| Bayram Duyguları |
|
|
| Hüseyin Gülerce, Zaman | |
| 13.02.2003 | |
|
Nicedir buruk bayramlar yaşıyoruz. Yine bir savaş arefesinde karışık duygular içerisinde bayram güzelliklerini arıyor, umutlarla teselli buluyoruz. Dışımızdaki sebepler çok ama müminlere yakışanları acaba bizler yerine getirebiliyor muyuz? Yaşantılarımızla insanları Müslümanlığa çağırabiliyor muyuz? Hazret–i İbrahim'le ilgili çarpıcı bir değerlendirmeyi Muhterem Fethullah Gülen'in bir sohbetinde dinlemiştim. Şöyle diyordu: "Hz. İbrahim (as) gibi halim (yumuşak huylu, hoş muamele eden) olabilmek çok önemlidir. Hz. İbrahim (as) ileriyi görebilen, hayalinde bile menfiliğe yer vermeyen, içte ve dışta hep müspeti ve yapıcılığı önde tutan bir tavır sahibiydi. Halim bir fıtrattı. Hz. Lut (as) ile olan münasebetlerinde hep halimce davrandı, hiç tavır koymadı. Hz. Lut (as)'u hep nefsine tercih etti. Hz. Lut (as) ile aynı toprakları paylaşıp, sahip oldukları hayvanlara aynı arazide bakıyorlardı. Hz. Lut'un (as) gönlüne, "O'nun sahası", "hayvanların çokluğu" gibi şeylerin gelip, onu sıkıntıya uğratır mı endişesi ile her şeyi Lut (as)'a bırakıp kendisi bugünkü Mekke topraklarına gitmiştir. Bu bir tercihti ve kardeşini kendine tercih etmiştir. Hz. İbrahim (as) bu tercihi yapmasaydı "himmeti milleti olan" bir İbrahim olamazdı. Biz de Hz. İbrahim (as) gibi arkadaşlar arasında halimliği koruyarak halil (samimi dost, sadık dost) olsak, olabilsek... Başında bir Peygamber olmasına rağmen Sodom ve Gomorre yerin dibine batmıştır ama o devrin sahibi ulü'l–azm peygamber Hz. İbrahim (as) içinden, Hz. Lut (as)'a karşı en küçük bir his dahi geçirmemiştir. "Kimin imanı varsa o dosttur. Müslümanlık çizgisinde bir araya gelenler kardeş olmaya mecburdur. Falan kötüdür diye kötülüğe kötülükle mukabele edemezsin. Müslümanlık hayattır, yaşamaktır. Makbul olan Müslümanlığı yaşamaktır, söylemek değil." Muhterem Gülen'in hatırlattığı "temsil, tebliğin önündedir" hakikati aslında yaşadığımız sıkıntıları, acıları izah etmede de ne büyük ölçü... Allah (cc) müminlere ne fırsatlar, ne imkanlar bahşediyor. Acaba millete, dine, insanlığa hizmet adına bu fırsatları ve imkanları bulan müminler bunu takdir edebiliyor ve değerlendirebiliyor mu? Bir bayram muhasebesinde belki de üzerinde asıl durmamız gereken konulardan biri de budur. Koltuklar, küçük şeylere takılıp kalmanın, iş takiplerine boğulup yorulmanın zeminleri olmamalıdır. Mekanlara hapsolup ufuklar daraltılmamalıdır. Arzu ve beklentiler, kimseyi Allah'a (cc) kulluk şuurundan uzaklaştırmamalıdır. Tam tersine böyle zamanlar, tam bir dayanışmayı, takım ruhunu ve vahdeti kuvvetlendirmelidir. Allah (cc) nimetlerini kullarından esirgemez. Ama kulları nimetlerin kıymetini bilmez, küçük meselelere takılıp kalır, makam sahipleri kendilerini aşamazlarsa, birbirlerinin noksanlarını görüp bunları büyütürlerse, uhuvveti sarsarsalar tarih şahittir ki sonra bu nimetleri hep kaybetmişler ve kabahati de başkalarına yüklemişlerdir. Müminin birinci işi manevi motivasyon, manevi beslenmedir. Ruhun beslenmesi ve imanın takviyesi o kadar önemlidir ki, vicdan o zaman konuşur, insaf o zaman devreye girer. Daha samimi, daha hoş görülü, daha tahammüllü, daha insaflı olabilme manevi beslenmeye bağlıdır. Bayram duyguları, birbirimizi sevmeyi hatırlatıyor. Dünyayı değil, Allah (cc) rızası için birbirimizi sevebilmeliyiz. Muhterem Gülen ne güzel ifade etmişti: "Dünyaya talip olunursa ya gelir, ya gelmez. Allah'a talip olunursa dünya arkadan gelir..." Kurban Bayramı duygularını yine onun bir tavsiyesiyle noktalayalım: Bir gün bütün dünya size teveccüh edebilir, el üstünde tutulabilir, gül gibi koklanabilirsiniz. Ama başınız dönmemeli... |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







