bizim
cemaatin yanında sahte atatürkçülerin atatürkçüyüm diye dolşaıp
vatanına hayrı olmayan zavallı gençlersiniz. acıyorum sizin gibi insanlara.
allah yardımcınız olsun. keşke hizmetin yaptığının yüzde Apsilon.unu
yapsanız
faruk  - ufuk insanı   |2008-01-14 21:00:04
allah cc nasip etti bu yıl hacca gittim.isteyen dileyen tüm müslüman din
kardeşlerimize allah cc nasip etsin.bu mübarek yolda hem medine'ne hem
mekke'de hem arafat'ta hem tavaf'ta hem muhterem hocam için hemde hizmetteki
bütün kardeşlerimize ve bütün islam alemine yürekten dua ettim rabbim
kabul etsin.AMİN
melek  - hürmetli büyüğüm..ellerinizden hasretle   |2008-01-13 19:43:33
selamunaleyküm..hocam, bu yazdıklarımı okurmusunuz bilmem ama, sizi seven
insanların varlığı, vesile olduğunuz hizmet yolunda gidenlerin sayısı,
inanları o kadar mutlu ediyor ki..
Gelecek istikbal inkılabatı içerisinde
en gür sedanın İslamın olacağını müjdeleyen bir yolun yolcusu olmaktan
ve bu yolda hep ümitvar olmaktan Rabbim bizi ayrmasın..sizi hasretle
bekliyoruz..her gözyaşınız kalbimize düşen bir şebnem..sesiniz
gönlümüzü arındıran bir çeşme..Rabbim sizi başımızdan eksik
etmesin..ve Rabbim bizi sizin şefaatinize mazhar eylesin..Tüm dualarınız
kabul olsun..ahirette yanınıza bu satırla...
arzu   |2008-01-11 17:54:18
Hocam Alah sizden razı olsun.Hayatınız, kitaplarınız, sohbetleriniz hepsi
bizler için birer yol gösterici oldu.Mantıklı düşünen her insanın bu
"gönüllüler hareketini" doğru bulacağı mutlaktır.Elbet bigün
herkes anlayacak bu güzel hareketi..Ezberlenmiş sözlerle konuşan hakikati
anlamamak için direnen insanlar da inşallah geç olmadan, aslolan güzelliği;
yaradılma gayelerini anlarlar ve buna göre hareket ederler. Allah size uzun
ömür versin.Sizin gibi değerli insanları başımızdan eksik
etmesin...amin..
mesut  - selamun aleyküm Allah ın sevgili kulu ol   |2008-01-11 16:57:45
hocam abim sizi bana hep anlatır ve hayran kalırdım.Allah bana sizin
başlattığınız bu yolda elimden geldiği kadar hizmet etmeyi nasip
etti.Şuan muşda öğretmenim,doğduğunuz evi odayı bahsettiğiniz camiyi
gördüm çok duygulandım ve sizi çok özlüyorum ve görmek istiyorum.Allah
(c.c) sağlık afiyet versin sizi başımızdan eksik etmesin.
ahmet  - Saygıdeğer Hocam   |2008-01-04 17:47:30
Sizin hayatınızı okuduktan sonra size bağlandım. Ulu önderimiz
Atatürk'ün adını kullanarak size dil uzatanların moralinizi bozmasına
müsade etmeyin.. Saygılarımı sunar, ellerinizden öperim..

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 16.01.2008 )
 
< Önceki

Multimedya

Rabbimizin Bizden İsteği

Seyredin

Peygamber Efendimizin Müjdeleri

Seyredin

Rakip Değil Kardeşsin!..

Dinleyin

Şeffaf Hareket ve Anlatmaktan Bıkmamak

Dinleyin

Menemen Vaazı - 1976

İndirin

Altın Nesil Konferansı

İndirin

Hz. Muhammed (sav), küfrün, vahşetin aleyhine bir celâdet ve belâgat kılıcı olarak ortaya çıkma, dört bir yanda avaz avaz hakikati ilân etme ve insanlığa gerçek var oluş yollarını göstermede eşi-menendi olmayan bir Zât’tır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri