| Vatanını Seven Ona Saldıramaz |
|
|
| Abdullah Aymaz, Zaman | |
| 12.05.2003 | |
|
Ara sıra hatıra ve değerlendirmelerini yazıp bana fakslayan Osman Nuri Bey, son yazısında şöyle diyorlardı: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri bence iki büyük olay olmuştur. Birincisi, dünya konjonktüründe gerçek ağırlığını bir türlü hissettirememiş olan Türk milletinin zeki ve çalışkan delikanlıları, fizik, kimya, biyoloji ve matematik olimpiyatlarında öne çıkıp birincilikler almışlardır. İkincisi, üç milyonluk Ermenistan kadar dünyada lobisi olmayan memleketimizin 1990’lı yıllardan itibaren bir lobi faaliyeti başlamıştır. Bu iki büyük olayın fikir mimarı ve teşvikçisi Fethullah Gülen Hocaefendi’dir ve bu vatanın öz evladıdır.” “1998 yılında Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bir akümülatör fabrikası kurmuştuk. Kaldığım ev şehrin bir ucunda, fabrika diğer ucundaydı. Bir şoförümüz vardı; Ahmet amca... Kıymetli bir Türkmen dedesi. Bir sabah Ahmet amca, telefon etti: “Araba bozuldu. Tamir ettirip gelirim. Sen kendi imkânlarınla fabrikaya git.” dedi. “Olur, Ahmet amca.” dedim. Evden çıkıp on, on beş km uzaklıktaki fabrikaya gitmek için taksi bekliyordum. Kavun içi renginde bir Moskoviç marka araba durdu, gitmek istediğim yeri söyledim. “Olur” dedi. Arabaya bindim, Türkmen geleneklerine göre taksiye binince taksicinin eli sıkılır, selam verilir ve hâli hatırı sorulur. Taksicinin hâlini hatırını sordum, Türkmence... Taksici sorularıma cevap verirken birkaç Azerice kelime söyledi. “Azeri misiniz? Birkaç Azerbaycan dilinde kelimeler kullandınız.” dedim. Taksici, “Hayır, ben Ermeni’yim.” dedi. Ben “Azerbaycan dilini nereden öğrendiniz?” dedim. Taksici “Karabağ Ermenisi’yim, oradan biliyorum.” dedi. Ben “Dünyada en çok takdir ettiğim millet, Ermeni milleti.” dedim. Taksici yüzüme bakarak “İranlı mısın?” dedi. “Hayır, Türk’üm.” dedim. Taksici, “Yalan söyleme. Türkler bizi sevmez, nasıl takdir eder?” dedi. Ben “Niye takdir ettiğimi söyleyeyim; inanıp inanmamakta serbestsiniz.” dedim. Taksici, “Kızma, Ermeni olduğumu söyleyince, arabama binen Türkler bazen arabadan iniyor, bazen suratını asıyor.” dedi. Taksici devam ederek, “Niye takdir ediyorsunuz, anlatır mısınız?” dedi. Ben “Benim bildiğim Ermeni milletinin nüfusu üç milyon. Ama Fransa Parlamentosu’na, soykırım kararı çıkarttınız, soykırım anıtı diktirdiniz. Birçok parlamento elinizde, istediğinizi yaptırıyorsunuz. Hiçbiri doğru olmadığı halde... Biz, üç yüz üç milyonuz; ama kimse bizi takmıyor. Bu yüzden sizi takdir ediyorum. Nasıl yapıyorsunuz bu işi merak ediyorum.” dedim. “Senin adın nedir?” dedi. “Osman Nuri” dedim. “Sizin isminiz ne?” diye sordum. “Ruben Agabekyan” dedi. “Anlatayım, seni sevdim.” dedi. Biz yüz yıllardır dünyaya dağıldık, Rusya’nın her tarafında, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Gürcistan, Ukrayna, İran vs. ülkelerde, bütün hava limanlarındaki taksiciler Ermenilerdir. Ayrıca biz dünyaya okullarımızı açtık, işadamları dernekleri kurduk, böylece lobilerimizi oluşturduk. Siz daha bu işe başlayalı beş–altı yıl oldu. Bizden en az yüz yıl geridesiniz bu konuda.” dedi. Ahbap olduk. Daha sonra Ermeni taksici Ruben Agabekyan çok ziyaretimize geldi. Fabrikada, ikrâmda bulunduk. İşte Fethullah Gülen Hocaefendi, bu necip milletin dünya konjonktüründe hak ettiği yere yükselmesini isteyen ve bu yolda hiçbir menfaat gözetmeden çalışan bir vatan evladıdır.” Burada mevzu ile doğrudan alakası olmasa bile dolayısı ile Bediüzzaman Hazretleri’nin 1909 yıllarında Ermeniler hakkındaki düşüncelerini de aktarmak istiyorum: “Size bunu katiyen söylüyorum ki, şu milletin saadeti ve selameti Ermenilerle ittifak etmeye ve dost olmaya vâbestedir. Fakat mütezellilâne dost olmak değil, belki izzet–i milliyeyi muhafaza ederek, musâlaha elini uzatmaktır. Bir şey söyleyeceğim: Eğer Ermenilerin hepsini birden varlık sayfasından silmek mümkün olsaydı belki size onlara karşı husumetin bir faydası olabilirdi. (Ama bu mümkün mü?) Halbuki, Âdem zamanından beri yolda arkadaşlık edip bizimle gelmiş (Ermeniler gibi) büyük bir unsurun zevâli değil, belki küçük bir kavmin mahvı dahi mümkün değildir. Ömer Dilân kabilesi bin senedir yine Ömer Dilan’dır. Hem de onlar uyanmışlar, biz uykudayız, rüya görüyoruz. Hem de onlar fikr–i milliyette müttefik ve kavidirler. Biz ise ihtilâfla şimdilik boşuz hem de galebe etmek istiyoruz. Onların sizi mağlup ettiği silah ile yani akıl ile, fikr–i milliyetle, meyl–i terakki ile, temâyül–ü adâletle mağlup edebiliriz. Bence şimdi kılıç vurana, o kılıncın aksi döner, yetimlerine dokunur. Şimdi galebe kılınç ile değildir. Hem de dostluğun sebebi vardır. Zira komşudurlar. Komşuluk, dostluğun komşusudur. Hem de onlar uyandılar, dünyaya yayıldılar, terakkiyat tohumlarını topladılar; vatanımıza ekecekler. Bizi medeniyete mecbur, terakkiye îkaz, bizdeki fikr–i milliyeti hüşyâr etmek lâzımdır. Hem de bizim düşmanımız ve (...) torunu husumet beydir.” (Münazarat) Eğitim, dünyaya açılma, diyalog ve herkesi kendi konumunda kabul etme, bizim muhtaç olduğumuz şeyler... Bu hususta ufuk açanların fikirlerine ihtiyacımız var. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







