| Fethullah Gülen ve Kur'an'ı İdrake Açtığı Ufuk |
|
|
| Prof. Dr. Davut Aydüz | |
| 01.01.2003 | |
|
Sayfa 3 Toplam: 8 2- Gülen'in Kur'ân'ı Okuma ve Ondan İstifade Etme İle İlgili Görüş ve Tavsiyeleri: Müslüman'ın, Kur'ân'dan en iyi şekilde istifade edebilmesi için O'nu nasıl okuması gerektiği üzerinde düşünmesi gerekir. Bunun üzerinde düşünen az olduğu gibi, tavsiye edileni tatbik edenler ise daha da azdır. Bu hususu vurgulama ihtiyacını duyan Fethullah Gülen, eserlerinde değişik vesilelerle Kur'ân'ı nasıl okuyup anlamak gerektiğine dair metotlar sunmaktadır: A. Kur'ân-ı Kerîm'i Okumak İç dinamikleri itibarıyla Kur'ân: 1- Allah'tan dinleme seviyesinde 2- Elçisinden dinleme seviyesinde, 3- Allah ve Resûlü'ne arz etme seviyesinde, 4- Kadirşinas bir kalbin dikkati seviyesinde edâ edildiği zaman, insan duyguları üzerinde beklenen tesiri göstermesi söz konusu olabilir. Bir de içle alâkalı olsun-olmasın bir kısım dış esaslar vardır ki, bunlar da Kur'ân'ın anlaşılıp hissedilmesinde önemli vazîfeler yüklenirler. Bu meyanda: 1. Okumayı, dilin hususiyetlerine riâyet çerçevesinde edâ etmek. 2- Bu hususları zedelemeden, O'nu kendi mûsikîsiyle tilâvet etmek. 3- Muhtevâ ve iç mûsikîye göre seslendirmek. 4- Yerinde tekrarlarla konsantrasyonun sağlanması gibi hususları sıralayabiliriz. Birinci husus, mutlaka lâzım ve bileni bir hayli çok.. ikincisi, oldukça önemli ama, içi boş birkaç ses sanatkârıyla icrâ edilmekte.. üçüncüsü, bileni ve anlayanı yok gibi.. dördüncüsü ise, fantezi meraklılarının elinde gösteri mevzûu... 'İyi bir eda, tatlı bir sada ve halis bir niyetle okunan Kur'an-ı Kerim, başkalarının da Kur'ân'ı sevmesine vesile olacağı için Allah Resûlü tarafından teşvik görmüştür... Kur'ân, hüzünle nazil oldu. O, mahzun ve münkesir bir kalple okunmalıdır...'(Fatiha Üzerine Mülahazalar, s. 13) Kur'ân'ın eda olarak okunuşu:...Kur'ân'ın muhtevasını kavrayabilme ve O'nu seslendirebilme önemlidir. Zaten Kur'ân bütünüyle müzikaldir. Önemli olan, muhtevadan hareketle O'ndaki her bir kelimenin istediği seslendirmeyi, konumuna uygun olarak verebilmektir. Meselâ, Kur'ân'da kâfirin konuşması, mağrur, mütekebbir, mütecebbir bir eda ile ve elini kalçasının üzerine koyarak, caka satan bir insan imasıyla verilir. Buna karşılık, meselâ, Zeliha karşısında konuşan Hz. Yusuf olabildiğine kararlı, ürperti içinde ve tok sesli birisi olarak karşımıza çıkar. Ve daha yüzlerce misal... İşte âyet-i kerimeleri okurken, sesiyle bu muhtevaları aksettirebilme önemli bir esastır. (Fasıldan Fasıla, 3/177) Kur'ân'ın dümdüz okunmasından daha çok muhtevanın seslendirilmesi önemlidir. Bu da musikinin notalarıyla değil, mevzunun akışına tâbi olarak, hâdise ve konuşmaların bizzat içine girerek ve yaşayarak onu okumak demektir. Bu husus, Kur'ân'ın anlaşılmasında en az esbab-ı nüzul kadar önemlidir. (Fasıldan Fasıla 1/195) B. Kur'ân'ı anlamak Kur'ân'ı, bugün insanımız gerektiği gibi bilemiyor, hattâ bilme gayreti de göstermiyor. O'nu, sadece namazda ve namaz sûreleri olarak okunan kadarıyla biliyor. Halbuki Kur'ân, okunurken insanın içine sinmeli, okuyan O'nu düşünmeli ve O'ndan bir kısım esintiler duymaya çalışmalıdır. Aksi hâlde, O'nu anlamış sayılmayız. Kur'ân-ı Kerim, Efendimiz'in (sav) ifadesiyle, en az ayda bir defa hatim edilmelidir. Evet hatim, 3-5 güne sıkıştırılmamalıdır. Zira o zaman, düşünmeden okunmuş olur. (Fasıldan Fasıla, 2/170) Kur'ân, baştan sona mülâhaza edilmeli ve bir bütün olarak ele alınmalıdır. O, bir âyet oradan bir âyet buradan bölük-pörçük anlaşılamaz. (Fasıldan Fasıla 2/170) Kur'ân'ı anlamak için bir o kadar da Sünnet'in bilinmesi lâzımdır. Yoksa, M. İkbal'in ifadesiyle, çok defa 'Kalpler mümin, kafalar da kâfir' olur. Sünnet, Kur'ân'ın tertibi ve hayata geçirilişini ifade eder. Bu yüzden o bilinmezse, Kur'ân kültürü anlaşılmaz. Anlaşılmadığı için de tabiî olarak hayata geçirilemez. (Fasıldan Fasıla 2 /170) Kur'ân'ı tebliğ ve temsille mükellef insanların, her âyetten mesajlar çıkartıp, onu hayatlarına tatbik etmeleri gerekmektedir. Bu da, her şeyden önce Kur'ân'ı, kendine nâzil oluyormuşçasına okumakla mümkündür ki, böyle bir okuyuş Kur'ân'ı anlamada merdivenin ilk basamağı sayılır. (Prizma 3/96-98) Tebliğ insanının gönlü Kur'ân'a göre ayarlanmalıdır. Kur'ân, bu hususu ifade ederken şöyle buyurur: 'Bu Kur'ân, kalbi ona açık olanlar ve gözünü Kur'ân'a dikip ona kulak verenler için bir öğüttür' (50:37). Evet, Kur'ân bir nasihat, bir hatırlatma, bir zikir ve bir uyarıcıdır. Ne var ki, Kur'ân'ın bu yönlerinden istifade edebilmek için, gönüllerin ona karşı açık olması şarttır. Gönlün açık olabilmesi için de, her insanın gözünü Kur'ân'a dikmesi ve kulağını Kur'ân'a vermesi gerekir. İşte bu, bütünüyle Kur'ân'a yönelmek demektir ki, başka türlü de istenen ölçüde Kur'ân'dan istifade edilmesi imkânsızdır... (İrşad Ekseni s. 102-104) 'O ettiklerine sevinen, yapmadıkları şeylerle övülmeyi sevenlerin, azaptan kurtulacaklarını sanma. Onlar için acı bir azap vardır' (3:188). Bu ve benzeri bazı âyetler, her ne kadar Ehl-i Kitap hakkında inmiş ise de, bizim de onlardan alacağımız dersler vardır. Ömer İbn Abdülaziz, bazı ibret âyetlerini sabahlara kadar okuyup ağlardı. O, Kur'ân'ın her âyetine kendini muhatap görüyor ve kendine hitap ediyormuş gibi değerlendiriyordu. Bu âyetlerin bizlere de anlatacağı birtakım hususlar vardır. Bizler peygamber olmadığımız hâlde, ayrıca Kur'ân'ı sanki bize nazil oluyormuş gibi okuyup anlamaya çalışırsak, Kur'ân'ı anlamanın ilk basamağına adım atmış sayılırız... (Fasıldan Fasıla 1/181) Meselâ, Hz. Musa'yı (as) Kur'ân sayfaları arasında sadece geçmişte yaşamış büyük bir peygamber olarak görür ve öyle takdim ederseniz, ondan fazla istifade edemezsiniz. Yapılması gereken, Hz. Musa'yı (as) kendi devrimize getirmek ve onu aramızda hissetmektir. Evet; Kur'ân'ı mütalâa ederken, her bir kelimesinin kendimize ve kendi devrimize baktığını düşünmeli, sürekli büyüyen dalgalar gibi her an inkılâplar yapacak olan Kur'ân ile aramızdaki yabancılığı mutlaka atmalıyız. Evet, Kur'ân okurken, Kur'ân'da anlatılan vakaların cereyan ettiği devirle, kendi devrimiz arasında münasebetler kuramazsak, Kur'ân'ı kendi derinlikleri ölçüsünde anlayamayız. (Fasıldan Fasıla 1/188) Allah (cc), Kur'ân'da kıssaları bize anlatmakla, kıyamete kadar devam edecek olan küllî bir kısım kanunların ucunu göstermektedir. Yani böylesi hâdiseler, Hz. Âdem ile başlamış ve dünyada insanoğlu adına tek bir fert kalıncaya kadar devam edecektir. Zaten Kur'ân'ın kullanmış olduğu malzemeye bakarsak, bunların hiç bir zaman ve mekâna tahsis edilmediğini görürüz. Zaten evrensel bir kitaptan beklenen de budur. Yalnız Kur'ân'a bu gözle bakabilmek için âyetleri hususi bir çerçevede izleyebilmeye ihtiyaç vardır. Kur'ân'ın evrenselliği ve zaman üstü olması açısından da bu yaklaşım çok önemlidir. Aksi hâlde fert, Kur'ân'da zikri geçen bu olaylara olup bitmiş kıssalar nazarıyla bakar, öyle okur ve geçerse, ondan istifade de o nispette olur. (Kur'ân'dan İdrake Yansıyanlar,. 2/331-332) Kur'ân-ı Kerim'in manâsını tam anlayabilmek için kelimelerin manâlarını, onlara dayalı yan manâları, mâsadak oldukları hususları ve delâlet ettikleri cihetleri anlamak şarttır. Bunlar bilindiği zaman Kelâmullah'ın her bir âyeti, gökteki bir sistem veya bir yıldız gibi uzaktan uzağa bize göz kırpmaya başlayacaktır. (Fatiha Üzerine Mülahazalar, s. 200) Mealler Okunmalı mı?...Her insanın Kur'ân'dan istifadesi, biraz da O'ndan istifade tekniğini bilmesine bağlıdır. Başta, Kur'ân'dan tam istifade edebilme tekniği ile alâkalı şu husus zikredilebilir. İyi Arapça bilenler yılda en az birkaç kere Kur'ân'ı iyi hazırlanmış meallerden takip etmeli ve eski malûmatlarını taze tutmaya çalışmalıdırlar. Arapça bilmeyenlere gelince, şahsen onların meal okumalarını tavsiye etmem. Onlar, Kur'ân'ı mutlaka tefsirlerden öğrenmeye çalışmalıdırlar. Günümüzde yazılan Türkçe birçok tefsir var. Bunlardan akide bakımından sağlam ve Ehl-i Sünnet görüşünü tam aksettiren herhangi bir tefsiri okumakla, zannederim Kur'ân'ın muhtevası hakkında, belli ölçüde de olsa, bilgi edinmek ve malûmat sahibi olmak mümkün olur. Eğer, Arapça bilmeyenler, tefsir okuyacak kadar vakitleri yoksa, en azından Hasan Basri Çantay'ın meali gibi açıklamalı bir meal okumalıdırlar. Aksi hâlde, eldeki meallerle yetinmeleri onları aç-susuz bırakacağı gibi, bir kısım şüphelere de atabilir. Hele, Kur'ân'ı okudukları meallerden ibaret zannedenler için, böyle bir meal okuma, Kur'ân'la hiç ilgilenmemeden daha tehlikelidir... (Fasıldan Fasıla 2/117) Kur'ân'dan mükemmel olarak istifade edebilmek, O'nunla tam konsantrasyona bağlıdır.. evet O mükemmel vericiye karşı, elde bir almacın olmasına bağlıdır. O'nunla frekans paylaşımı şarttır... İçimizde onun hafızları olabilir. Fakat bütün bu okuyup ezberlediklerimiz, bizde, hayatımızı yeniden gözden geçirme fikrini uyarmıyorsa, O'ndan istifade edememişiz demektir. Allah Resûlü'nün beyan buyurduğu gibi: 'İnsanlar öyle bir dönemi idrak edecekler ki, Kur'ân bir vadide, onlar da bir vadide bulunacaklar.' Evet, Kur'ân'ın bize bir şeyler ifade edebilmesi, O'nu Sahabe anlayışı, Sahabe felsefesi ve idraki ile algılamaya bağlıdır... (Fasıldan Fasıla 3/155) Kur'ân'ı anlamak için: ...İnsan, her zaman kendisini dinlemeli, günde birkaç defa kendi içine yönelerek nefis muhasebesinde bulunarak, ruhunun feryatlarına kulak vererek, nefsinin elinde, bütün bütün zebun olmadan kurtulmalıdır ki, Kur'ân'ı anlayabilsin. Zira kendini anlamayan insan, Kur'ân'ı da anlayamaz.. evet içte derinleşme, Kur'ân'ı anlamaya bir ihzariye (hazırlık) nevindendir. (Zaman, Akademi sayfası, 25.06.97) İnsan, kalb ve kafasını Kur'ân'dan uzak tuttuğu için Kur'ân müessir olmamaktadır. Hislerini Kur'ân'a karşı yabanileştiren, his, fikir ve kalb âleminde o İlâhî Hitaba yer ayırmayan insan elbette Kur'ân'dan nasipsizdir. Kur'ân-ı Kerim'in ucundan ucundan tuttuğumuz müddetçe Kur'ân bize sırlarını açmayacaktır. Zira bu Kelâm-ı İlâhî, kendisine bütün benliğiyle teveccüh eden âşık gönüllere nur ve feyiz aksettirir. O'nu okumaz, manâsını tedebbür etmezsek, O'nun feyzinden mahrum kalırız...'(Fatiha Üzerine Mülahazalar, s. 1-4) Kur'ân'ı bütün derinlikleriyle kavrama, aslında her mü'minin vazifesi cümlesindendir. Ancak, buna muvaffak olan insan sayısı bugün oldukça azdır zannediyorum. Kur'ân'ı, bahsi geçtiği şekilde kavrayabilmek için birçok dinamiğe ihtiyaç vardır. Bunlar arasında Kur'ân diline yani Arapça'ya vâkıf olmayı ilk sıraya koymalıyız. Ne var ki, tek başına Arapça bilmek de yeterli değil ve olamaz da. Kur'ân'ı sürekli kendine nâzil oluyor gibi okumak.. Hz. Muhammed'i (sav) tanımak.. Kur'ân'ı tanımak uğrunda ısrarla çalışmalara devam etmek.. saffet, samimiyet ve ihlâsı hiç elden bırakmamak, esbâb-ı nüzûl, usûl-i tefsir gibi ilimleri bilmek.. İlâhî vâridata açık bir sineye sahip olmak.. bilinmesi gerekli şeyler arasında sayılabilir. Bu arada Seyyid Kutup, Elmalılı, Râzî, Bediüzzaman ve benzeri devâsâ şahsiyetlerin Kur'ân'ı kavramada bizler için çok önemli olduğuna inanıyorum. Bunlar, bizim için düşünme ufkumuzu açacak, yaklaşım metodolojisi gösterecek ve böylece yola başından değil de belki de ortadan girmemizi sağlayacak, zaman kaybımızı önleyecektir.' (Fasıldan Fasıla 4/82-83) |
|
| Son Güncelleme ( 19.10.2006 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








