Tavırlarla İçtihad ve Tecdid: Gülen ve Gülen Hareketi Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 13
Kötüİyi 
İhsan Yılmaz   
21.02.2002
Yazı İndeksi
Tavırlarla İçtihad ve Tecdid: Gülen ve Gülen Hareketi
İçtihat ve Tecdit
Aydın Liderler, Yeni İçtihat ve Tecdit
Gülen`in Söylemi ve Bu Söylemin Kamusal Alanlardaki Etkisi
Türk Müslümanlığının Dinsel ve Hukuksal Çoğulculuğu ve Laiklik
Politika
Hoşgörü İçin Cihat, Medeniyetler Arasında Diyalog ve İşbirliği
Gayrimüslim Topraklarda (Dâr-ül Harb) Yaşama ve Batı ile İşbirliği
Sonuç

Hoşgörü İçin Cihat, Medeniyetler Arasında Diyalog ve İşbirliği

Yukarıda dikkat çekildiği gibi, Gülen, farklılığı ve çoğulculuğu doğal bir realite olarak görmekte; farklılıkların kabul edilmesini ve açıkça ifade edilmesini istemektedir. Gülen bu konuda şunu söylemektedir: 'Hazreti Peygamber (sav) bütün insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduklarını söylemektedir. İslam ırk, renk, yaş, millîyet yada fiziksel özelliklere göre ayrım yapmaz. Hazreti Peygamber (sav) buyurmuştur ki; 'Hepiniz Âdem'den (as) geldiniz, Âdem ise topraktan. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz.' [1]

Gülen dinler arası diyalogun kararlı bir destekleyicisi ve teşvikçisidir. [2] Gülen şu hususun altını çizmektedir: İslam, kendisinden önceki bütün dinleri, tarihin değişik devirlerinde gönderilen bütün peygamberleri ve kitapları kabul eder. Bunları yalnızca kabul etmekle kalmaz, ayrıca onlara inanmayı, Müslüman olmanın temel prensibi olarak görür. Bunu yapmakla bütün dinlerin temelde bir olduğunu ilan eder. Bir Müslüman aynı zamanda Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. İsa (as) ve diğer bütün İbranî peygamberlerin de gerçek takipçisidir. Bu inanç Hıristiyanların ve Yahudilerin tarih boyunca Türk yönetimi altında iken, dinî haklarını rahatça kullanabilmelerinin sebebini açıklamaktadır. [3]

Kur'an'da kullanılan tarzın (bazı Yahudiler ve Hıristiyanların 'gerçeğe' karşı inatçılığı ve düşmanlığını ifade etmek için kullanılan üslubun) her dönemdeki bütün Yahudiler ve Hıristiyanlar için kullanılacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığını savunmaktadır:

'Yahudileri ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan âyetler ya Hazret-i Muhammed (sav) döneminde yaşayan yada kendi Peygamberleri döneminde yaşayan bazı Yahudi ve Hıristiyanlar hakkındadır.' [4]

Gülen inanmaktadır ki, İslâmî sosyal sistem; erdemli bir toplum oluşturmayı ve böylece Allah'ın rızasını kazanmayı amaçlar. Gücü değil hakkı sosyal yaşamın temeli olarak kabul eder. Düşmanlık kabul edilmez. İlişkiler mutlaka; çatışma ve kişisel menfaatlerin gerçekleştirilmesi yerine; iman, sevgi, karşılıklı saygı, yardım ve anlayışa dayalı olmalıdır. [5]

Onun görüşüne göre, bir mü'min mutlaka her tür düşünce ve sistemle iletişim kurmalıdır; Mevlanâ'nın pergeli gibi. 'Öyle bir kişi ki, tıpkı bir pergel gibi bir ayağı imanın ve İslam'ın merkezine sağlam basmaktadır ve diğer ayağı ile birçok milletin halkıyla birliktedir.' [6] Bu amaçla, Gülen 1994 yılında, faaliyetleriyle toplumun bütün katmanları arasında diyalog ve hoşgörüyü teşvik eden, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın kurulmasına öncülük etmiştir. [7] Gülen, Vakfın onursal başkanıdır. Vakıf Başkanı Harun Tokak'a göre Vakıf temel prensip olarak; önce gazeteciler ve yazarlar arasında ve sonra toplum ve hatta bütün insanlık arasında sevgi, hoşgörü ve diyalogu geliştirecek ve güçlendirecek faaliyetler gerçekleştirmeyi seçmiştir. [8]

Vakıf 1995 yılı Şubat ayında büyük bir otelde geniş bir iftar daveti vermiştir. [9] Katılımcıların farklılığı bakımından türünün ilk örneğidir. Katılan 1000'i aşkın davetli arasında çeşitli sosyal grupların elit tabakası bulunmaktadır. Vakıf aynı yıl başka bir büyük olay daha organize etmiştir: '1995 Yılı Hoşgörü Ödülleri.' 1997 yılında, Vakıf 'Medeniyetler Arası Diyalog' adıyla bir uluslar arası konferans düzenlemiştir. Bu organizasyonun amacı medeniyetler çatışması tezinin, diyalog yaklaşımıyla değiştirilmesi olarak açıklanmıştır. Ortodoks Patriği Bartholomeos, Vatikan'ın İstanbul Temsilcisi Monsegnor George Marovitch, Katolik Cemaati Lideri, Türk Protestan Presbiteryenleri Cemaatinin temsilcisi ve Yunanistan Genel Konsülü de konferansa katıldı. Vakıf başkanı, geleceğin medeniyetler arası çatışmayla belirleneceği fikrine karşı olduklarının altını çizmektedir. [10]

1997 yılında Vakıf uluslar ve medeniyetler arası bir kongre tertiplemiş, hoşgörü ve kültürler arası işbirliği temalarını işlemiştir. 1998 yılında Fethullah Gülen, Vatikan'da Papa ile ve daha sonra da Kudüs Hahambaşısı ile görüşmüştür. Vakfın Genel Sekreteri Cemal Uşak, 'Radikaller ve fanatiklerden tepkiler geldi, ama ılımlılığı destekleyen çoğunluk Gülen'i tebrik etti' demektedir. [11] 2000 yılı Nisan ayında, Vakfın Kültürler arası Diyalog Platformu Şanlıurfa ve İstanbul'da 'Diyaloglu Bir Ümit Sembolü ve İnanç Bağı: Hz. İbrahim' sempozyumunu düzenlenmiştir. Vakıf ayrıca dolu bir yayın programına sahiptir. Vakıf tarafından yayınlanan bazı kitapların başlıkları şöyledir: 'İslam ve Laiklik', 'Osmanlılarda Bilim ve Teknoloji', 'Medeniyetler Çatışmasından Diyaloga', 'Doğu-Batı Kaynaklarında Birlikte Yaşama', 'Din, Devlet, Toplum ve Osmanlıda Hoşgörü'.

Hareket; etnik, ideolojik, dinsel ve kültürel arka planları ne olursa olsun bütün düşünürleri ve aydınları bir araya getirmeyi amaçlamaktadır. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ayrıca ilgili konularda bir fikir üreten merkez (think-tank) işlevi görmektedir. Abant Platformu Türkiye'nin sorunlarına, her düşünceden aydınları ve düşünürleri bir araya getirerek çözüm bulma girişiminin bir sonucudur. Bu platform, düşünürlerin laiklik, sekülerizm, din ve mantık ilişkileri gibi hassas konularda anlaştıkları bir yer olması yönüyle yakın Türkiye tarihinde benzeri olmayan bir örnektir. Vakıf Abant toplantılarını yıllık olarak organize etmektedir. Ve her bir toplantı bir deklarasyonla sona ermektedir. 1998 yılında tema 'İslam ve Laiklik'; 1999 yılında 'Din ve Devlet İlişkileri' ve 2000 yılında 'Demokratik Hukuk Devleti' idi.

1998 Abant Deklarasyonu, Anglo-Sakson kültürlerinde uygulandığı şekle göre laikliği yeniden tanımlama girişimiydi. Üstelik deklarasyon, İslam teolojisini modern meydan okumalara cevap verebilecek tarzda yorumlamaktadır. Deklarasyon akıl ve nakilin çatışmadığını; bireylerin sosyal yaşamlarını organize etmek için kendi akıllarını kullanmaları gerektiğini; devletin toplumda yaygın din ve inançlar karşısında tarafsız olması gerektiğini; devlet yönetiminin bir tek dinî geleneğin egemenliğine dayandırılamayacağını; sekülerizmin bireysel hakları ve özgürlükleri genişletmesi ve hiç kimseyi kamusal alandan dışlamaması gerektiğini vurgulamaktadır.

Gülen'in söylemi ve uygulaması, gazeteciler Mehmet Altan, Ali Bayramoğlu, Mehmet Barlas, Etyen Mahcupyan, Mehmet Ali Birand, Gülay Göktürk, Taha Akyol, Cüneyt Ülsever ve Cengiz Çandar gibi Türkiye'nin sorunlarının çözümünün bir konsensüse ulaşılmasına bağlı olduğunu düşünen tanınmış liberal aydınlar arasında destek bulmuştur.

Üstelik 'Radikal İslamcı' olarak tanınan Ali Ünal gibi düşünürler de şimdi Gülen'in düşünce ve uygulamasını tam olarak desteklemektedir. Ali Bulaç ve Fehmi Koru gibi etkili ve aynı zamanda Batılı akademik çevrelerde de tanınan Müslüman düşünürler de, söylemlerini Gülen çizgisine çekmişler ve önceki dönem düşüncelerinden farklı fikirler açıklar hale gelmişlerdir. Örneğin; Ali Bulaç şimdi İslam'ın belli bir yönetim biçimine sahip olmadığı fikrini, tam olarak desteklemektedir. Bulaç; 'Eğer siyasal İslam'ın anlamı teokratik bir devlet kurmaksa, bu bitmiştir' diyerek bir zamanlar çatışma ve kutuplaşma nedeni olan İslam'ın şimdi artık uzlaşma temeli olduğuna dikkat çekmektedir. [12] Önceleri Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesine karşı çıkmakta iken, şimdi Türkiye'nin Birlik'e katılmasını savunmaktadır. Bir zamanlar 'Hıristiyan Kulübü' olarak algılanan Avrupa Birliği'ni, Bulaç şimdi emr-i bil maruf şekline bürünmüş 'Kopenhag Kriterleri' olarak görmektedir. Yakın tarihlerde gayrimüslim ülkelere göçlerden 'hicret' olarak söz etmiştir. [13] Bir başka saygın Müslüman düşünür ve aydın bir zamanlar şunu yazıyordu: 'Gülen bu diyalog söylemiyle gündeme gelene kadar, bizler Kur'an'da dinler arası diyalogu ve işbirliğini teşvik eden çok sayıda âyet bulunduğunun farkında değildik.'

Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığının var oluş nedeni; ulusları aşan bağlantıları ve rolleri bastırarak, özel imalat bir ulusal modern İslam yaratmakken, son iki yıldır bu rol değişmeye başlamıştır. [14] Bu değişim; dinler arası diyalog, Avrupa Birliği ve Türk Dünyası konularında çok belirgin olarak görülmektedir. Farklı bir deyişle, Diyanet İşleri Başkanlığının ana görevi, bütün uluslar arası ve ulusları aşan bağlardan koparılmış, spesifik ve ulus-devletin resmî sınırlarıyla sınırlanmış, seküler bir modern 'Türk İslam'ı' yaratmak amacıyla, İslam'ı seküler ulus-devletin gereksinimlerine uygun olarak kontrol altında tutmak ve evcilleştirmek idi. [15] Dinler arası diyalog, Türkiye'de gücü elinde bulunduran elitin gündeminde yoktu ve bu nedenle Başkanlığın gündeminde de yoktu. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kemalist düzen tarafından Gülen hareketinin faaliyetlerini dengelemek için ulusal sınırları aşan bir rol oynamaya 'teşvik edildi'. Dinler arası diyalog ancak; 'laik' çevrelerce başkanlığa yönelik olarak; yetkisiz bir gayri resmî lider, yani Fethullah Gülen, dinler arası diyalogla uğraşırken ve hatta Vatikan'da Papayı ziyaret ederken, Başkanlığın tamamen hareketsiz kalması nedeniyle eleştirilerde bulunulması üzerine, Başkanlığın gündemine girmeye başladı. Bu reaksiyonun altında yatan psikoloji, laik elitin dinin kontrolünü elinden bırakmak istememesi idi. [16] Bir süre sonra Başkanlık, söylemini tamamen yeniledi ve dinler arası diyalog elementlerini, Hıristiyanlarla Müslümanlar arası diyalog dahil olmak üzere gündemine almaya başladı. Önceden, Başkanlığın söyleminde bu temalara karşı olan herhangi bir husus bulunmamakla birlikte, bu temalardan herhangi bir bahis de bulunmuyordu. Bu temaların devletçe desteklenen 'Türk dini' ile ilgisi yoktu. Ancak yakın tarihlerde Başkanlık dinler arası diyalog için bir birim kurmuştur.

Şimdi Başkanlık otoriteleri, İslam'ı modernitenin meydan okumalarına karşı yeniden yorumlama, çağa uygun yeni gelişmeler, Müslüman olmayan batı topraklarında yaşayan Müslümanlar, dinler arası diyalog ve barış içinde bir arada var olma gibi arzularını seslendirmeye ve Başkanlığın gelecekteki faaliyetlerinin bu gibi konulara yönelik olacağını vurgulamaya başlamışlardır. [17] Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz da, 16 Haziran 2000 tarihinde Vatikan'ı ziyaret etmiş ve Papa ile özel bir görüşme yapmıştır. [18] Bu olay Türkiye'de medyanın, 'Tarihte ilk kez!' başlıklarıyla, yoğun ve etkileyici ilgisiyle karşılanmıştır. Köşe yazarları bunun diğer dinlerle diyaloga girmenin iyi bir fikir olduğunu vurgulamışlardır. Oysa Fethullah Gülen öncülük edene ve devletin dinî konular üzerindeki hayalî kamusal tekelini tehdit edene kadar bu fikir, Kemalist eliti hiç ilgilendirmiyordu.

Gülen ayrıca takipçilerini genetik mühendisliği, organ nakli, müzik, sanat, modern teoloji, tefsir, Müslüman-Hıristiyan diyalogu v.s. konularında çalışmaya ve bu çağda bu konular hakkında mümkün olan İslamî cevapları formüle etmeye teşvik etmektedir. [19] Hareketin; Nil, Kaynak, TÖV, Truestar gibi yayınevleri bu çalışmaları desteklemekte ve yayınlamaktadır. Şimdi Gülen'in takipçilerinin birçoğu bu konularda çalışmakta, tebliğler ve kitaplar yayınlamakta ve bu konularda PhD tezleri yazmaktadır. Bu yayın şirketleri tarafından yeni fetva kitapları da yayınlanmaktadır. Dinî dergi Yeni Ümit, son 10 yıldır bu fikirleri yaymaktaydı. Gülen'in söylemi etrafında yeni bir intelijensiya gelişmektedir.

[1] Gülen, 'A Comparative', a.g.e., s. 134.
[2] Ayrıntılar için bakınız; Ünal ve Williams, The Advocate of Dialogue, s. 193-304.
[3] Gülen, 'A Comparative', a.g.e., s. 206.
[4] Ünal ve Williams, The Advocate of Dialogue, s. 260.
[5] Gülen, 'A Comparative', a.g.e., s. 137.
[6] Ünal ve Williams, The Advocate of Dialogue, s. 206.
[7] Gülen'in diyalog söylemi ve faaliyetleri bir dizi kişi ve grup tarafından sürekli eleştirilmektedir. Bu gruplar siyasal yelpazenin iki aşırı uçlarından, aşırı sol ve aşırı muhafazakar Müslümanlardan oluşmaktadır. Hatta bazı yazarlar Gülen'in ülkeyi sözüm ona sattığına dair gizli anlaşmaları deşifre ettiklerini söyleyen komplo teorileri bile üretmişlerdir. Örneğin bakınız; Millî Gazete'den Mehmet Şevket Eygi bu açıdan söz edilmeye değen fenomenal bir örnektir. Bakınız; Eygi, 'Türk Dünyası', Millî Gazete, 5 Mayıs 2000.' Ve aynı yazarın 'Papalıkla Gizli Anlaşma', Millî Gazete, 26 Mayıs 2000; Kemalist-solcu günlük gazete Cumhuriyet, 3 Aralık 2000; bir millîyetçi aylık dergi, (Örneğin bakınız Necip Hablemitoğlu, Yeni Hayat, S. 52), Maocu Doğu Perinçek'in İşçi Partisinin haftalık gazetesi Aydınlık ve Şeyh Haydar Baş'ın Yeni Mesaj'ı (Örneğin şu sayılarına bakınız, 23 Eylül 2000, 6 Mayıs 2000, 7 Haziran 2000, 17 Haziran 2000 ve 23 Eylül 2000) bu konuda Eygi ile yarışmaktadır.
[8] Yazarın Harun Tokak ile mülakatı, İstanbul, 1 Eylül 2000.
[9] Ünal ve Williams Vakfın bu gibi organizasyonları, bu ortamlarda Gülen'in ve diğer saygın Türk elitinin konuşmaları ve bunların yankılarının ayrıntılı bir dökümünü vermektedirler, bakınız Ünal ve Williams, The Advocate of Dialogue, s. 208-240, ayrıca bkz. s. 262-304.
[10] Zaman, 2 Kasım 1996.
[11] Yazarın Cemal Uşak' ile mülakatı, 3 Eylül 2000.
[12] Bulaç, Zaman, 4 Haziran 2000.
[13] Bulaç, Zaman, 19 Nisan 2001.
[14] Başka bir yerde, Gülen'in diyalog faaliyetleriyle Diyanet İşleri Başkanlığının son zamanlarda değişen yaklaşımı arasındaki doğrudan bağlantıyı ayrıntılı olarak ele aldım: Yılmaz, 'Changing Institutional', a.g.e.
[15] Yavuz, 'Cleansing Islam', a.g.e.
[16] Böyle bir yorum için bkz; Asım Yenibahar, 'Diyanet İşleri Başkanı neden Papa'yı Ziyaret Etti?, Akit, 20 Haziran 2000. Burada Yenibahar 'bazı güç odaklarının' Diyanet İşleri Başkanını Gülen'in ziyaretine bir cevap olarak Vatikan'a gönderdiklerini ileri sürmektedir.[17] Bu konularda ve Diyanet İşleri Başkanlığının gelecekteki rolü hakkında Yusuf Kalkan ile uzun bir tartışma yaptım. Kalkan, samimi olarak niyetinin herhangi bir ideoloji ihraç etmek değil, İslam'ın gelecekte Avrupa ve dünyadaki görünümünün şekillendirilmesinde kendi paylarına düşeni, hoşgörü ve diyalogu vurgulayarak, yapmak olduğunun üzerinde durmaktadır. Yazarın Dış İlişkiler Daire Başkanı Yusuf Kalkan ile mülakatı, Ankara, 16 Ağustos 2000.
[18] Ayrıntılı bilgi ziyareti zamanındaki günlük Türk gazetelerinde bulunabilir yada ayrıntılar için bkz; Diyanet, aylık dergi, sayı 115, Temmuz 2000. s. 6-17. Derginin ön kapağında Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz'ın Papa ile el sıkışırken çekilen fotoğrafı yer almaktadır. Ayrıca bkz. Diyanet Avrupa, s. 15, 15 Haziran-15 Temmuz 2000.
[19] Yazarın Gülen'le mülakatı, ABD, 27 Mart 2000.


Son Güncelleme ( 19.10.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Mâyesi hikmetle yoğrulmuş hakîm, hücresinin daracık duvarları içinde kâinatları seyreder ve öyle ulaşılmaz noktalara ulaşır ki, dünyaları gezen seyyahlar, onların yüzde birini bile göremezler...
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri