Fethullah Gülen ve Kur'an'ı İdrake Açtığı Ufuk Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 7
Kötüİyi 
Prof. Dr. Davut Aydüz   
01.01.2003
Yazı İndeksi
Fethullah Gülen ve Kur'an'ı İdrake Açtığı Ufuk
1-Fethullah Gülen`in Kur`ân-ı Kerim`i Tarifi
2-Gülen`in Kur`ân`ı Okuma ve Ondan İstifade Etme İle İlgili Görüş ve Tavsiyeleri
3-Fethullah Gülen`in Tefsirle İlgili Tavsiyeleri
4-Gülen`in Kur`ân`ın İ`cazı İle İlgili Görüşleri
5-Fennî Tefsir ve Fethullah Gülen
6-Gülen`in Tefsirle İlgili Eserlerindeki Tefsir Metodu
7-Gülen`in Tefsir Usulüne Dair Bazı Meseleler Hakkındaki Görüşleri

5- Fennî Tefsir ve Fethullah Gülen

Günümüzde fazla uygulanan tefsir çeşitlerinden biri de fennî tefsirdir. Fennî Tefsir, Kur'ân ibarelerindeki ilmî meseleleri açıklamaya, onlardan çeşitli ilimleri çıkarmaya çalışan bir tefsir nevidir.

Kur'ân'ın fennî tefsirinde, Kur'ân'ın bütün ilimleri ihtiva ettiği esası ağırlık noktasını teşkil eder. Bu yolu benimseyen kimselerin nazarında Kur'ân, dinî itikadî ilimleri hâvi olmakla beraber, O'nun diğer çeşitli ilimleri de kapsadığı fikri revaç bulur. Bunun neticesi olarak da, Kur'ân'da yer alan Fıkıh, Kelâm, Tasavvuf ve Tarih'le ilgili bilgilerin yanında Tıp, Astronomi, Jeoleji, Fizik ve Psikoloji gibi ilim dallarına ait bilgilerin yer alması, bir çok ilim adamını, bu açıdan da Kur'ân'a yönelmeye ve yorum yapmaya sevk etmiştir.

Kur'ân'ın dinî ilimler dışındaki tecrübî ilimlerle olan münasebeti, onlara olan tesiri, insanları onları öğrenmeye teşviki günümüzde yeni ortaya çıkmış değildir. İslâm'ın ilk devirlerinden beri bu fikirleri savunanlar olmuş ve bu konuda, risâle, kitap ve tefsirler yazılmıştır.

İslâm'ın daha ilk asırlarından itibaren özellikle tercümeler vasıtasıyla İslâm Âlemine giren ve Müslümanlar arasında yayılarak bir canlılık ve yenilik kazanan Astronomi, Matematik, Tıp, Fizik ve Kimya gibi ilimleri, Kur'ân'daki ilmî, fennî ve kevnî âyetlerin daha iyi anlaşılması için kullanma ve bu ilimler yardımı ile Allah'ın kudretini daha iyi gösterebilme arzusu ve gayreti, fennî tefsir hareketini doğuran sebeplerden birisi ve belki de en önemlisi olmuştur.

19'uncu asırda Avrupa'nın hücumları İslâm âleminde uyanış hareketlerine yol açmış, bunun neticesinde, Kur'ân'dan istihraç edilebilecek ilimler müstakil eserlerde toplanmaya başlamış, Kur'ân-ı Kerim'deki çeşitli ilimlere âit âyetler bir araya getirilerek, yeni ilmî görüşlerle karşılaştırılmışlardır. Bu şekildeki tefsir tarzı günümüzde pek revaç bulmuş ve bu alanda pek çok eserler meydana getirilmiştir. Bunun sebebi de, asrımızda, fennî tefsir yapan müfessirler, bir yandan modern ilmin ortaya koyduğu bilgilerin dinin hakikatini ve gereğini ispat etmesi dolayısı ile, eski müfessirlere nazaran Kur'ân âyetlerini daha geniş ve şümullü ele alarak tefsir ederken, diğer taraftan da yeni keşiflerin ve icatların ortaya çıkarttığı bir takım ilmî hakikatlerin ışığında, eskiden iyi anlaşılmayan bazı Kur'ân âyetlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamışlardır.

Her zaman ve her yerde, meydana gelen bir hareketin tasvipkârları bulunduğu gibi, o hareketi benimsemeyen hattâ ona muhalefet eden cereyanlar da meydana gelir. Fennî tefsir hareketi bazı mütekaddimîn ve müteahhirîn tarafından makbul görülmemiş ve tenkide uğramıştır. Bu hareketin leh ve aleyhinde bulunanlar, görüşlerini desteklemek için Kur'ân âyetlerine dayanmışlar ve herkes aradığını orada bulmaya çalışmıştır.

Bugün Türkiye'de de fennî tefsirin hem lehinde, hem de aleyhinde yazanlar bulunmaktadır. Fennî tefsiri tenkit edenlerin içinde, tenkitlerinde kendilerini haklı çıkaracak şekilde yazanlar bulunduğu gibi, fennî tefsirin her türlüsünün tamamen aleyhinde olanlar da bulunmaktadır. Bazıları her ilmî gelişmenin kaynağını Kur'ân'dan göstermeye çalışırlarken, diğerleri ise makûl ölçülerde, ifrat ve tefritten uzak olarak yapılan fennî tefsirler de dahil olmak üzere hepsini birden reddetmektedirler.

Diğer bazıları ise, fennî tefsirin kaynağının helenizm olduğunu, bu akımın ondan ciddî bir şekilde etkilendiğini iddia etmektedirler. Yani Kur'ân tefsiriyle ilgili böyle ciddî bir konuda ifrât ve tefritler yapılmaktadır.

Fethullah Gülen'in Fennî Tefsir hakkındaki görüşleri

Şimdi de, 'İlimleri Kur'ân'dan, Din'den ve imandan ayrı ve müstakil görmek bir tefrit, Kur'ân'ı müsbet ilimlerin peşinden koşturmak ve onu âdeta bir fizik, kimya, tıb, matematik, astronomi kitabı saymak da bir ifrattır.' diyerek fennî tefsir hususunda mutedil bir yol ile bu iki görüşü uzlaştıran Fethullah Gülen Hocaefendi'nin değişik yerlerdeki yazılarına dayanarak, fennî tefsir hususundaki görüşlerini aktarmak istiyoruz.

Kâinatı ve insanı anlatan bir kitap olarak her şeyi beyan eden Kur'ân'da hiç bir şey eksik bırakılmamış, yaş, kuru her şey, münderecatına dâhil edilmiştir.

Kur'ân'da mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymetine göre her şey vardır:

1- Evet, Kur'ân'da her şey vardır; fakat çapına, azametine, önemine, mâhiyet ve kıymetine göre vardır. Nedir en önemli mes'ele? Tevhid, Nübüvvet, Haşir, kulluk ve ebedî saadeti kazanma, azaptan korunma. Bunlardan başka, Allah'ın kâinattaki icraatı, sanatlarının teşhiri, sıfât ve esmâsının tecellileri, sistem ve kürelerin muhteşem bir nizam ve âhenk içinde bunları ifade etmesi. Bütün bunlar, en ince ayrıntılarına kadar açık seçik anlatılmış; ayrıca, belli devrelerde ortaya çıkacak ilmî gelişmeler ve teknik buluşlar da, ehemmiyet ve kıymetine göre açıkça olmasa da, ya işareten veya remzen Kur'ân'da yerlerini almışlardır.

2- Kur'ân'da her şey vardır fakat, çok defa muhtelif derecelerde ve çeşitli hüviyetlerde içtimaî düsturlar ve içtimaî ve kevnî kanunlar hâlinde vardır. Çok şey de, insanların çalışmasına ve gayretine terettüp eden nüve, çekirdek ve tohumlar hâlinde bulunur.

3- Kur'ân'da her şey vardır ama, herkes her şeyi onda olduğu gibi göremez. Ancak çalışma, tefekkür ve ilhamla erbabının anlayabileceği nişanlar, işaretler, alâmetler ve ipuçları hâlinde bulunmaktadır.

4- Kur'ân'da her şey vardır ama, kendi zâtında gaye ve hedef olarak değil, Sâni'in mârifet ve azameti namına vardır. Zira, Kur'ân'ın asıl ve en birinci vazifesi, insana hem kendi, hem de kâinatın Sahibi olan Zât'ı tanıtmak, kulluk dairesindeki vazifelerini ta'lim etmek, ferdî, ailevî ve içtimaî hayatını tanzim etmek, ebedî saadeti kazanmasına vesile olmak ve topyekün bir hayatı ve insanlığı kucaklamaktır...

Kur'ân bir fizik, astronomi veya tıb kitabı olmamakla birlikte, bu ilimlere ait meseleler ve kıyamete kadar ilimler adına yapılacak tesbit, teşhis ve keşifler ve insan hayatıyla çok yakın münasebeti bulunan teknik vasıtalar da çaplarına göre çeşitli hüviyet ve mahiyetlerde, bazen bir çekirdek, bazen işaret, bazen fezleke, bazen remz, bazen de formüle edilmiş kanun ve prensipler hâlinde O'nun sayfaları arasında kendilerine yer bulacaklardır...

Kur'ân-ı Kerim'in bütün ilimlerden açıkça bahsetmemesinin sebepleri nelerdir?

1- Eğer Kur'ân-ı Kerim bütün ilimlerden açıkça bahsetmiş olsaydı, bu, O'nun Allah Kelâmı olduğuna daha açık bir delil teşkil ederdi diye düşünülüyorsa, bu yanlıştır. Çünkü, her şeyden önce Kur'ân, modern ilimler kitabı olmadığı gibi, yukarıda temas ettiğimiz üzere takip ettiği esas mevzû da, Dünya ve bilhassa Âhiret saadetini kazandıracak şekilde top yekûn insan hayatıdır...

2- İlimler, tıpkı insanlar gibi doğuş, bebeklik, emekleme, çocukluk, delikanlılık ve olgunluk devirlerini yaşarlar. Önce nazariyeler ortaya atılır, sonra da üzerlerinde yapılan deney, tecrübe ve gözlemlere dayalı çalışmalardan ve muhakemelerden sonra bu nazariyeler, ya çürütülür, ya da o zamanki bilgi ve gelişmeler çerçevesinde doğru kabul edilirler. Çoğu zaman bu doğru kabul ediş bile, belli bir zaman dilimiyle sınırlı kalmaya mahkûm olup, daha sonraki araştırma ve gelişmeler, o doğruları da yalanlar ve neticede ortaya yeni doğrular çıkar. Bu doğruların da zamanla yalanlandığı ve yerlerini yeni doğruların aldığı çok zaman vâkidir... Bu durumda Kur'ân'dan ilimlerin hangi devrinden bahsetmesini isteyeceğiz?

3- 'Herhangi bir asrın, diyelim ki 20'nci asrın insanına o asırdaki gelişmelerden bahsetseydi' denilecek olursa, o zaman da şu mes'eleler ortaya çıkacaktır:

* Kur'ân, belli bir devrin değil, bütün zaman ve mekânların ve bütün insanlığın Kitabıdır; hattâ, insanlarla beraber cinlerin de Kitabıdır.

* Sadece belli bir asrın insanını memnun etmek, Kur'ân'ın cihanşümullüğününe ve ana maksatlarına ters düşer.

* İlimlerin bu asırda ulaştığı noktadan bahsedildiğinde, dünün insanı bundan ne anlayacaktır? Yalnızca bugüne hitap eden bir Kitab, önceki asırlar için nasıl muğlâklık, müphemlik ve anlaşılmazlıktan kurtulabilir?

* 21. ve 22. asırların yepyeni ilmî ve teknik gelişmeleri karşısında, o asırların insanları, Kur'ân'a '20'nci asrın modası geçmiş kitabı' gözüyle bakmayacaklar mıdır?

* Bugün doğru kabul edilen pek çok ilmî faraziyenin bir gün gelip de yanlış tarafları ortaya çıktığında Kur'ân, yanlışlar ihtiva eden bir kitap durumuna düşmüş olmaz mı? Yanlışlarla dolu bir kitabın İlahî Kitap olduğunu kim kabûl eder?

Kısaca, Kur'ân, bütün zaman ve mekânlara ve her seviye ve şarttaki bütün insanlara hitab etmektedir; dolayısıyla dili, üslûbu ve ele alıp, ihtiva ettiği mesele ve mevzûlar da şüphesiz buna göre olacaktır.

4- Kur'ân, ilimlerden mufassalan bahsetmiş olsaydı, acaba ortaya kaç kütüphaneyi dolduracak kadar kitap çıkar, çokları için sıkıcı gelecek bunca kitabı kim usanmadan okur ve bu kadar kitap, ya da bu kadar ciltlik bir kitap, insanlar için nasıl hidâyet ve Dünya-Âhiret saadeti kaynağı olabilirdi?

5- Kendisine akıl, idrak, düşünme, muhakeme, araştırma istek ve kabiliyeti, merak ve ihtiyaç duygusu gibi alabildiğine kompleks ve kullanılmak ve geliştirilmek isteyen nice meleke ve duygular verilen ve Dünya hayatında imtihana tâbi tutulan insana ilimler adına her şey teferruatıyla takdim edilseydi, bu takdirde bunca istidat ve kabiliyetler donatılan bir insan oluşun ne hikmeti kalırdı?...

6- Kur'ân'dan, ruhu, kalbi, aklı, kompleks duyguları, arzu ve istekleri, gayesi, Dünya ve Âhiret hayatı, çok çeşitli problemleri, kulluğu, çok yönlü münasebetleri ve ihtiyaçlarıyla insanı bırakıp da, bir devirde ortaya çıkmış ve her zaman için değişmeye mahkûm bir kısım ilmî meselelerden açıkça ve teferruatıyla bahsetmesini istemek, hem Kur'ân'ı tanımamış olmanın ifadesidir; hem de insanı, insan hayatını ve kâinatı bilmemenin tezahürüdür. İlimlerin ne hakkı var ki, Kelâm-ı İlâhî olan Kur'ân'ın bütününde kendilerine yer verilsin?

Kur'ân ilmî gelişmelerden teferruatıyla neden bahsetmiyor diyenlere kısaca bu cevabı verdikten sonra, şimdi de; Kur'ân hidâyet kitabıdır, fizik, kimya, biyoloji veya tıp kitabı değildir, diyenlere karşı Hocaefendi'nin ne dediğine bakalım:

Kur'ân, insanın yaratılış gayesi ve kendisinin taşıdığı ana maksatlar istikametinde her şeyden kadri, kıymeti, değeri ve manâsı ölçüsünde bahseder. Kâinat kitabının başlıca manâ hüzmeleri olarak ilmî hakikatlere temas eder ve inkâra, bıkkınlığa ve söz israfına yol açmayacak biçimde mecaz, teşbih, temsil ve istiarelerle her devrin, her mekânın, her tabakanın ve her seviyenin insanına -tabir caizse- en hazmedilir komprimeler hâlinde meseleleri takdim eder. Güneş gibidir Kur'ân; mağarada büyüyenle üniversitede yetişene farklı ışık göndermez ama, herkes de ondan aynı derecede ışık alamaz. Ekvatordaki insanla, kutuplardaki insan O'ndan farklı farklı istifade eder..

Kur'ân ve ilimler münasebeti mevzuunda düşülen vahim hatalardan birisi de, Kur'ân'ı mevcut ilimlerin peşinden koşturmak ve onlara tâbi kılmaktır. İlimleri Kur'ân'dan, dinden ve imandan ayrı ve müstakil görmek bir tefrit, Kur'ân'ı müspet ilimlerin peşinden koşturmak ve O'nu âdeta bir fizik, kimya, tıp, matematik, astronomi kitabı saymak da bir ifrattır.

Kur'ân'ı, değişip duran ilimlerin bugünkü seviyesiyle bir görmek, hattâ henüz ispatlanamamış ilimleri Kur'ân'a şahit yapmak ve Kur'ân âyetlerini bu ilmî buluş ve nazariyelere tatbik etmek aynı derecede, hattâ daha büyük bir yanlıştır. Kur'ân âyetleri, yeni ilmî gelişme ve nazariyelerle te'life çalışılmamalıdır. Evet, Kur'ân'ın hakkaniyeti için hemen ilmî mesned ve takviyeler, payanda ve koltuk değnekleri aramaya kalkışmak, O'nu küçültmek olur. Yine, 20'nci asrın, herhangi bir diliminde tespit edilen ilmî bir meseleye, 'Kur'ân bunu anlatıyordu' deyip Kur'ân'dan delil bulmaya çalışmak, ille de pozitif ilimlere Kur'ân'ı teyid ettirmek ve her yeni tespit karşısında 'Kur'ân'da bu da vardı; şu âyet bununla ilgiliydi' gibi iddialarda bulunmak, ilimler karşısında içine düşülen bir kompleksin ve Kur'ân'ı ikinci derecede görmenin ifadesidir...

Evet, sürekli sarsılan ve değişen müspet ilimlerin arkasından, sarsıntı ve değişme nedir bilmeyen o Muallâ Beyan'ı koşturmamalı ve O'nu ilimlere uydurmaya çalışmamalıyız. Nedir öyleyse yapılması gereken?

1- Kur'ân'ın ilmî gelişmelere değil, ilmî gelişmelerin Kur'ân'a tevfîkini takip etmeliyiz.

2- İlmî gelişme ve buluşları Kur'ân'ın arkasından koşturmalıyız.

3- İlmî gelişme ve buluşların karşısına Kur'ân'ı bir endam aynası olarak koymalıyız, yani: 'Ey ilimler, işte bakın, siz esas ve özünüzü bu Kur'ân'da bulacaksınız. Zira, Kur'ân sizin nihaî şeklinizi ve varacağınız hakikati haber vermekte ve kaderinizi çizmektedir. Bakın da, gerçek şekil ve mahiyetinizle bu Kur'ân'da kendinizi görün. Eğer, daha henüz bu seviyeye gelememişseniz, haydi çalışıp-çabalayın ve Kur'ân'daki nihaî şeklinizi ve gerçek mahiyetinizi kazanmaya bakın.' demeliyiz.

Âyet ve hadisleri ilimlere göre açıklamaya çalışırken, daima 'fîhi nazar' deyip, daha başka ihtimalleri nazara alarak ihtiyatı elden bırakmamak lâzımdır. Pozitivizm ve rasyonalizmin bir çok tenkide maruz kalıp eski güvenirliliğini kaybettiği günümüzde, âyet ve hadisleri pozitif ilimlere tatbik etmek ve onların ardı sıra koşturmak, bırakın âyet ve hadise parlaklık kazandırmayı, tam tersine âyet ve hadise karşı bir cinayettir.

Kur'ân'ın hakikat adına söyleyip de, geri çark ettiği hiç bir mesele yoktur ve olamaz da. Eğer, ilmî bir meseleyi Kur'ân'la tenakuz hâlinde görüyorsak, bu demektir ki, ya biz Kur'ân'ı yanlış anlıyoruz, ya da ilim o meselede yanılmaktadır.

'Onlara âyetlerimizi dış âlemlerde ve kendi içlerinde göstereceğiz ki, O (Kur'ân)'ın hak olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabb'inin her şeye şahit olması yetmez mi?' (41:53). Evet, âyette 'Senürî' kullanılmakla, Sahabe'ye: 'pek çok âyetlerimizi siz henüz bilmiyorsunuz, onları ileride göstereceğiz', 'hüm' kullanılmakla: 'size değil, onlara, başkalarına, sonra geleceklere göstereceğiz' ve 'yetebeyyene' kullanılmakla da, 'belki hemen değil, peş peşe gelen ve birbirini tamamlayan araştırmalar ve telâhük-ü efkâr neticesinde Kur'ân'ın hak olduğu ortaya çıkacak.' denmektedir.

İlimler, şimdilerde henüz emeklemekten kurtulup ayakta durmaya çalışmaktadır. Şimdiye kadar ileri sürülen onca nazariyeden belki pek azı hakikat olarak ortaya çıkmış ve Kur'ân'la tetabuk edebilmiştir. İleride her sahada alınacak mesafelerle Kur'ân'ın daha pek çok hakikatlerine yaklaşılacak ve ilimlerin ortaya koyacağı gerçekler, Kur'ân'da ifadesini bulup, artık değişmez gerçekler olarak kalacaklardır.

l- 'Fennî tefsir ezilmişliğe, geri kalmışlığa bir reaksiyon ve halkın bu husustaki beklentilerinin bir neticesi olarak ortaya çıkmıştır.', diyenlere karşılık Hocaefendi, fennî tefsirin veya Allah ve Kur'ân'ı anlatırken ilimlerden istifadenin ezilmişlikten, geri kalmışlıktan veya halkın beklentilerinin neticesi olarak değil, bir ihtiyaçtan kaynaklandığını söylüyor. Fakat bununla beraber, tenkit edenlerle bir noktada da birleşiyor ve bu işi yaparken aşağılık kompleksine girilmemesi gerektiğini özellikle vurguluyor. 'Rabbimizi, dinimizi anlatmak için ilimlerden istifade lüzumlu mudur? Lüzumluysa, mahzurlu tarafları var mıdır? Bu mevzuda istikâmet ne olmalıdır?' (Asrın Getirdiği Tereddütler 3/128-129) şeklinde kendisine sorulan bir soruya verdiği cevabı bu hususta örnek gösterebiliriz.

Kur'ân'ı anlama ve yorumlamada ilimleri kullanmanın yol açabileceği önemli muhataralar:

1- İlimler, ilim adına ilim yapmak için ve çalım satarak anlatılmaz. Evet, orijinalite yapma hava ve edası içinde Kur'ân ve iman adına ilmî hakikatlerden bahsedilmez.

2- İslâm Dünyası'nın son yüzyılda maruz kaldığı yıkımın ve çok mühim şahısların bile içine yuvarlandığı fikrî, ruhî krizin temelinde bir bakıma, pozitif ilimler karşısında aşağılık kompleksine kapılma yatmaktadır. Evet, 'şu ilmî hakikat Kur'ân'da da geçiyor; İslâm bunu 14 asır önce ortaya koymuş' gibi aşağılık kompleksinden kaynaklanan tavır ve davranışlar içine girmek, Kur'ân ve iman adına büyük bir hatadır.

3- Herkes ilim ve teknikten bahsediyor diye, herhangi bir komplekse kapılıp, bu duygunun sevkiyle İslamî mevzûları anlatma gayretine girmek katiyyen doğru değildir. (Asrın Getirdiği Tereddütler 3/130-131)

Her şeyi açık ve seçik, ayan beyan anlatan bu Kitab-ı Mübîn'de her şey vardır. Nasıl vardır? Ezelden ebede kadar, her şeyi bir sistem içinde yapan, sisteme koyan, âhenk içinde işleten, zerreden küreye, insanlık âleminden kâinatlara kadar her şeyi ciddi münasebet içinde, fakat çarpıştırmadan, vuruşturmadan, müsademe ettirmeden, âhenk içinde yaratan, âhenk içinde sürdüren Allah'ın Muhît isminden gelen Kur'ân'da, her şeyin bulunması kadar tabiî bir şey tasavvur edilemez.

Fennî tefsiri tenkit edenler, 'bu hareketi bir zaaf olarak ve Kur'ân'ı kendi dönemlerinin yönlendirmelerine/değişkenlerine tâbi kılmak' olarak görüyorlar. Hocaefendi de, böyle fennî tefsir yapanları tenkit ediyor ve şöyle diyor: '...Devrin fen ve kültürünün tesirinde kalınarak kaleme alınan eserler ihtivâ ettikleri tekellüflü te'villerden ötürü, okuyucu tarafından hep kuşkuyla karşılanmıştır. Hele, sübût bulmamış nazariyeleri birer ilmî gerçek zannederek, Kur'ân'ın hakikatlerini onlara uydurmaya çalışmalar, Kur'ân'ı tahrif ve küçük düşürücü mahiyette olmuştur. (Asrın Getirdiği Tereddütler 1/9-10)

'Fennî tefsirde muvazeneyi elden kaçırmamak lâzımdır. Bizden evvelki tefsirciler de, zamanımızdaki bazı tefsirciler de, günümüzde ortaya çıkan bir kısım yeni buluş, tespit ve ilim adına bir kısım hakikatlerin tesirinde kalarak, Kur'ân'ın âyetlerini tefsir ederken umumiyetle, kendi devirlerinde tesirinde kaldıkları ilmin verilerine göre tefsir ediyorlar ve böylece yanılmalar oluyor... Hangi devirde yazılırsa yazılsın, en yanlış tefsir yazan 'katiyyen bu, budur' diyendir. Bu arada âsâr-ı bergüzîdesiyle kendini gösteren zat (Bedîüzzaman), Kur'ân'ın beyânâtını ele aldığı zaman, lâfzın muhtemel bulunduğu ihtimaller içinde ele almış, bazen 7-8 yorum ortaya koymuş, belli ilimlere ve anlayış seviyelerine göre bu da olur, bu da olur, bu da olur diyerek, bugün kurgu bilim hâlinde bizlere takdim ettikleri şeyin sınırına kadar meseleyi götürmüştür. Onun için böyle kesin konuşmayan müfessirlerin eserlerini ele aldığımız zaman, fevkalâde taze, fevkalâde yeni, cedid ve tatmin edici buluyoruz...

Kur'ân-ı Kerim'in yeni bir tefsiri yapılacaksa, bunda şu iki nokta gözden uzak tutulmamalıdır:

1- 'Yaş ve kuru her şey, Kitab-ı Mübîn'de vardır.' hakikati.

2- İlmî hakikatleri, ilgili Kur'ân âyetleriyle telifte muvâzeneyi koruma. (Fasıldan Fasıla 1/189)

Kur'ân-ı Kerim'in âyetlerini zaafımıza alet etmemeliyiz.

Meselâ, Neml Sûresi ele alınırken, karınca ile alâkalı son ilmî tespitler anlatılabilir. Sûrenin mukattaa harfleri ile başlamasının nükteleri dile getirilebilir. Fakat, asıl maksad-ı ilâhî unutulup da sarı karınca veya kızıl karıncaya girilerek teferruata dalınırsa, âyetler arada kaynayıp gider. Kısaca, Kur'ân-ı Kerim'in âyetlerini zaafımıza alet etmemeliyiz. (Fasıldan Fasıla 1/188)

Bu zikrettiğimiz görüşlerinden hareketle, Fethullah Gülen'in fennî tefsir hususunda ifrat-tefrit arası mutedil bir yol tuttuğunu görüyoruz. Zira onun, va'z ve nasihatlarında, kitaplarında ve makalelerinde fennî tefsiri çokça kullandığını müşahede ediyoruz. Fakat bununla beraber -aktarmaya çalıştığımız görüşlerinde de gördüğümüz gibi- fennî tefsir için verdiği ölçülere baktığımızda, onun fennî tefsirin aleyhinde olduğu zannedilebilir. Halbuki o, fennî tefsiri tenkit edenlerin tenkitlerinde haklı oldukları noktalarda tenkitlerini yapıyor, ama önemli bazı prensipler çerçevesinde fennî tefsirin yapılması gerektiğini vurguluyor. Böylece fennî tefsiri kabul etmeyenlere de belli ölçüler içinde yapılabileceğini gösteriyor. Kendisi de, zikrettiği ölçüler çerçevesinde münasebet geldiğinde fennî tefsir yapıyor.

Gülen'in Fenni tefsir ile ilgili görüşleri elbette sadece bunlardan ibaret değil. Fakat bir makale çerçevesi içerisinde ancak bu kadarından bahsedebildik. Daha fazla istifade etmek isteyenler, onun ilgili linklerdeki yazılarına başvurabilirler.



Son Güncelleme ( 19.10.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

Efendimizin Din'e Hizmet Edenlere Alakası

Seyredin

Bizi Birbirimizden Koparamazlar!

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Kur'an-ı Kerim'i iyi anlamak, O'nu iyi ‘okuma'nın yanısıra aynı zamanda dünyayı ve içinde yaşanılan çağı iyi tanımaya bağlıdır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri