Fethullah Gülen ve Kur'an'ı İdrake Açtığı Ufuk Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 8
Kötüİyi 
Prof. Dr. Davut Aydüz   
01.01.2003
Yazı İndeksi
Fethullah Gülen ve Kur'an'ı İdrake Açtığı Ufuk
1-Fethullah Gülen`in Kur`ân-ı Kerim`i Tarifi
2-Gülen`in Kur`ân`ı Okuma ve Ondan İstifade Etme İle İlgili Görüş ve Tavsiyeleri
3-Fethullah Gülen`in Tefsirle İlgili Tavsiyeleri
4-Gülen`in Kur`ân`ın İ`cazı İle İlgili Görüşleri
5-Fennî Tefsir ve Fethullah Gülen
6-Gülen`in Tefsirle İlgili Eserlerindeki Tefsir Metodu
7-Gülen`in Tefsir Usulüne Dair Bazı Meseleler Hakkındaki Görüşleri

7- Gülen'in Tefsir Usulüne Dair Bazı Meseleler Hakkındaki Görüşleri

Tefsir usulü kaidelerini bilmeyen bir kimsenin Kur'ân'ı tefsir edemeyeceği herkesçe bilinen bir mevzudur. Kur'ân tefsiri hususunda orijinal görüş ve tefsirlerine muttali olduğumuz Gülen, eserlerinde tefsir usulü kaidelerinden istifade edip onları tatbik ettiği gibi, münasebet geldikçe müstakil olarak tefsir usulü kaidelerinden de bahsetmiştir:

Esbab-ı Nüzûl (yani âyetlerin inişine sebep teşkil eden hâdiseler) hakkında kısa bir değerlendirme:

Bazı Kur'ân âyetlerinin belli sebeplere iktiran ederek nazil olduğu bir gerçektir. Ancak bu, o sebepler olmasaydı bu âyetler nazil olmayacaktı manâsına da gelmez. Kelimeleri bizzat seçerek kullanmaya çalıştığımız bu tespitten sonra meseleyi biraz daha açmaya çalışalım:

Bütün tefsirciler 'esbab-ı nüzûl' tabirini kullanmayı tercih etmişlerdir. Ancak, temel esaslar açısından bu tabirde bazı eksik yönler olduğu da bir gerçek. Bir kere, eğer meseleyi sebep-müsebbep çerçevesinde değerlendirecek olursak, sebep olmadığında müsebbebin de olamayacağı tabiidir. Bu da, 'o sebepler olmasaydı bu âyetler nazil olmazdı' manâsına gelir ki, böyle bir hükmü kabul etmek de doğru değildir. Dolayısıyla, meseleye 'iktiran' kelimesiyle yaklaşmak daha yerinde olur. Böyle bir yaklaşım üzerinde az duralım: Herhangi bir sebeple alâkalı âyeti, Allah (cc) ezelî hikmetiyle inzâl edecekti ama, bu âyet belli bir hikmete mebni, herhangi bir sebeple irtibatlandırılmış ve öyle nazil olmuştur. Evet, meseleyi bu şekilde yorumlamak da kabildir.

İçlerinde Ahmed İbn Hanbel'in de bulunduğu bazı otoriteler, esbab-ı nüzûl mevzuunda ihtiyatlı davranırlar. Onları böyle bir hükme sevk eden de, bizim sezemediğimiz, onların sezdikleri bir kısım su-i istimalleri önlemek düşüncesi olsa gerektir. Zaten, ciltler dolusu 'esbab-ı nüzûl' nakilleri de konunun ne derece spekülâtif olduğunu açıkça ispat etmektedir. Bu arada, sağlam rivayetlerle bize kadar gelip ulaşan esbab-ı nüzûlü de bütün bütün görmezlikten gelmek de bir ifrattır. Onun için biz, bir taraftan Ahmed İbn Hanbel gibi düşünenlere, meselenin su-i istimalini önlemek açısından hak verirken, diğer taraftan da bir realite olarak, vakayı rapor adına esbab-ı nüzûlün varlığını kabul edenlere de hak veriyor ve her iki grubun buluştukları haklılık çizgisini onlarla paylaşmak istiyoruz.

Konuyu böyle kısa bir tahlille takdimden sonra, bazı âyetlerin, bazı sebeplere iktiran ile inmesinin bazı hikmetlerini arz etmeye çalışalım:

1. Hükümlerin hâdise destekli olmasının, o hükmün kabullenilmesinde tesiri büyüktür. Meselâ, Kur'ân iffetli insanlara iftira atan müfterilere 80 değnek vurulmasını hükme bağlamıştır. Böyle bir hüküm ilk duyulduğunda, biraz ağır gibi mütalâa edilebilir. Halbuki bu hükmü bildiren âyet öyle bir atmosfer içinde nazil olmuştur ki, bu yönüyle onu duyanlar âdeta teskin edilmiş olurlar. Bilindiği gibi, Abdullah İbn Übeyy İbn Selûl'ün başını çektiği bir grup münafık, Aişe Validemiz'e (ra) iftira atmışlardı. Böyle bir iftira, günlerce hem Efendimiz'in (sav), hem Aişe Validemiz'in (ra), hem de onu uzaktan yakından tanıyan bütün Müslümanların ızdırap içinde kıvranmalarına sebep olmuştu. Bu hususta Aişe Validemiz (ra), o denli ızdırap içindeydi ki, ağlaya ağlaya âdeta göz pınarları kurumuştu. Bu meşum günlerde Mescid hüzünlü, Hane-i Saadet hüzünlü ve Medine'de bu iftirayı duyan her hane hüzünlüydü. Ancak hiç kimse, nasıl bir reaksiyon göstermesi gerektiğini de bilemiyordu. Bu da ayrıca, inanan insanların elini-kolunu bağlayan ve onların hüzünlerine hüzün ekleyen ayrı bir sebepti. İşte bu atmosfer içinde birden Aişe Validemiz'i tebrie eden âyetler nazil oldu ve validemizin pak, nezih oluşu âyetlerle tescil edildi. Ardından da, ona bu iftirayı atanların lâyık oldukları ceza bildirildi. İşte burada hem zamanlama, hem de kullanılan üslûp o kadar birbiriyle irtibatlıdır ki, bu psikolojik hava içinde verilen ceza âdeta alkışlanarak karşılanmış ve böyle bir ceza, o hüzünle kıvrananların yüreğine su serpmişti. Esasen konuyla ilgili misalleri çoğaltmak ve ta başta arz ettiğimiz hususu, pek çok misalleriyle müşahhaslaştırmak mümkündür. Ancak biz sadece bir fikir vermesi bakımından, bu tek misalle iktifa edeceğiz.

2- Meselenin bir diğer yanı da, Efendimiz (sav), tebliğ ettiği her meseleyi aynı zamanda temsil de etmiştir. Yani İslâm, doğrudan doğruya her meselesiyle pratik hayat içinde gelişmiştir. Halbuki diğer dinlerde, aynı ölçüde bu hususiyeti görmek mümkün değildir. Meselâ Tevrat, hayata tatbik edilmek istense pek çok boşluk ve eksiklikle karşılaşılacağı muhakkaktır. İncil'de de hayat adına fazla bir şey bulmak oldukça zordur. O da Hıristiyanlarca, âdeta vicdanlarda mahpus bir kitap hâline getirilmiştir. İslâm ise, hayat içinde yorumlana yorumlana gelişmiştir. Yani nazarî şeyler bir ölçüde pratiğe iktiran etmiş, hayatla içli-dışlı olmuş ve böylece ayrı bir kuvvet kazanmıştır. Zira sistemler, pratiğe dökülebildiği ölçüde oturur ve âdeta yaşantıyla bütünleşir.

3- Esbab-ı nüzûl bir yönüyle vakaları kavramada 'bilgimatik' vazifesi görmüştür. Dikkat edilirse, âyetlerin nüzûlüne sebep olan vakalar ekseriyetle şok tesiri meydana getiren vakalardır. Dolayısıyla bu vakalara bağlı olarak gelen hükümler de aynen hükmün gelmesine iktiran eden vakalar gibi kolay kolay unutulmazlar. Bu da, esbab-ı nüzûlün hikmetlerinden biri olsa gerek. (Fasıldan Fasıla 2/180-182)

4. Esbab-ı nüzûl, çok karakteristiktir ve her devirde benzerleri cereyan eder tipte hadiselerdir. Bundan dolayıdır ki, esbab-ı nüzûl aracılığıyla dünya çapında pek çok düstur ve prensip çıkarılabilir. Bu konuda, tefsircilerin anladığı manâlar dışında daha başka manâlar düşünmek de mümkündür.' (Fasıldan Fasıla 1/183)

Kur'ân Kıssaları:

Kur'ân'da kıssalara bakış açımız nasıl olmalı, onları değerlendirmede nelere dikkat etmeliyiz? Kur'ân, ezelden-ebede insanlığın ışığı, rehberi, ruhu ve destanıdır. Bu itibarla, O'nda yer alan her şey, kıyamete kadar bütün insanlığı ilgilendirir. Kur'ân'daki kıssalara bu açıdan baktığımızda, bizim onlardan aldığımız ve alacağımız derslerin, ibretlerin olduğu ve olacağı da muhakkaktır. İşte bu yönüyle kıssaların anlatılmasının temel sebeplerinden biri daha belirlenmiş olur. Ancak, kıssalar bu açıdan tahlile tabi tutulurken, şu hususun da unutulmaması gereklidir; kıssalar zaman, mekân, şahıs ve toplumlarla mukayyed hâdiselerdir. Bizim onlardan gerekli dersi alabilmemiz, bu üç unsurun gözetilmesi ile mümkündür. Yoksa onları genelleme içinde ele alıp, zamanımıza indirgediğimizde, başka bir tabirle vakaların tarihî, siyasî, askerî, coğrafî, kültürel ve dinî arka plânını gözardı ettiğimizde, ulaşacağımız neticelerin yanlış olacağı da izahtan varestedir. Bu küllî hakikat mahfuz, Kur'ân'a ait bir hususu vurgulamak isterim: Kur'ân, bahsini ettiğimiz kıssaları öyle bir üslûp ve şive ile bize sunar ki, insan hemen ondaki bu zaman-üstü edada kendine hitap edildiğini anlar ve muhatap tavrına girer. Yani zaman, mekân, insan faktörlerine takılmadan, ondan gerekli olan mesajı alabilir. Ne var ki, bunun herkesin yapabileceği çok kolay bir şey olmadığı da açıktır... (Prizma 3/96-98; Kur'ân'dan İdrake Yansıyanlar 2/331-332)

Kur'ân'da Yeminler:

Gülen, Kur'ân'dan İdrake Yansıyanlar isimli eserinde, Kur'ân'daki yeminler hakkında kısaca şöyle der: '...Kur'ân'da bu tür yeminler çoktur. Cenab-ı Hak bazen yıldızlara yemin ettiği gibi, bazen Güneş'e, Ay'a ve bütün bir semâya yemin eder. Hattâ bazen yerdeki nimetlerine de yemin eder; zeytine, incire ve Tûr'a yemin bu türdendir. Bazen olur gündüze bazen de geceye yemin eder. Şüphesiz bu yeminlerin hepsinde onlarca sır ve onlarca hikmet gizlidir...' (2/363-365)

Müteşabih Âyetlerin Tefsiri:

Müteşabih âyetler içinde zikredilen Allah'ın sıfatlarının manâsı hususunda ulema iki mezhebe ayrılmıştır. Birincisi, Selef mezhebi: Allah'ın müteşabih sıfatları malûm gibi görünse de, bu sıfatların Allah'a isnadı muhal olduğundan, bunların medlullerinin tayinini selef uleması Allah'a tefviz ve havale etmişlerdir. Onlara sadece inanmak gerekir. İkincisi ise, Halef mezhebidir: Bunlar, zahiri muhal olan lâfzı, Allah'ın zâtına lâyık olan bir manâya hamlederler. Gülen'in bu husustaki görüşü ise şöyledir: 'Vech, yüz demek. Zât-ı Ulûhiyet hakkında kullanılan Vech (yüz), Yed (el) gibi müteşabihat konusunda şöyle bir anlayışım var: Bunlar, insan için ne ifade ediyorsa, birer sıfat mesabesinde, Kendi Zâtına, Şanına, Münezzehiyet ve Mukaddesiyetine uygun olarak, Cenâb-ı Allah (cc) hakkında da aynı şeyi ifade ederler. El, bir bakıma güç ve kuvvetin sembolü, tezahür vasıtasıdır. Yüz ise, hemen hemen bütün hususiyetleriyle zâtın kendisini gösterir. Kıyafet ilminde yüzün ifade ettiği manâ daima başta gelir. Bu sebeple, Zât-ı Ulûhiyet için Vech deyince, O'nun Zâtını, bütün isim ve sıfatlarının nokta-i mihrakiyesini, Yed deyince de Kudretini anlamak, en doğru bir anlayış şekli olsa gerektir...' (İsmail Ünal, Amerika'da Bir Ay, s. 96-97 ve 130). Görüldüğü gibi Gülen, Halef mezhebinin görüşünü tercih etmektedir.

Kur'ân'ın Tencîmi:

Kur'ân-ı Kerim'in toptan değil de, 23 senede âyet âyet ve sûre sûre nazil olmasının bir çok hikmetleri vardır. Tefsir usûlü kitaplarında anlatılan bu hususu Gülen kendisine sorulan 'Kur'ân-ı Kerim'in 23 senede inmesinin hikmeti nedir?' şeklindeki soruya cevap verirken temas etmiştir. (Asrın Getirdiği Tereddütler 2/115-121)

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."



Son Güncelleme ( 19.10.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Geçmiş Kavimler ve Ümit Atlasımız

Seyredin

Kurban İbadeti ve Câhillerin Hezeyanları

Seyredin

Kurban ve Güneydoğu

Dinleyin

Hatıralarla Hac ve Kurban

Dinleyin

Bakırköy Vaazı - 1989

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Medya, milletin duygularının tercümanı, kitlelerin rehberi ve nâşir-i efkârı, yani, düşüncelerini neşredendir. O, zulüm ve istibdat idarelerinde hep ya esir veya dalkavuk olarak kalmıştır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri