Ana Sayfa
Abant Platformu 'Küreselleşme'yi Masaya Yatırdı Yazdır E-posta
Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Zaman   
13.07.2002
Bu yıl küreselleşmenin tartışılacağı beşinci Abant Platformu, komisyon çalışmaları ile başladı. İlk günkü komisyon çalışmalarında ortaya çıkacak metinler, bugün genel kurulda tartışılacak ve platform yarın yayınlanacak sonuç bildirgesi ile sona erecek.

Toplantının açılışında söz alan Prof. Dr. Mete Tunçay, içeriğinden önce platformun benimsediği yöntemin kendisini heyecanlandırdığını vurguladı. Her yıl Abant'ta sağcı–solcu, mümin–münkir gibi her gruptan insanın kavgasız ve karşılıklı saygıya dayalı bir ortamda fikir tartışması yaptıklarını belirten Tunçay, "Ne yazık ki bu yöntem başka çevrelerce benimsenmiyor. Ancak demokrasi olacaksa başka yöntem de yok." dedi. Tunçay, aynı ülkede yaşayan insanların bir kısmını baskı altında tutan yönetim tarzına demokrasi denilemeyeceğini de kaydetti.

Toplantının bilimsel koordinatörü Prof. Dr. Mehmet Aydın bugüne kadar tartışılan konuların hep birbirinin devamı ve tamamlayıcı nitelikte olduğunu anlattı. Aydın, şöyle devam etti: "Küreselleşmeye karşı çıksak da üzerinde çalışmak zorundayız. Bu sene daha küresel ve din, laiklik gibi gibi heyecanlı tartışmalara sebep olan bir konu belirlemedik. Bugünlerde Ankara'nın ateşi zaten çok yüksek, bu yüksek tansiyona biz de katkıda bulunmayalım. Toplantı dengeleyici olsun."

Bolu Valisi Mehmet Ali Türker de Abant Platformu'nda her yıl ülkemizi ve dünyayı ilgilendiren sıcak konuların tartışıldığını dile getirerek, "Abant toplantısının ülkemizin düşünce ve fikir hayatında önemli bir yeri var." ifadesini kullandı. Toplantı mekanı olarak Bolu'nun seçilmesinin bölgenin tarihi ve doğal güzelliklerinin tanıtılması açısından büyük önemi olduğuna işaret eden Türker, "Abant Platformu sayesinde bu bölge daha fazla dikkat çekmeye başladı." diye konuştu.

Küreselleşme Masum Değil

Açılış konuşmalarından sonra komisyon toplantılarına geçildi. İlk günkü tartışmalarda küreselleşme sürecine en ağır eleştiriler Kültür Komisyonu katılımcılarından geldi. Kültür Komisyonu üyesi yazar Alev Alatlı, dünyanın küreselleşmediğini, sadece bazı şeylerin daha hızlı değişmeye başladığını savundu. "Küreselleşiyor denilen dünyaya bakıldığında sadece Ruanda'da 12 milyon insan açlıktan ölüyor." diyen Alatlı, küreselleşme denilen olgunun aslında bir imparatorluk olduğunu vurguladı. Alatlı şöyle devam etti: "Küreselleşme kendi kendine olmadı. Bu imparatorluk bazı güçler tarafından bilerek ve isteyerek oluşturuldu. Bu süreci ittiren ABD ve Avrupa Birliği değil. 100 veya 200 bin kişilik bir kartel gücü ellerindeki parasal imkanlarla dünyayı kontrol altında tutuyor." Alevî dedesi M. Naci Orhan da İslamiyet'in de, inançlı insanların da küreselleşmeden hiçbir endişeleri olmaması gerektiğini söyledi. İslam'ın temelinin akıl olduğunu kaydeden Orhan, "İslamiyet'in kurum ve kuralları ile tam olarak işletilmesi durumunda bizim küreselleşmeden korkumuz kalmaz." dedi.

Kültür Komisyonu'nun bir diğer üyesi dünyaca ünlü tarihçi ABD Wisconsin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Karpat, kürselleşme sürecinin bazı ülkelerin değerlerinden fedakârlıklarda bulunmayı gerektirdiğini vurguladı. Türkiye'nin Birleşmiş Milletler gibi uluslararası organizasyonlara katılmakla birtakım kazanımlar elde ettiğini; ancak bugün küreselleşme sürecine dahil olmanın çok daha fazla özveri gerektirdiğini hatırlatan Karpat, "Küreselleşen dünya ulus devlet anlayışından uzaklaşmayı gerektiriyor. Ulus devletler bu süreçte var olmaya devam edecek; ancak uluslararası bir üst yapının araçları veya uzantıları haline geleceklerdir. Bu nedenle Türkiye'nin küreselleşen dünyadaki konumunu çok iyi düşünmesi gerekir." yorumunu yaptı.

Ekonomi Komisyonu üyesi Prof Dr. Mehmet Altan ise, küreselleşme konusunda Türkiye'nin çok ciddi yapısal sorunları olduğunu öne sürdü. Kol gücünün yerini beyin gücünün aldığı bir dünyada Türkiye'nin halen sanayileşemediği tespitini yapan Altan, büyük yapısal dönüşümler olmadan ülkemizin küreselleşme sürecinde önemli bir aktör haline gelmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Bu Kadar Karamsarlık Fazla

Katılımcıların gerek Türkiye gerekse küreselleşme süreci üzerine olumsuz yaklaşımlarından sonra söz alan Prof. Dr. Faruk Şen, olumlu tespitleri ile havayı değiştirdi. Merkezi Almanya'nın Essen kentinde bulunan Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin Direktörü olan Şen, AB içinde 3 milyon 600 bin Türk yaşadığını aktararak, "Bana göre Türkiye fiilen AB'nin 16. üyesidir. Avrupa'daki Türk nüfus AB üyesi Avusturya'nın yarısı, Lüksemburg'un 8 katına eşittir." tespitini yaptı.

 
< Önceki   Sonraki >
Fethullah Gülen Web Siteleri