| Eksper Kemâl… Veli, Melek Kemâl... |
|
|
| Abdullah Aymaz, Zaman | |
| 02.03.2003 | |
|
Merhum Hacı Kemal Erimez Ağabey, İncirliova Çarşı Camii İmamı Şahabeddin Varol'dan çok bahsederdi. "Çok yer, çok latifecidir ama altın gibi bir kalbi vardır. Efendimizi (sav) rüyasında çok görür. Bir sefer cami içinde aşikar temessülüne şahit olmuştur." derdi. Zaten İncirliova denilince iki isimden bahsederdi. Birisi Şahabeddin Hoca, birisi de Eksper Kemal Bey… "O bir veli idi. Kerâmetine şahit oldum... Zaten sokaktan geçerken, onun edepli ve terbiyeli halini gören kadınlar, "Bu Eksper Kemal yeryüzünde Allah'ın bir meleği" derlerdi. Bir gün meyhanede içip kafayı çeken bir grup sarhoş, gelişigüzel küfrediyorlardı. Beni görünce bana, İslam mürşid ve büyüklerime de küfürlü laflar etmeye başladılar. Ben de eski demokratlardanım. Siyasi bir yönüm vardı. Menderes'i zamanında karşılamış, koskocaman bir dana kurban etmiştik. Herkes bilir. Belki adamlar karşı partidendi... Ama işte küfrediyorlardı. Ben de İslami yaşayışa yeni girmişim, heyecanlıyım. Ne yapacağımı da bilmiyorum. Eski dönemimde olduğu gibi kafam attı. Eve gittim. Silahımı belime taktım meyhaneye doğru gitmeye başladım. Soğukkanlı, sabırlı davranacak halim yoktu. Bir anda karşıma Kemal Bey çıktı. Yüzüme baktı, sanki her şeyi anlamıştı. 'Ne oldu sana ağabey? Sen ne yapıyorsun?' diyerek kolumdan tuttu oradan yani beladan beni kurtardı." Hacı Kemal Erimez, Şahabeddin Hoca'nın başından geçmiş bir olayı şöyle anlatmıştı: "Şahabeddin Hoca temiz bir insan olduğu için İncirliova'nın imkanları geniş bir yerlisi, tek kızı ile onu evlendirir. Hoca zengin bir aileden değil. Zamanla mallar o kişinin kızına yani hocanın hanımına kalır. Şehrin gelişmesiyle, tarlalar bile çok kıymetli arsalar olur. Yenge bütün malları hocanın üstüne yaptırır. Alım–satımda sıkıntı olmasın, hoca dilediği gibi hareket etsin diye böyle yapar. Ama bir gün hocanın rüyasında mahşer kurulmuş herkes malının mülkünün hesabını vermektedir. Orta yerde ateşten kıpkırmızı hale gelmiş demir bir saç vardır. Herkes onun üstüne çıkmaktadır. 'Peynir, ekmek, don, gömlek' diyen fakirler bir solukta hesaplarını verip kurtulmaktadır. Fakat kızgın saç üstünde malının mülkünün hesabını bilemeyenler azap çekmektedir. Yavaş yavaş sıra kendisine gelmekte, hoca da mahşer meydanında malları devretmek için asıl sahipleri olan hanımını aramaktadır; ama sürüklenip kızgın saçın yanına yaklaşmaktadır. Tam sıra kendisine gelince uyanır ve yanı başında uyuyan hanımını tutup 'İşte malların hepsi bunun. Bütün malların sahibi bu!' demektedir. Ne olduğunu anlayamayan hanımefendi de kan ter içinde konuşmalarına devam eden hocayı zorla kendisine getirir. Hemen o gün üzerindeki bütün malları resmen hanımına devreder.' Şahabeddin Hoca diyor ki: "Hacı Kemal Ağabey'in son zamanlarında kendisiyle telefonla konuşuyorduk. Bayramda geleceğini söylemişti. Ramazan–ı Şerif'in sonlarına doğru bir gece rüya görüyorum. Medine'deyim. Ravza ile Baki Mezarlığı'na yakın birbirinden büyük iki ev gördüm. Hatta bahçelerinde kocaman marul yetişmiş, ondan koparıp yedim. İncirliova öğretmeni Necati Tamer kardeşimiz vardı. Evlerin küçüğü o rahmetlininmiş, büyüğü de Hacı Kemal Ağabey'e aitmiş. İkisini de ziyaret ettim. Hacı Kemal'in evinde asırlık büyük ağaçlar da vardı. Rüyamda yine evlerin fiyatını da sordum. Necati Bey'in evinin beş milyara, Hacı Kemal'in evinin ise on beş milyara olduğunu öğrendim. Çok sevindim. 'Burada da bir evimiz var.' diyordum. Uyandım ama evler kafamda o kadar yer etmiş ki, sanki fotoğrafları duvarda asılı gibi duruyordu, gözümden hayali bir türlü akşama kadar gitmiyordu. İkinci gece yine rüyamda evde hanım, ben, oğlum gözleri âmâ ağabeyim var. (Ağabeyim otuz yıldır geceleri uyumaz, ibadetle meşgul olur.) Sahur yemeğine kalkmışız. Kapımızın zili çaldı. Bir de ne göreyim Efendimiz (sav) 'Esselamu Aleyküm' diyor. 'Ve aleyküm selam. Buyur ya Resulallah' dedim. Söylediği söz ' Müşriklerden rahatsız oldum, buraya emin bulduğum için geldim.' buyurdu. (Epey zaman önce Fethullah Gülen Hocaefendi, Hacı Kemal Bey'le fakirhaneye misafir olmuş salonumuzda oturmuşlardı.) Efendimiz (sav) onların oturduğu aynı yere oturdu. Beraber yemeğe başladık. Bizim yemeğe has kesik ve kese yoğurdundan yedik. (Kesiği pek severiz. Hakikaten ben üç gün ekmekle kesik yemiştim.) Sofra da Efendimiz (sav) âmâ olan ağabeyimin yanına oturdu. Yukarıda asılı lamba, sanki sofranın içinde imiş gibi parıl parıl parlıyordu. Sofra nurlara gark oldu. Yemek bitince dedim ki: 'Ya Resulallah, dün ben Medine–i Münevvere'ye gelmiştim. Necati Bey'le Kemal Bey size yakın ev almışlar, onları ziyaret ettim.'Aldılar.' dedi. Ben 'Bugün de siz ziyarete geldiniz, memnuniyetimi tariften acizim. Size sarılıp doya doya öpmek istiyorum. Ya Resulallah müsaade eder misiniz? dedim. Müsaade etti. Öyle sarıldım ki, önce sakalına sonra yanaklarına yapıştım. Böylece uyandım." Böylece Şahabeddin Hoca, Hacı Kemal Erimez'in Efendimiz'e (sav) yakınlığını da bir şekilde ifade etmiş oluyor. Sonra da şöyle diyor: 'Hasılı Hacı Bey çok iyi insandı. Onu benim kadar anlayan insan azdır, sanırım. O yüksekliğine yüksek, genişliğine gayet geniş, derinliğine çok derin hoşgörülü, güzel, anlayışlı, iyiliksever, abide bir şahsiyetti.' Güzel insanlar, güzel arkadaşlarını böyle anlatıyorlar… |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







