Tavırlarla İçtihad ve Tecdid: Gülen ve Gülen Hareketi Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 10
Kötüİyi 
İhsan Yılmaz   
21.02.2002
Yazı İndeksi
Tavırlarla İçtihad ve Tecdid: Gülen ve Gülen Hareketi
İçtihat ve Tecdit
Aydın Liderler, Yeni İçtihat ve Tecdit
Gülen`in Söylemi ve Bu Söylemin Kamusal Alanlardaki Etkisi
Türk Müslümanlığının Dinsel ve Hukuksal Çoğulculuğu ve Laiklik
Politika
Hoşgörü İçin Cihat, Medeniyetler Arasında Diyalog ve İşbirliği
Gayrimüslim Topraklarda (Dâr-ül Harb) Yaşama ve Batı ile İşbirliği
Sonuç

Gayrimüslim Topraklarda (Dâr-ül Harb) Yaşama ve Batı ile İşbirliği

Modern zamanlarda içtihadı gerektiren alanlardan birisi de; gayrimüslim ülkelerde yaşayan Müslümanların durumudur. Müslümanların gayrimüslim bir ülkede yaşayıp yaşayamayacakları ve hangi şartlarda yaşayabilecekleri, bu Müslümanların Dâr-ül İslam'la ilişkileri, İslam hukukuna ve kendi gayrimüslim yönetimlerine karşı etik ve hukukî yükümlülükleri gibi fıkhî söylemler, 8. yüzyıldan bu yana tartışma konusu olmuştur. Bu konu hakkındaki fıkhî söylem dogmatik olmamıştır. Karşılıklı olarak kapsayıcı olan dâr-ül harb ve dâr-ül İslam tezadına, dâr-ül İslam dışında yaşayan Müslümanların varlığı karşı çıkmaktadır. İslam fıkhı uzlaşmayı sağlamak için; ikrah, zaruret ve maslahat gibi bazı mekânizmalar ve kavramlar geliştirmiştir. Bunun sonucu olarak dâr-ül ahd, dâr-ül eman, dâr-üs sulh ve dâr-ül zaruret gibi Müslümanların dinlerini güçlükle ancak barış içinde yaşayabileceği anlayışlar uygulamaya konulmuştur. [1]

Gülen'in sıklıkla kullandığı terim dâr-ül hizmet, [2] bu açıdan yeni bir kavram olup onun vizyonunu da yansıtmaktadır. Günlük gazete Zaman'ın eski baş editörü ve Gülen'in 30 yıldan fazla süredir yakın arkadaşı ve mesai arkadaşı Abdullah Aymaz'a göre; eğer amaç iyi bir örnek oluşturarak İslam'a hizmet etmek ise, o zaman kişi nerede isterse yaşayabilir. [3] Müslüman her neredeyse, İslam ülkesi dışında bile olsa, dâr-ül harb, dâr-ül İslam tartışmalarına girmeden, lex loci'ye uymak, başkalarının haklarına saygı duymak ve doğru olmak zorundadır. Gülen'in anlayışına göre ümmet kavramı daha çok ulusal sınırları aşan bir sosyo-kültürel varlık olup, bir siyasal-hukuksal varlık değildir. Gülen bu sosyo-kültürel varlığın genel evrensel barışı sağlamaya vasıta olacağını ümit etmektedir.

Gülen, İslam ile Batı arasında neredeyse ütopik bir evrensel barışa ulaşmak için işbirliği projesi formüle etmektedir:

Batı İslam'ı yada Müslüman toprakları yok edemez ve Müslüman orduları artık Batının üzerine yürüyemez. Üstelik dünya daha da küresel hale gelmeye başladığı için, her iki taraf da alışveriş ilişkisine ihtiyaç hissetmektedir. Batı bilimsel, teknolojik, ekonomik ve askerî üstünlüğe sahiptir. Ancak İslam daha önemli ve hayati faktörlere sahiptir: İlahî kitabın öngördüğü şekliyle muhafaza ettiği İslam ve Hazreti Peygamberin (sav) sünneti, imanî esasların tazeliği, manevi özü, 14 yıldır eserleri görülen iyi çalışma ve ahlâk. İlave olarak İslam, asırlardır uyuşmuş haldeki Müslümanlara ve aynı zamanda materyalizm bataklığında boğulmuş birçok diğer insanlara, ruh ve hayat verme potansiyeline sahiptir. [4]

Ayrıca bu konuda şunları söylemektedir:

Gerekli olan yerlerde ve herhangi bir tehlike bulunmayan hallerde, Batıya ve Batı düşüncesine katılmada, Batının geliştirdiği şeyleri almada herhangi bir mahzur görmüyorum.

Gülen, küreselleşmenin sorunlarına ve fırsatlarına tepki vermede çabuk davranmıştır ve onun diyalog çabaları ayrıca bu bağlamda değerlendirilmelidir. Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesini desteklemektedir. Bu konuda şunları söylemektedir: 'Eğer hem Avrupa, hem de Türkiye karşılıklı olarak kabul edilebilir bir anlaşmaya varabilirlerse, gelecek ümit verici olabilir. Ancak bu; bir gözü geniş dünyada, bir gözü ise kendi dünyasında olan zeki insanların varlığını gerektirir.'

Ayrıca Türk insanını, Türkiye'nin şerefli temsilcileri ve büyükelçileri olmak üzere dış ülkelere göç etmeye teşvik etmektedir. Gülen'in söyleminde realizm önemli bir yer tutmaktadır. Sıklıkla ABD'nin uluslar arası arenanın lideri olduğunu ve Rusya ve Çin gibi diğer antidemokratik ülkelere kıyasla daha iyi bir alternatif oluşturduğunu söylemektedir. [5]

Hareketin küresel vizyonu, Gülen'in yukarıda özetlenen düşünce çizgisinde şekillenmiştir. Gülen'in küresel vizyonuna uygun olarak Zaman gazetesi bazıları iki lisanda olmak üzere 16 ülkede yayınlanmaktadır. Yine aynı vizyonu göz önünde bulunduran Samanyolu TV Avrupa, Orta Asya ve Kafkaslara yayın yapmaktadır. Gülen'in kitapları Türk dilleri başta olmak üzere İngilizce, Rusça ve Arnavutça olarak yayınlanmakta ve farklı ülkelerde satılmaktadır.

Dünyanın her tarafında dinler arası diyalog, hareketin gündemindedir. İkamet ettikleri ülkelerde, dâr-ül hizmet kavramını kullanarak ya dinler arası organizasyonlar, dernekler ve cemaatler kurmakta yada din adamları ile yakın ilişki içinde bulunmaktadırlar. Böylece, örneğin Kore'deki Türk işadamları farklı dinlere inananların inançlarını barış içinde yaşadıkları tarihsel yerleri ziyaret etmek için Budist rahipleri Türkiye'ye getirmişlerdir. Tayland'da Fatih Koleji yöneticileri düzenli olarak Budist makamları ve rahipleri ziyaret etmekte ve onlara Taylandlı öğrencilerin gösterdiği ilerleme hakkında bilgi vermektedirler. Rusya'da, Romanya'da, Gürcistan'da, Güney Afrika'da, Senegal'da vs. aynı uygulama yapılmaktadır. Hepsi de dinler arası ve kültürler arası diyalogun mutlaka evrensel bir barışa ulaşması gerektiğine ve bunun ilk adımının geçmişteki dinsel gerginlikleri unutmak, polemiğe yol açan tartışmaları göz ardı etmek ve ortak değerlere öncelik vermek olduğuna inanmaktadırlar. Öğretmenler, yöneticiler ve hicret maksadıyla bu ülkelere göç eden işadamları, hepsi niyetlerinin 'insanoğlunu, medeniyetlerin işbirliğine ve dünyanın bütün insanları arasındaki bağların güçlendirilmesine götürecek olan hoşgörü ve anlayış asrının doğuşuna hazırlamak olduğunu' tekrar tekrar vurgulamaktadırlar: 'İnsanların, yalnızca bir millet içinde değil, ulusal-siyasal sınırları aşacak şekilde bütün dünyada bir bütün olarak sahip oldukları ortak değerler, onları ayıran ve bölenlerden çok daha büyüktür.' [6]

Hareketin okulları neredeyse birçok ülkedeki tek Türk varlığıdır. Bu gerçek Türk istihbaratı tarafından da doğrulanmıştır. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı Direktörü ve Türkiye'nin eski Londra Büyükelçisi Özden Sanberk, liberal demokrat Türk aydınının okullara yaklaşımını şöyle özetlemektedir: 'Stratejik olarak ifade edersem, bu okullar, bulundukları ülkelerdeki tek Türk varlığı olmaları nedeniyle devlet tarafından desteklenmesi gereken kurumlardır.' [7] Hareket bu okulları kurana kadar, ne devlet, ne fikir kuruluşları, araştırma merkezleri ve ne de akademisyenler, böyle bir uluslar arası projeden teorik olarak bile söz etmemişlerdi. [8]

Gülen okullarında Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, Budistler, Şamanlar v.s. barış içinde birlikte eğitim görmektedirler. [9] Geniş İslam dünyasında, bu hoşgörü 'fikirleri dış dünyaya ulaşabilenler arasında yenilikçi takipçiler bulabileceği için, İslamcılığa karşı potansiyel bir meydan okuma teşkil etmektedir.' Okulların hepsi Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişini desteklemektedirler [10] ve Amerika Birleşik Devletleri'nin uluslar arası arenada halen lider olduğunun ve Rusya yada Çin ile kıyaslandığında daha iyi bir alternatif olduğunun bilincindedirler.

[1] K.A.E. Fadl (1994) 'İslamic Law and Muslim minorities: The juristic discourse on Muslim minorities from the 2nd /8th to the 11th/17th centuries'. İçinde yer aldığı eser: Islamic Law and Society, c. 1, S. 2, 141-187; Muhammad Khalid Masud (1989) 'Being Muslim in a non-Muslim polity: There alternate models', içinde yer aldığı eser: Journal of Institute of Muslim Minority Affairs, c. 10, s. 1, s. 118-128.
[2] Bu terimin Gülen cemaati tarafından kullanımı David Pearl ve Werner F. Menski, Muslim Family Law, 3. baskı (Londra: Sweet&Maxwel, 1998), s.64'te yeralmaktadır.
[3] Yazarın Abdullah Aymaz'la mülakatı, İstanbul, 3 Eylül 2000.
[4] Ünal ve Williams, The Advocate of Dialogue, s. 247.
[5] Gülen'in bu anlayışı, onun bir CIA ajanı olduğunun ileri sürülmesi gibi kişisel saldırılara da yol açmıştır.
[6] Yazarın Cemal Uşak ile mülakatı, İstanbul, 3 Eylül 2000; Bunlar ayırca benim Japonya, Kore, Tayvan, Tayland ve Pakistan'da bulunan bu insanlar arasında 25 Ocak-7 Mart 1998 tarihleri arasında; Kazakistan ve Kırgızistan'da 16-23 Mayıs 1998 tarihleri arasında; Endonezya ve Malezya'da 19-26 Aralık 2001 tarihleri arasında yaptığım kendi gözlemlerim ve mülakatlarıma dayanmaktadır.
[7] Douglas Frantz, New York Times, 25 Ağustos 2000. Ayrıca The Economist 'Şimdi kardeşlik kanatlarını Türkiye'nin ilerisine ve yaklaşık 300 okula sahip olduğu eski Sovyet Cumhuriyetlerine uzatmaktadır. Bu hareketin listesinde ayrıca Afrika, Güney Asya ve hatta Avustralya bulunmaktadır. Rusya'daki okulları yöneten Mustafa Kemal Şirin dört yıl önceki açılışlarından bu yana İngilizce ve fizikte bir dizi okullar arası yarışma kazandıklarını söylemektedir. 'Okullarımızda din dersleri yoktur' diye eklemektedir, 'Türkiye ve Türk kültürünü teşvik ediyoruz.' Geçen hafta eski Sovyet Orta Asyasındaki Türk büyükelçilerinin görüşlerini karşılaştıran hükümet içinde yayınlanan bir raporda, bu okulların gerçekten de Türkiye'nin dışarıdaki rolünü genişlettiği söylenmektedir.' 'Islamic Evangelists', The Economist, c. 356, Sayı: 8178, s. 527, Ağustos 2000.
[8] Düşünürler, hareketin, Türkiye'nin uluslar arası arenadaki konumunu güçlendirmedeki potansiyel önemine dikkat çekmektedirler. Bu açıdan Fuller ve Çandar, Gülen hareketinin 'Türkiye'yi İslam dünyasına olumlu şekilde sunmada ve Türk İslam'ı yada İslamcılığının ne demokrasiyi ne de Batı ile iyi ilişkileri inkar etmeyen ılımlı yüzünü göstermede' güçlü ve önemli bir rol oynayabileceğini önermektedir. Çandar, Cengiz ve Graham E. Fuller, 'Grand Geopolitics For a New Turkey, 'Mediterranean Quarterly, c. 12, sayı: 1, s. 22-38, Kış 2001. Yazarlar ayrıca 'Türk İslamcıların bölgedeki diğer İslamcı hareketleri ılımlılaştırmaya ve kendi başarılı modeli aracılığıyla uzlaşmayı desteklemeye yardım edebileceğini' ileri sürmektedirler.
[9] Yazarın Cemal Uşak ile mülakatı, İstanbul, 3 Eylül 2000.
[10] Yakın tarihlerde 17 kentte 2027 kişiyle görüşülerek yapılan bir anket Türk halkının yüzde 68,7'sinin Avrupa Birliği'ne girmeyi savunurken, yalnızca % 9.9'unun buna karşı olduğunu göstermiştir, Şükrü Elekdağ, 'Aklımız Avrupa'da', Millîyet, 21 Eylül 2000.


Son Güncelleme ( 19.10.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Nasıl Keyfiyet Kazanılır?

Seyredin

Peygamberlerin Hususiyetleri

Seyredin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Secde İzindeki Tehlike

Dinleyin

Edremit Vaazı - 1974

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsan, çok söz söylemekle değil, söylediği sözlerin yerinde ve faydalı olmasıyla kadrini, kıymetini yükseltir. Aksine, her yerde ulu orta konuşan kimse, hele konuştuğu şeyler de yüce mefhumlara ve uzmanlık isteyen mevzulara dairse, hem bir sürü hatalara düşer, hem de kendi değerini düşürmüş olur. “Çok konuşanın çok sakatatı olur” sözü ne kadar yerinde ve kıymetli bir sözdür.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri