Bir Suikast, Bir Dava... Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Kötüİyi 
Faruk Mercan, Sonsaniye.net   
22.01.2003
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki bir duruşmasını izlediğim Fethullah Gülen davası giderek sonuçlanma aşamasına geliyor. Savcı Hamza Keleş'in verdiği "ağır" mutalaa, şahsen beni şaşırttı. O yüzden yeniden Doktor Necip Hablemitoğlu suikasti üzerinde düşündüm...

Yıllardır Ankara ve İstanbul'daki önemli davaları, duruşmaları izlerim. DEP'li milletvekillerinin davalarından Susurluk yargılamalarına kadar...

Bir tek, son anda adımın listeden çıkarılıp yerime Uğur Dandar'ın yazılmasıyla Abdullah Öcalan'ın İmralı'daki duruşmalarını izleyemedim. Uğur Dündar, ne hikmetse İmralı duruşmalarını izlemek için en son gün müracaat etmişti. Her yayın grubundan kaç gazetecinin davayı izleyeceği haftalar öncesinden belirlendiğinden, ona yer bulunamayınca piyango bana çıkmıştı ve adım listeden çıkarılıp Dündar eklenmişti. Durumu ilettiğim Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Cevdet Volkan da bana hak vermesine rağmen, o saatten itibaren yapılacak bir şey yoktu. Yine de İmralı duruşmalarını en azından Mudanya'dan izledim..

Aşağı yukarı on yıldır izlediğim bütün davalarda zaman zaman hakim ve savcıların nasıl yoğun "dış baskılara" maruz kaldığını bizzat gördüm ve yaşadım. Bu baskılar zaman zaman medya üzerinden gelir, zaman zaman başka türlü...

Türk yargısının seçkin hakim ve savcılarının bütün dış baskılara nasıl olağanüstü dirençle karşı koyduğunu da gördüm. Çünkü onlar için kararın çıktığı yegane kaynak vicdanlarıdır.

Esasen mahkeme olayının doğasında bu "dış baskı" olgusu hep vardır. Haklı taraf da, haksız taraf da mahkemeyi ve savcıyı etkilemek ister. Bunun en doğal yolu, mahkemedeki savunmadır. O yüzden mahkeme salonunda tarafların yapacakları savunma anayasal güvence altındadır ve bu savunmalara hiçbir kısıtlama getirilemez. Ve bu garanti sayesinde mahkeme salonlarında, zaman zaman adalet tarihine geçecek değerde savunmalar ortaya çıkmaktadır.

Ancak bazen de bu davaların doğrudan tarafı olmayanlar vardır ve onlar da, en az "davacı" ve "davalı" kadar bu dava ile yakından ilgilenirler. Doğrudan davaya taraf olmadıkları için mahkeme salonunda konuşamadıklarından, onlar başka türden eylemlerle mahkemeyi ve savcıyı etkilemeye çalışırlar. Çünkü şu veya bu şekilde o davadan çıkacak karar, menfaatlerini ilgilendirmektedir.

O yüzden mesela, bazı davalara yayın yasağı getirilir. Hatta Anayasa'da, "mahkemeyi etkileyecek yayın yapma" yasağı vardır. Amaç, mahkemenin hiçbir dış etki altında kalmadan tamamen önündeki dosya ile vicdanı arasında bağ kurup, buradan gelecek sese kulak vermesini sağlamaktır.

Hamza Keleş, Türk yargısının yetiştirdiği en titiz savcılardan biridir. Ankara'daki faili meçhul cinayetleri aydınlatan soruşturma ve son yılların en geniş çaplı hayali ihracat olaylarını ortaya çıkaran soruşturmadan sonra açılan iki davanın iddianamelerini o yazmıştır.

İkisi de yüz sayfanın üzerinde olan bu iddianameleri baştan sona okudum. Ben şahsen, pazartesi günü yapılan duruşmada Savcı Hamza Keleş'ten, Fethullah Gülen için "beraat" talep etmesini bekliyordum.

Keleş, iddianamesi meslektaşı Nuh Mete Yüksel tarafından yazılan bu davaya son aşamasında dahil oldu. Çünkü Nuh Mete Yüksel, meşhur "kaset olayı" sebebiyle DGM'den alındı. Beni en çok şaşırtan olay, Necip Hablemitoğlu suikastinden sonra, cenaze daha yerdeyken Nuh Mete Yüksel'in süratle olay yerine gelmesi ve gazetecilere çeşitli açıklamalar yapmasıydı. Yüksel, özellikle Hablemitoğlu'nun "casus Alman Vakıfları" ve Fethullah Gülen davalarında kendisine yaptığı katkılardan söz etti.

Fethullah Gülen davasında, başında beri pek çok kanaldan Mahkeme'yi etkileme çabalarının olduğu bir gerçektir. Bence eski Savcı Nuh Mete Yüksel'in suikast mahalline giderek yaptığı açıklamalar da bir etkileme çabasıdır. Özellikle bu türden davalarda, Türkiye'de ne düzeyde yoğun "irtica tehlikesi" olduğunu mahkemeye ve savcılara gösterme çabalarının sergilendiği biliniyor. Bu bazen bir gazete haberi ile, bazen bir "Şeyh operasyonu" ile, bazen başka türden bir eylemle olabilir.

O yüzden şu soruyu sormadan edemiyorum: Acaba, Hablemitoğlu suikastine karar verenler, bu olayın Fethullah Gülen davasında belirli bir kararın çıkmasına katkı sağlayacağını da hesaplamış olabilirler mi?.. İnşallah ben yanılıyorumdur ve Mahkeme'nin nihai kararını vereceği aşamada yeni vukuatlar yaşamayız...

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Mâyesi hikmetle yoğrulmuş hakîm, hücresinin daracık duvarları içinde kâinatları seyreder ve öyle ulaşılmaz noktalara ulaşır ki, dünyaları gezen seyyahlar, onların yüzde birini bile göremezler...
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri