| Fransız Le Monde Gazetesi'nden Nicole Pope'la |
|
|
| Nicole Pope, Le Monde | |
| 28.04.2003 | |
|
Nicole Pope, İsviçre'de doğdu. Lübnan ve Irak Kızılhaç'ıyla çalıştı. Türkiye'de milletlerarası radyo istasyonları ve Fransız Le Monde için muhabirlik yapıyor.
Nicole Pope: Birden fazla, değişik İslâm var mıdır? Fethullah Gülen: İslâm'ın kabul edilmiş genel bir tarifi var. Bu, aynı zamanda dinin de tarifidir. Kaba taslak, tarif şudur: İnsanları kendi hür iradeleriyle, hür tercihleriyle mutlak hayra götüren, Allah tarafından ortaya konmuş kanunlar bütünüdür. Bu, dindir ve dolayısıyla bu tarifin İslâm'ın tarifinden farkı yoktur. İslâm'ın temel kaynakları vardır. Bu kaynaklara dayanan ana kuralları itibariyle farklı, birden fazla İslâm görmek mümkün değildir. Bu temel kurallar içinde iman esasları vardır. Allah'a, Peygamberlere, meleklere, kitaplara, öldükten sonra dirilmeye inanma gibi esaslar var. İslâm'ın değişik yorumlarında bunlar hiç farklı anlaşılmamıştır. Bu temel esaslarda bütün İslâmî anlayışlar ittifak halindedir. Tevrat, Tevrat'a mütadil diğer kitaplar ve İncil'de de bazıları sahih olmasa dahi bu tür yorumlar söz konusudur. Allah'a ibadet edilmesi konusunda genel ittifak vardır. Fakat, bazı ikinci derece meselelerde, meselâ namazın sünnetleri konusunda, teferruat diyebileceğimiz detaya ait hususlarda yorum farklılığı vardır ve bu normaldir. Şu kadar ki, İslâm'ı takdimde üslûp farklılığı olabilir. Bazen de İslâm'ı müdafaada farklı bir yol takip edebilirler. Bu, İslâm'ın farklı varyasyonlarının olması şeklinde değil de, detaya ait bazı meselelerde, zamanın yorumunun, insanların kendi kültürlerinin, kendi anlayışlarının tesirlerinden gelen küçük farklılıklar olabileceği anlamındadır. Pope: Taliban var. Türk Müslümanları arasında farklı eğilimler var. Sonra, Türk Müslümanları batıya daha yakın. Gülen: Müslümanlık bu bölgede asırlara hükmetmiş bir milletin dini olarak hep bugün anladığımız, gördüğümüz şekilde ve hattâ daha yumuşak, daha kucaklayıcı olarak yorumlanmıştır. Böyle olmasaydı, vesâyâ dediğimiz, koruma altındaki ülkeler dahil, Viyana'dan (İran haricinde) Çin'e, Moskova önlerinden Afrika ortalarına kadar hakim olduğu çok geniş bir sahada Osmanlılar, bu kadar uzun süre kalamazlardı. insanlara karşı çok iyi davranmışlar, dinlerine, diyanetlerine karışmamışlardır. Geçen gün bir televizyon kanalında gösterilen Fatih'in bir kanunnamesinde, 'Herkes kilisesinde ibadetini istediği şekilde yapabilir, dinini istediği şekilde yaşayabilir, buna kimse karışamaz' denmektedir. Bunlar, çok önemli şeylerdir. İstanbul'u fethetmiş, çok genç ve hisleriyle hareket edebilecek, dolayısıyla belli bir hınç taşıyabilecek Fatih'i böyle davranmaya sevk eden, düşüncesinin, davranışlarının temelini oluşturan, Kur'an'dan ve Peygamber'in uygulamalarından kaynaklanan temellerdir. Fatih, Ayasofya'daki resimlere dokunmamış, orada toplanmış olanlara hiçbir şey dememiştir. Davranışları, bugünkü manâda fevkalâde demokrattır. İdaresi, şekil olarak bir İmparatorluk idaresi gibi görünüyordu ama aslında fevkalâde demokrattı. Osmanlılardan önce, Selçuklular da aynı şekilde davrandılar. İlhanlılarda yaşayan da buydu, Karahanlılar'da yaşanan da buydu. Şimdi, bir taraftan Türkler Müslümanlıkla tanıştıkları andan itibaren hep böyle yaşarken, Türklerle beraber belki aynı dönemde, İranlılar hiç de böyle düşünmüyorlardı. Raşid Halifeler diyebileceğimiz Peygamber Efendimiz'e en yakın dört halifeden sonra, meselâ Emevîler Türkler gibi değildi. Farklı yanları vardı. Abbasilerin farklılıkları vardı. Ne var ki, Türkler, İslâm'ın temel disiplinlerine bağlılık içinde, yoruma açık yanlarında Tecdit (yenileme), içtihat gibi dinamikleri işlettiler. Zamanın ve şartların gerektirdiği yorumları iyi yaparak, İslâm'ın evrensel yorum esprisini yakaladılar. İyi yorumlar ortaya koydular. Dolayısıyla, zannediyorum, Türkiye'nin de içinde bulunduğu geniş bir alanda öteden beri bu yumuşaklık her zaman var olmuş. Bu yüzden, belki dini sağlam bir temele oturtma imkânı olmasa da, buna 'Türk Müslümanlığı' demek zannediyorum makuldur. Ama, din açısından Türk Müslümanlığı, Kürt Müslümanlığı, Arap Müslümanlığı olmaz. Asırlarca geniş sahalara hükmeden devletler kurmuş olan Türkler, toplum hayatıyla, sosyal hayatla alâkalı olarak, ekonomik hayatla, ticarî hayatla alâkalı olarak yorumlar ortaya koymuş, kanunnameler vücuda getirmiş ve evrenseli yakalama mevzuunda çok ciddi bir gayret sergilemişlerdir. Günümüzde de bu farklılık devam ediyor. Ancak, Türkiye'de fundamentalist deyip, irtica deyip bazı kesimlere yapılan saldırılar, karşı tarafı da bir takım aşırı hareketlere çekmiş olabilir. Şu anda gördüğümüz bazı şeyler bizi yanıltabilir; ama yanılıp, bunları esas almamak lazım. Bizim anlayış tarzımız, üslubumuz genelde kucaklayıcı, bütün insanları kucaklayıcı mahiyettedir. Ve İslâmiyet'in gerçek yorumu da, yoruma açık yanlarıyla budur... Biraz evvel Sivas meselesini arz ettim. Camiden çıkan, ibadetini yapmış, ibadet neşvesi içindeki insanları, mukaddeslerine dil uzattığınızda tahrik etmiş olursunuz. Bu avam halk o anda dengesini yitirebilir. Hissi aklın, mantığın önünde olan insanlar otel de yakabilir mahalle de yakabilir. Türkiye'de de çeşitli adlar altında bir kesime böyle baskı yapıldıkça, bu baskılar tabiatıyla tepki doğurur, karşı hareketlere yol açar. Reaksiyonda denge aramak doğru değildir. Siz bir aşırılık yaparsanız, karşı bir aşırılıkla mukabele görürsünüz. Şimdi, bu aşırılıklara bakarak Türkiye'nin genel durumunu değerlendirmek yanlış olur. Ve bu, dünyayı aldatabilir. Yoksa, normalde Türk insanının, büyük çoğunluğun nabzını tutanlar, Türkiye'de gerçek Müslümanlığın nabzını tutmuş olurlar. Pope: İslâm ve demokrasi konusunda ne diyeceksiniz? Gülen: Bu ülkede Müslümanlığın temel bir yeri vardır. Müslümanlar kendi anlayışlarına göre demokrasi, laiklik diyebilirler. İdare şekli ne olursa olsun, hattâ, demokrasinin en mükemmel şekli olsun, bundan daha önemli olan, iyi bir insan olma meselesidir. Ahlâken mükemmel ve faziletli insan olma meselesidir. Farabî gibi, ütopya yazarları, faziletli şehirden bahsedenler, şehri öne çıkarmışlardır. Halbuki, insan daima önde düşünülmelidir. Şehir, medeniyet, ülke, belde arkadan gelir. Demokrasi için de erdemli, faziletli insanların mevcudiyeti çok önemlidir. Bana göre, İslamiyet insanlara çok iyi bir demokrasi terbiyesi verir. Demokrasi, İslam'ın terbiyesinden geçmiş faziletli insanlarla mükemmele yakın şekilde tatbik edilebilir. Şimdi siz, nasıl dünyadaki bazı uygulamalara bakarak, 'kaç çeşit İslâm var?' diyorsunuz, aynı şekilde, dünyada da pek çok çeşit demokrasi uygulaması vardır. Fransa'daki demokrasi anlayış ve uygulaması İngiltere'dekinden, İngiltere'deki Almanya'dakinden farklılık arz edebilir. İslâm'ın demokrasiyle bir problemi yoktur. Hattâ, belli ölçüde kanunnamelerine bakılırsa, Osmanlı dönemiyle ilgili olarak çokları lâiklikten, sekülerizmden bahseder. Temel iman ve ibadet esaslarına ters düşmeyecek şekilde, yeni yeni kanunlar yapılmış. Bir profesör arkadaşımız, bu kanunnamelerle ilgili olarak, onları naklettiği 11 cilt kitap yayınladı. Bunlar açık olarak Kitap, Sünnet ve ilk ana kaynaklarda yok. Zamanla ortaya çıkan yeni meselelerde hüküm verilirken, ana kaynaklarda açık bir şey bulunmazsa, bunlarla ters düşmemeğe bakılır... Bu açıdan bakıldığından, İslâm'ın demokrasiyle, öyle büyük ölçüde lâiklikle bir problemi yoktur. Ama, lâiklik temelde hukûkî bir kavram olduğu ve sahası da hukuku ilgilendirdiği halde, sistem tamamen seküler sistemdir deyip İslâm'ı dışlarsanız, lâiklik diye, ilk ortaya çıktığında lâdînilik, yani dinsizlik diye tercüme edilen felsefî bir lâikliği dayatmaya kalkar ve beşer için en tabiî bir fenomen olan dini görmezlikten gelirseniz, o zaman toplumda tefrikaya, zıtlaşmalara sebebiyet verebilirsiniz. O zaman dünya kadar lâiklik demokrasi karşıtı insan çıkabilir. Böylesi çıkışlarda, bu çıkışı yapanların yanlışı kadar, onları bu yanlışa sevk eden insanların da hatalarına dikkat çekmek gerekir. Pope: Türkiye'de dediğiniz şekilde bir karşı çıkış oldu mu? Şu ana kadar, bu konuda provokasyon sebebi olabilecek hadiseler cereyan etti, fakat toplumdan herhangi önemli bir çıkış görülmedi. Gülen: Hayır, olmadı. Bu da, Türk toplumunun olgun bir toplum olduğunu, öyle hemen aşırı tepki vermeyeceğini, feveran etmeyeceğini gösteriyor. Toplumun, devletine saygısı var. Bu milletin % 99'u Müslüman deniyor. Herkes her bakımdan Müslümanlığın gereklerini yerine getirmese de, halkımız Kur'an'a saygılı, peygamberlere ve mukaddeslerine saygılıdır. Bununla birlikte, meselâ Avrupa Birliğine, küçük bir radikal grup dışında halkımız karşı çıkmadı. Hattâ, sonunda Refah bile karşı çıkmaz konuma girdi. Aynı şekilde, laiklik ve demokrasi konusunda bir inatlaşmaya, ayak diremeğe rastlanmadı. Toplum olarak, genel manâda hoşgörüyü kabul ediyoruz. Belli ölçüde bu hoşgörü akım ve kabulünü siz de fark etmişsinizdir. Sadece, 500-1000, en fazla 40 bin tirajlı bir kaç yayın organına sahip, eskiden beri komünizmle içli dışlı olduklarından varlıklarını kavgada, çatışmada gören ve hâlâ din düşmanlığını yaşatan küçük sol gruplar ve onların sağdaki benzerleri dışında hoşgörüye toplumumuzda karşı çıkan olmadı. Şimdi bu genel ve büyük çoğunluk varken, sağda ve soldaki bu aşırı ve marjinal uçlara bakarak Türkiye hakkında kanaat ortaya koymak yanıltıcı olur. Yanlış bir Türkiye tanıtımı olur. |
|
| Son Güncelleme ( 01.11.2006 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







