| Tavırlarla İçtihad ve Tecdid: Gülen ve Gülen Hareketi |
|
|
| İhsan Yılmaz | |
| 21.02.2002 | |
|
Sayfa 5 Toplam: 9 Türk Müslümanlığının Dinsel ve Hukuksal Çoğulculuğu ve Laiklik Gülen, farklılık ve çoğulculuğu doğal bir gerçek olarak görmektedir. Bu farklılıkların kabul edilmesi ve açıkça ifade edilmesini istemektedir. Dinin ikna yoluyla yayılmasının, medenî dünyadaki tek metot olduğuna inanmaktadır. Hoşgörü ise sihirli sözcük ve uygulamadır. [1] Gülen; Türklerin İslam'ı belli bir tarzda yorumladığı ve uyguladığına, bu nedenle bunun adına Türk Müslümanlığı denilebileceğine kuvvetle inanmaktadır. [2] Bu konuda şunları söylemektedir: Hanefî anlayışı ve Türk usulü yorum, İslam dünyasının dörtte üçüne hakimdir. Bu anlayış benim için çok değerlidir. Eğer siz isterseniz bunu Türk Müslümanlığı olarak adlandırabilirsiniz. Bunun ciddi bir yan anlamı olmadığını gördüğüm için, bunun kimseyi üzeceğini sanmıyorum. [3] Türk Milleti İslam'ı yoruma açık alanlarda yorumlamıştır... İslam, çok geniş bir spektrum kazanmış ve büyük devletlerin dini haline gelmiştir. Bu nedenle Türk Müslümanlığı'nın uygun olacağını düşünüyorum. Bunun bir başka yönü de Kur'an ve sünnete köklü sadakatlerinin yanı sıra Türkler daima tasavvufa, İslam'ın ruhsal yönüne açıktı. Türk Müslümanlığı esasta, İslam'ın Kur'an'da ve sünnette bulunan değişmez prensiplerinden ve aynı zamanda Türk tarihi boyunca, tasavvufla birlikte kazanılan yorumlardan oluşmaktadır... Bu nedenle Türk İslam'ı daima daha geniş, daha derin, daha hoşgörülü, daha kapsayıcıdır ve sevgi üzerine kuruludur. Selçuklular ve Osmanlıların Türk Müslümanlığına ve onların dinsel çoğulculuk uygulamalarına atıf yaparak, Gülen şunların altını çizmektedir: İslam dünyası, Yahudilerle ilişkiler konusunda çok iyi bir geçmişe sahiptir. Neredeyse hiçbir ayrımcılık, soykırım, temel insan haklarının inkarı yada imha hareketi olmamıştır. Aksine Yahudiler, Endülüs'ten çıkarıldıklarında zamanında Osmanlı Devletinin onları kucaklaması gibi, zor zamanlarında da memnuniyetle kucaklanmıştır. Aynı zamanda daima hukuksal bakımdan çoğulcu bir sistem İslam dünyasına hakim olmuştur. Gülen ayrıca, dahilde İslâmî hukuksal ve kültürel çoğulculuğa hoşgörüyle yaklaşmaktadır. Bu bağlamda, örneğin 'Aleviler kesinlikle Türk kültürünü zenginleştirmektedir' demekte ve Alevileri kendi kimliklerini korumak için sözlü kültürlerini yazılı kültüre dönüştürmeye teşvik etmektedir. Bunu şu sözlerle vurgulamaktadır: 'Alevi toplantı yada ibadethaneleri desteklenmelidir. Tarihimizde birçok yerde sinagog, kilise ve cami yan yana var olmuştur.' Gülen'in felsefesinde laiklik, İslam dışı bir yaşam tarzı olarak anlaşılmamaktadır. Din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması ve bunun sosyal yaşama yansıtılması kabul edilmektedir. Dinin reddi ise kabul edilmemektedir. Gülen böyle bir laiklik anlayışının Selçuklularda ve Osmanlılarda zaten mevcut olduğunu ileri sürmektedir. Batı tipi laikliğe atıfta bulunmakta ve bu tip laiklik sınırları içinde İslam ve devletin laikliliğinin birbiriyle uyuşabileceğini ileri sürmektedir. Böyle bir laiklik anlayışının Selçuklular ve Osmanlılarda mevcut olduğunu şu sözlerle vurgulamaktadır: Onlar dünyevi konularda içtihadı kullandılar, devirlerinin ihtiyaçlarına cevap vermek için kanunlar ve emirler yayınladılar. [4] [1] Daha fazla ayrıntı için bkz: Ünal ve Williams, The Advocate of Dialogue, a.g.e., s. 256-258. [2] Gülen'in Türk Müslümanlığı hakkındaki düşüncelerinin ayrıntıları için bkz, a.g.e., s. 54-58. [3] Ünal ve Williams, The Advocate of Dialogue, a.g.e., s. 52. [4] Gülen ile mülakat, Haber Kritik, Osman Özsoy, STV, 29 Mart 1997. |
|
| Son Güncelleme ( 19.10.2006 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







