| Fethullah Gülen ve Kur'an'ı İdrake Açtığı Ufuk |
|
|
| Prof. Dr. Davut Aydüz | |
| 01.01.2003 | |
|
Sayfa 5 Toplam: 8 4- Gülen'in Kur'ân'ın İ'cazı İle İlgili Görüşleri Kur'ân-ı Kerim mu'cizedir. Mu'cize: Peygamberlerin eliyle, peygamberlik davasını ispat etmek için, Allah'ın yarattığı harikulâde hâllerdir. Mu'cizenin benzerini hiçbir beşer getiremez. Kur'ân, 15 asırdır beşere meydan okumakta ve: 'Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'ân-ı Kerim'de) az bir şüpheniz varsa, O'nun suresi gibi bir sure getiriniz.' (2:44) demektedir. Fakat beşer hiçbir zaman bunu yapamadı ve yapamayacaktır da. Zira Kur'ân, mu'cizedir. Fethullah Gülen, eserlerinde değişik münasebetlerle Kur'ân'ın i'caz yönleri üzerinde durmakta ve bunu değişik yönlerden ele almaktadır. Bunları, onun Kur'ân-ı Kerim'in Allah (cc) Kelâmı ve Efendimiz'in (sav) Risâletine En Büyük Şâhid Olduğunun Delilleri' isimli yazısından takip edebiliriz. Burada, Kur'ân'ın Allah Kelâmı olduğunun delilleri zikrediliyor olsa da, bu delillerin her biri, O'nun i'cazının, yani mu'cizeliğinin aynı bir hususiyetidir. Basit bir tetkik, Kur'ân'ın dil ve ifâde yönünden hiç bir kitaba benzemediğini ortaya koymaya yetecektir. Ayrıca, üslûp, manâ ve muhtevâ bakımından da Kur'ân, eşsiz ve emsalsizdir... Bizzat Kur'ân-ı Kerîm'de Efendimiz'e (sav) hitaben meal olarak: 'Sen bundan önce ne bir kitap (yazı) okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, bâtıla uyanlar, şüphe duyarlardı.' (29:48) buyurulmaktadır. Evet, o gün bugündür hâlâ okuyup-yazmışlara, en büyük bilgin ve ediplere, aynı anda tüm insanlığa yönelik olarak meydan okumada bulunan, Kur'ân'ın kendisine indiği okuma-yazması olmayan O Zât'tır. İlimlerin bir bakıma zirveye ulaştığı kabul edilen şu zamanda, fizikçisi, kimyacısı, astronomu, tabibi, sosyologu, edebiyatçısı ile bütün ilim ve edebiyat ehline O Zât, 'Haydi, el ele verin de, fazla değil, Kur'ân'ın sûrelerinden tek bir sûrenin mislini getirin.' diyor. Bu bile, Kur'ân'ın O ümmî Zât'ın (sav) değil de, Allah'ın kelâmı olduğuna kâfî bir delil ve şahit değil midir? Hangi beşerin sözünde eksik, hata, yanlış, ihtilâf ve tenakuz bulunmaz? Kur'ân ise, bu gerçeğe ve kendisinde en ufak bir ihtilâf ve tenâkuzun olmadığına '(Durup) Kur'ân'ı düşünmüyorlar mı? Eğer O, Allah'tan başkasından gelseydi, O'nda çok ayrılıklar bulurlardı.' (4:82) âyetiyle parmak basmaktadır. Allah Kelâmı'nda tenâkuz, ihtilâf, eksiklik ve yanlışlık bulmak isteyen bir takım kendini bilmezlerin yapıp ortaya koydukları şeylere, zannediyorum onların kendileri de inanmamaktadır. Kur'ân'ın ifade ve beyan tarzı ile, tamamen O'nunla 'boyanmış' bulunan Efendimiz'in (sav) bile ifade ve beyan tarzı arasındaki fark kolayca sezilebilmektedir. Demek oluyor ki, Kur'ân'ın belâgat ve fesahatına ve üstün ifade gücüne hiç bir beşerin ulaşması mümkün değildir... Kur'ân'ın esrarlı ve i'cazkâr ifadeleri, ne Hz. Peygamberin, ne de başkasının ifadelerine benziyor; ne şiirin, ne seci'in, ne de nesrin sahasına giriyordu ama, kendine has orijinalliği ile herkesi büyülüyordu... Sadece çöl bedevisinin duygu ve düşüncelerini, onun dar hayatını ifade etmeğe yarayan Arapça, Kur'ân'la birdenbire öyle bir değer ve zenginlik kazandı ki, ilmî, iktisadî, hukukî, içtimaî, siyasî, idarî ve metafizik bütün mevzû ve meseleleri ifade edebilecek bir seviyeye ulaştı. Lisan tarihinde böyle bir hâdiseye rastlamak mümkün değildir... Acaba şimdiye kadar okumuşu-okumamışı, ilk mekteplisi, üniversitelisi, mütefekkiri, avamı, fizikçisi, kimyacısı ve sokaktaki insanı ile her tabaka, her yaş ve her seviyedeki insanın kapasitesi ölçüsünde anlayıp, hissesini alacağı bir kitap yazılmış mıdır? Ulaşımın bile güçlükle yapılabildiği en ücra köylere ve köşelere kadar her yerde arz-ı endâm edip, güneş gibi herkese ışık saçan tek kitap sadece Kur'ân'dır. Kur'ân'ın dışında usanmadan birkaç defa okunabilen kitap belki hiç yoktur; fakat Kur'ân'dır ki, namaz içinde ve dışında defalarca okunur, hem de ömür boyu okunur, devamlı hatmedilir; ama hiç bir zaman usanç ve bıkkınlık vermez. İnsanı maddî-manevî bütün yönleriyle anlatması, hayatın her saha ve safhasına ait bahisler açması, içtimaî, iktisadî, hukukî, siyasî ve idarî bütün problemleri halledici düsturlar getirmesi ve Dünya saadeti yanında Âhiret saadetini, aklın itminanı yanında rûhun da tatminini ihtivâ eden prensipler koyması yönüyle de Kur'ân'ın bir benzeri yoktur. Kur'ân'a baktığımızda, O'nun nasıl kâinatın başlangıcına ve sonuna, insanın yaratılışına ve gelecekteki hayatına dair kat'i ifadeler kullandığını görür ve ister istemez, 'Bu, bir beşer sözü olamaz.' demek zorunda kalırız... Bir yazar, daha çok kendi sahasında eserler verir; bilhassa, uzmanlıkların alabildiğine çoğaldığı günümüzde, herkes kendi dar sahasının adamıdır. Halbuki, Kur'ân tarihî, edebî, içtimaî, iktisadî, hukukî, psikolojik, siyasî, askerî, tıbbî, fizikî, biyolojik... kısaca, her sahada prensipler ortaya koymakta, bütün bu sahalardaki temel hakikatleri dile getirmekte, geçmişten ve gelecekten bahsetmektedir. Böyle bir Kitab'ın ümmî ve bugünkü teknik-ilmî imkânların hiçbirine sahip bulunmayan bir Zât tarafından yazılmasını hangi akıl kabul edebilir? İnsanın kaleminden çıkan her eser, hatta muharref şekilleri ve yönleriyle Tevrat ve İncil bile zamanın aşındırmasından kendilerini kurtaramamış ve değerlerinden çok şey kaybetmişlerdir. Yalnızca Kur'ân'dır ki, her türlü aleyhte çalışmaya, iftiralara, kendinde tenakuz ve yanlışlıklar bulma gayretlerine, tekrarları, ifadeleri ve yazısıyla uğraşılmasına ve ihtiva ettiği hakikatlere zaman zaman dil uzatılmasına rağmen, her geçen gün daha bir taze, daha bir derin ve daha bir anlaşılır olarak zihinlere ve kalblere girmekte ve mutlak hakimiyetini devam ettirmektedir... Fem-i güher-i Nebevî'den (sav) şeref-südûr olan beyanlara, Kur'ân'ın ifadelerine bakın: Ancak, kâinatın idaresini elinde tutan Zât'a yakışan ifadeleri, peygamber bile olsa bir beşerin beyan edip söylemesi, O Mukaddes Makam adına -hâşâ- uydurması hiç düşünülebilir mi? Kur'ân'da geçen bazı hitap şekilleri, Allah'tan Resûlü'ne tebliğatta bulunulduğunun bariz misalleridir: 'Ey Nebî, de ki!..' gibi hitaplar sıkça tekrarlanmakta, hattâ 332 yerde (Mu'cem) 'kûl=de!' emri geçmektedir. Dünya çapında en büyük bir mürşid bile irşad ve tebliğ sadedinde, Allah'a ait olan bu kabil tebliğ fermanlarını tayin ve tesbit edemez. Hangi yazar, başkası adına bile olsa eserinde kendini tehdit eder veya başkasının ağzıyla tehdit ettirir? Bunun da ötesinde, Allah adına söz söylediğini iddia ederken, hiç bu iddiasına halel getirecek bir beyanda bulunur mu? Yine, kendini ithama varacak ifadeleri kitabına alır mı? Halbuki, Kur'ân'da bir insanın kendi yazdığı kitaba alması mümkün görünmeyen beyan ve ifadeler bulunulmaktadır. Demek oluyor ki, Kur'ân hiç bir zaman Efendimiz'in (sav) değil, mutlak surette Allah'ın (cc) kelâmıdır ve eşsizdir. O'nun Allah Kelâmı olduğunu gösteren her bir hususiyeti, aynı zamanda bir mu'cizesidir. Okuma-yazması olmayan, eline önceden kitap almayan, tabiî ki geçmiş hâdiselerin içinde bulunmayan, kimseden dinlemeyen ve öğrenmeyen bir Zâtın her sahada çok kesin bilgiler vermesi, o Zâtın Allâmü'l-Guyûb olan Allah'ın (cc) Resûlü olduğunu ve O'nun tarafından öğretildiğini göstermez mi? Kur'ân'da, 'Allah seni insanlardan koruyacaktır' (5:67) ve 'Kur'ân'ı Biz indirdik ve onun koruyucuları da Biziz' (15:9) denilerek, Peygamberimiz'in de, Kur'ân'ın da her türlü tehlike, yıpranma, sû-i kasd ve akla gelebilecek maddî-manevî taarruz ve tuzaklardan mâsun ve mahfûz olduğu açıkça ilân edilmekte ve bu ilân geçerliliğini hâlâ muhafaza etmektedir, Kıyamet'e kadar da edecektir. Kur'ân'da 15 kadar âyette 'Yes'elûneke= Sana soruyorlar' şeklinde Peygamberimiz'e sorulan sorular bahis konusu edilmekte ve bunlara 'kûl=de' şeklinde başlayan cevaplar verilmektedir. Her birine bir beşerin gerekli cevabı vermesinin mümkün olmadığı çok çeşitli konularda gelen bu soruları cevaplayanın Allah (cc) olduğu gayet açıktır. Çünkü, her soruya en uygun cevabı vermek ve her hâdise münasebetiyle en müsait ve elverişli çözümü muhtevî bir âyet göndermek, hiç bir zaman bir beşerin tâkati dahilinde olamaz. (İnancın Gölgesinde 2/99-115) Kur'ân'ın mu'cize oluşuyla ilgili özet olarak verdiğimiz bu görüşlerin dışında, Gülen'in, diğer eserlerinde ve kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplar sadedinde de Kur'ân'ın i'cazından bahsettiğini görmekteyiz. Yer darlığından dolayı biz sadece bu yazıların başlıklarına ve sorulara işaretle iktifa edeceğiz: Kur'ân-ı Kerim ve İlmi Hakikatler (İnancın Gölgesinde 2/116-142) |
|
| Son Güncelleme ( 19.10.2006 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







