Böyle Hocalarımız da Varmış... Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Abdullah Aymaz, Zaman   
24.02.2002
Bir önceki yazıda hatıralarını aktardığım İncirliovalı Şahabeddin Hoca'mızın sözleriyle devam edeceğiz: Hoca Kemal Erimez, çok ileri görüşlü birisiydi. Zaman zaman düşüncelerini bana açardı. Ben onun görüşlerinin hayata geçirilmesini çok zor buluyordum. Sonra İzmir'e gitti. Fethullah Gülen Hocaefendi ile tanışınca hayallerinin gerçekleşeceğini anladı.

İkisi el ele, gönül gönüle verince Kur'an–ı Kerim'de medh ü sena edilen ensar ve muhacir gibi oldular. İhlas ve samimiyetleri onları o hale getirdi. Aslında İzmir'e beraber taşınacaktık. Fakat Çarşı Camii imamı olarak ben pek cesaret edemedim.

"Hacı Kemal ağabeyimle hatıralarım çoktur. Hilal mecmuası sahibi Salih Özcan, hacda her tavaftan sonra ve yüzlerce defa Arafat, Müzdelife ve Mina'da 'Ya Rabbi, Hacı Kemal'in iyiliklerini artır, etrafını çoğalt, ilmini ve hilmini artır...' diye dua ederdi. Biz de yüksek sesle 'Amin ya Rabbi!' diyerek duasına katılırdık. Rabbim dualarımızı kabul etti!" "Bir gün Medine–i Münevvere'de Abdullah İzmirli isimli ağabeyimizin evinde bulunuyorduk. Onun evi Mescid–i Ebi Zer'in yanındaydı. Oraya istediğimiz zaman girer çıkardık. Anahtarın yerini bilirdik. Zaten evde yalnızdı. Kadın falan olmazdı. O gün baktık evde misafirler var. Onlarla hiç tanışmıyoruz. Selam verdik. Evde akşamdan kalma pişmiş, haşlanmış bir kuzu bulduk. Meğer Abdullah ağabey onu bu misafirler için hazırlamış, onlara yemek verecekmiş... Tabii bizim karnımız aç, onlarda hiçbir hareket yok. Ne yapalım?.. Karnımızı bari doyuralım diye başladık. Tabii biraz sonra bir kemik yığını oldu. Abdullah ağabey çarşıdan gelip durumu görünce 'Ben bu misafirlerime yemek verecektim, siz bir şey bırakmamışınız. Şimdi ne olacak?' dedi. Biz 'Arkadaşlar kimler?' sorduk. Başladılar kendilerini tanıtmaya 'Efendim ben İstanbul Müftüsü Fikri Yavuz... Ben Tüccar Musa Topbaş, Ben Muhiyiddin...' Ben de 'Bendeniz İncirliova Çarşı Camii İmam ve Hatibi Şahabeddin Varol...' deyince, Hacı Musa Bey, Müftü Fikri Yavuz'a dönüp 'Maşallah müftü efendi, böyle koca boğazlı imamlarımız da varmış. Bununla bir yarışma yaptıralım. Bakalım kim galip gelecek?..' dedi. 'Hac dönüşü İstanbul'a gelir misin?' diye sordular. Ben de 'Gelirim' dedim. Ben bu işi bir muhabbet sözü olarak anlamıştım. Dönüşten on beş gün sonra biletimi alıp göndermişler. Biletim Hacı Kemal ağabeye ulaşmış. Baktım iş ciddi. O zaman uçağa İzmir Çiğli Hava Limanı'ndan bindik İstanbul Yeşilköy Hava Limanı'na indik. Havaalanına bizi karşılamaya gelmişler. Adeta bir başbakan karşılar gibi... Ben uçağın merdivenlerinden inerken konuşulanları duyuyorum. Hacı Kemal indi arkasında ben varım... 'Hangisi... Önce inen mi, yoksa sonra inen mi?' diyorlar. Yere inince bir alkış başladı. Oradan doğruca Musa Topbaş Efendi'nin Erenköy'deki evine gittik. Güzel, bakımlı, bahçeli bir ev... On iki gün kaldık. İstanbul'un iki yakasını ve fabrikaları gezdirdiler. Benim halimi, şakalarımı, sohbetimi, çok sevdiler. Nihayet yarışma günü gelmişti. Bütün meşhurları çağırdılar. Kırk elli tane davetli ve yarışmacılar vardı. Beni devamlı konuşturuyorlar. Ben abdest alacakmışım gibi kollarımı sıvadım, pantolonumun kayışını gevşettim, düğmeleri çözdüm. 'Ne oluyor?' dediler. Ben de 'Elimin yağı ile bana pantolon mu çözdüreceksiniz, hazırlık yapıyorum işte!' dedim. Diğer yarışmacılar, İstanbullu oldukları için kibar davranıyorlardı. Hacı Musa Topbaş Bey'in evinde Necip Fazıl Kısakürek de bulunuyordu. On iki gün o da hiç ayrılmadı. Ona 'Yarışma başlıyor... Üstadım jüri başkanı sizsiniz... Kararı siz vereceksiniz.' dediler. Adet üzere çorba geldi. Ben çorbayı hiç kaşık değdirmeden tabağı kaldırıp su içer gibi içtim. Kaşığımı başkasının çorbasına daldırmaya başladım. Etleri kemiğinden ayırır ayırmaz yutuyordum. Üstad bu halime dikkat ediyormuş. Bir ara 'Beyler dikkat!' dedi. Herkes onu dinliyordu. 'Yarışma tamamdır. Ben bu Aydın'dan gelen imama birinciliği verdim. Bunun önünde durulacak gibi değil... Elektrik süpürgesinin hortumu gibi asılıyor mübarek... Sanki aspiratör gibi... Bunu kimse geçemez!..' dedi. Salonda bir alkış koptu. Birinci olmuştum. Ben 'Bu birinciliğin ödülü ne?' diye sordum. Musa Efendi 'Almanya, Roma, Paris, Londra, Washington... Nereyi istersen... Bu cemaat şahit olsun, götüreceğim... Ne istersen alacağım. İstediğin yeri sen söyle, duysunlar.' dedi. Ben de 'Hacca gitmeyi çok seviyorum. Hac zamanı geldiğinde gidemezsem çocuk gibi ağlıyor, hacıları uğurlamaya bile gidemiyorum.' dedim. 'Öyleyse önümüzdeki yıl, hac benden.' dedi. Hakikaten gönderdi. Hacı Kemal ağabeyimle üç defa hacca gittim ve hep güzel insanlarla tanıştım... Ali Ulvi Kurucu'yu, kardeşi Ziya Bey'i, hattat Mustafa Erzurumlu'yu, saatçi Mustafa Efendi'yi, Hacı Ahmet Tatari'yi, Kâbe imamlarını, Kâbe vaizini, Ankara'dan Armutçular'ı hep onun sayesinde tanıdım." "Hacı Kemal beni Tacikistan'a götürecekti. Fakat 13 Mart 1997'de saat 08.30'da telefon çaldı. Büyük oğlu Celal Erimez 'Hafız amca babamı kaybettik.' dedi. Kahvaltı yapıyorduk. Lokmalar boğazımda kaldı. 'İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciun.' diyebildim."

İnşallah bu mevzua devam etmek istiyorum...

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Küçük bir şey başarınca her şeyi başaracağını zannetmek şeytanî bir vehimdir.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri